Planlama Dergisi - Planning: 33 (2)
Cilt: 33  Sayı: 2 - 2023
DIĞER (YARIŞMA, ARAŞTIRMA ÖZETLERI, ODA GÖRÜŞ VE DEĞERLENDIRMELERI)
1.
Ön Sayfalar
Frontmatters

Sayfalar I - VII

EDITÖRYAL
2.
Editöryal
Editorial

Sayfa X

ARAŞTIRMA MAKALESI
3.
Köylerin Mekânsal Planlama ve Tasarım Süreçlerinin Mevcut Mevzuata Göre İrdelenmesi
Examination of Spatial Planning and Design Process of Villages According to the Current Legislation
Çağla Aydemir, Atila Gül
doi: 10.14744/planlama.2022.15807  Sayfalar 205 - 217
Kırsal yerleşimlerin en önemli bileşeni olan köyler, kendine özgü yaşam biçimleri, arazi kullanımları, sosyo-kültürel yapıları, doğal ve kültürel peyzajı, tarihsel olgusu ve mekân kurgusu ve kendine özgü doğa ile ilişkili ekonomik kaynakları ile harmanlanmış mekânlardır. Ülkemizde kırsal mekânlara yönelik mevcut mevzuatın günümüz ihtiyaçlarını karşılayamadığı gibi içerik bakımından yetersizliği ve karmaşıklığı uzun vadede endişe verici bir boyut aldığı görülmektedir. Özellikle kırsal alanların sürdürülebilirliği açısından kırsal alanlarda izlenilen yasa ve politikaların değişmesini ve revize edilmesini gündeme getirmiştir. Türkiye’deki köy yerleşimlerinin mekânsal planlama, tasarım ve yönetim süreçlerinde yaşanan eksiklikler ve sorunlar sosyal, kültürel, çevresel vb. pek çok sorunun temelini oluşturmaktadır. Bu çalışmada ülkemizin kırsal yerleşimlerine yönelik kavramsal çerçevesi, mekânsal planlama ve tasarıma yönelik mevcut mevzuat (yasa ve yönetmelikler vb.) detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Sonuç olarak, kırsal yerleşimler ve köylere yönelik mevzuatın güncel, bütüncül, ilişkili ve ayrıntılı olmaması nedeniyle uygulamada farklı yorumlara ve çok yönlü sorunlara yol açmaktadır. Bu nedenle kırsal alan, kırsal yerleşim ve köy ile ilgili kavramsal, mülki idari, yönetsel, mekânsal planlama ve tasarım boyutlarının sürdürülebilir ve bütüncül olarak ele alınması, gelecekteki ihtiyaç ve koşullara göre mevzuatın revize edilmesi gerekmektedir.
Villages, which are the most important components of rural settlements, are places that are blended with their unique lifestyles, land uses, socio-cultural structures, natural and cultural landscape, historical phenomenon and space setup, and economic resources associated with their unique nature. In our country, the current legislation for rural areas cannot meet today's needs, and its inadequacy and complexity in terms of content have taken an alarming dimension over a long time. Especially in terms of the sustainability of rural areas, it has brought up the change and revision of the laws and policies followed in rural areas. The deficiencies and problems experienced in the spatial planning, design, and management processes of village settlements in Turkey are related to social, cultural, and environmental, etc. forms the basis of many problems. In this study, the conceptual framework of our country's rural settlements, and the existing legislation (laws and regulations, etc.) for spatial planning and design were examined in detail. As a result, because the legislation for rural settlements and villages is not up-to-date, holistic, relevant, and detailed, it causes different interpretations and multifaceted problems in practice. For this reason, it is necessary to address the conceptual, civil, administrative, managerial, spatial planning, and design dimensions of rural areas, rural settlements, and villages as sustainable and holistic, and the legislation should be revised according to future needs and conditions.

4.
Orta Ölçekli Kentlerde Konut Üretimi: Aydın’da Yerel Müteahhitler
Housing Production in Mid-Sized Cities: Local Building Contractors in Aydın
Emre İrfan Kovankaya, Asuman Türkün
doi: 10.14744/planlama.2023.44827  Sayfalar 218 - 233
Bu çalışma, Aydın’da faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli konut üreticilerinin gelişim süreçleri ve davranış kalıpları üzerinden, 2000 ve 2010’lu yıllarda Türkiye’de yaşanan konut üretimindeki artışın orta ölçekli kentlerdeki yansımalarını incelemektedir. Kentsel mekandaki değişimin en önemli dinamiklerinden birisi konut üretimidir. Günümüzde konut üretimi barınma gibi temel bir ihtiyacı karşılayacak kullanım değerinden ziyade, bir yatırım aracı olarak görülmekte ve değişim değeri üzerinden ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada da, konut üretimi kullanım değerinden ziyade değişim değeri üzerinden gerçekleşen bir bağlamda ele alınmaktadır. Literatürde 1980 sonrası inşaat sektörü, ağırlıklı olarak büyükşehirlerde gerçekleşen mega projeler, altyapı yatırımları, devlet politikaları, uluslararasılaşma, finansallaşma ve büyük inşaat üreticileri üzerinden incelenmiştir. Oysa özellikle 2007 yılında çıkan konut kredisi yasasıyla birlikte orta ölçekli kentlerde de inşaat üretimi artmıştır. İnşaat sektöründeki bu yükselme, özellikle de konut ve gayrimenkul sektöründe görünür olmuştur. Orta ölçekli kentlerde genişleyen konut piyasası içindeki orta ve küçük konut üreticileri, konut üretiminde merkezileşme eğiliminde olan büyük inşaat sermayesinin girmeye tenezzül etmediği yerel ölçeklerde etkili olmaya devam ederken piyasadaki dalgalanma ve kriz eğilimleri karşısında da ayakta durmaya çalışmaktadırlar. Bu çalışma da, Aydın iline bağlı Efeler, Kuşadası, Söke ve Nazilli gibi farklı özellikler taşıyan dört yerleşimde aktif olan konut üreticilerinin eğilimleri üzerinden konut sektörünün bu bölgedeki özgünlüklerini ve konut üreticilerinin profillerini incelemektedir.
This study examines the reflections of increase in housing production in Turkey in the 2000s and 2010s in medium-sized cities through development processes and behaviour patterns of small and medium-sized local contractors operating in Aydın. Housing production is one of the most important dynamics of change in urban space. Today, housing production is preferred as an investment tool rather than its use value that will meet a basic need such as shelter and comes to the fore through its exchange value. In this study, housing production is handled in a context over exchange value rather than use value. In the literature, the post 1980 construction sector has been examined through mega projects, infrastructure investments, government policies, internationalisation and large construction manufacturers, mainly in metropolitan cities. However, especially with the housing loan law enacted in 2007, construction production has also increased in medium-sized cities. This rise in the construction sector has been evident in the housing and real estate sectors. Medium and small housing producers in the expanding housing market in medium-sized cities continue to be influential on local scales, where large construction capital, which tends to centralize in housing production, does not deign to enter while trying to survive in the face of fluctuations and crisis trends in the market. This study examines the uniqueness of the housing sector in this region and the profiles of the housing manufacturers through the tendencies of the local building contractors active in the four settlements of Aydın province, namely Efeler, Kuşadası, Söke and Nazilli.

5.
Alanya Turizm Kümesinde Firma Büyüklükleri ve Turizm Sektörü İlişkilerinin Mekânsal Düzeyi
Firm Sizes and Spatial Level of Tourism Relations in Alanya Tourism Cluster
Fatma Erdoğanaras, Kübra Cihangir Çamur, Demet Erol, Melisa Bıyıklı
doi: 10.14744/planlama.2023.12599  Sayfalar 234 - 250
Küreselleşme, ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, dünyada turizm sektörünün boyutunu, kapsamını önemli ölçüde değiştirmiştir. Yüksek düzeyde kırılgan ve riskli bir pazarı olan, çeşitli firmalar arasındaki tamamlayıcılık ilişkilerine dayanan turizm sektöründe rekabet edebilmek, yerel ve özellikle küresel ilişkiler kurmayı gerektirmektedir. Bu özellikleriyle turizm sektörü ağ tipi örgütlenme yapısı sergilemekte ve farklı ölçeklerde (yerel, ulusal ve küresel) ve farklı düzeylerde (dikey ve yatay ilişkiler) ilişki tiplerinin oluşmasına neden olmaktadır. Ağ ilişkileri, farklı turizm kurumları arasında birbirini tamamlayıcı dikey ilişkilerin yanısıra aynı nitelikteki turizm kurumları arasında rekabetçi ve dayanışmacı birlikteliklerin oluşmasını sağlamaktadır. Turizm kümelerindeki ağsal ilişkiler, değişen koşullara uyum sağlamayı, hizmetleri çeşitlendirmeyi, gelecek talebi oluşturmayı mümkün kıldığı gibi, işlem maliyetlerinin düşürülmesi ve farklı alanlarda dışsal ölçek ekonomilerinden yararlanma gibi avantajlar sağlamaktadır. Bu çalışma, Alanya turizm kümesinde farklı büyüklükteki konaklama işletmelerinde firma büyüklüğünün yerel ve küresel ağlara eklemlenmesindeki rolünü, farklı türdeki ilişkiler çerçevesinde ele almaktadır. Turizm sektöründe “konaklama işletmelerinde farklı ağlarda firma büyüklüğü ağ ilişkilerini ele almasıyla” turizm kümelerine ilişkin literatüre katkı koymayı hedeflemektedir. Araştırmada Antalya Turizm Kümesinin bir alt bölgesi Alanya örneklem olarak seçilmiş, konaklama işletmelerinin %10’una anket uygulanmıştır. Ölçme yapabilmek için yüzde dağılım değerleri kullanılmış ve ilişkiler matrisiyle karşılaştırma yapılmıştır. Çalışma, konaklama işletmelerinde sektörel ilişkilerin firma büyüklüğü ve ilişkilerin mekânsal düzeyi çerçevesinde farklılaştığını göstermektedir. Bulgular, tüm ağ ilişkilerinde küçük ölçekli firmaların sadece yerel ağlarda güçlü ilişkiler kurabildiğini; büyük ölçekli firmaların tüm ağlarda güçlü küresel ilişkiler kurabildiğini; orta ölçekli firmaların ise hem yerel hem küresel düzeyde güçlü ilişkiler kurabildiklerini ortaya koymaktadır.
Globalization and developments in transportation and communication technologies have significantly changed the size and scope of the tourism sector in the world. In a highly fragile and risky market, competing is based on complementarity relations between various firms and necessitates establishing local and especially global relations in the sector. Accordingly, the tourism sector features a network-type organizational structure and causes the formation of relationship types at different scales (local, national and global) and at different levels (vertical and horizontal relations). Competitive and solidaristic associations as well as complementary vertical relations among tourism institutions are formed by these networks. They help to adapt to changing conditions, diversify services, create future demand, and provide advantages such as reducing transaction costs and benefiting from external economies of scale in tourism clusters. This study, within the framework of different relations, deals with the role of firm size in the provision of local and global networks in accommodation businesses of different sizes in the case of Alanya tourism cluster. It aims to contribute to the literature on tourism clusters by examining the network relationships in accommodation companies based on firm size across different networks in the tourism sector. In this research, a subregion of the Antalya Tourism Cluster, Alanya, was selected as the case study, and a survey was conducted on 10% of the accommodation companies. Percentage distribution values were used for measurement, and a comparison was made using a relationship matrix. The study demonstrates that sectoral relationships in accommodation companies differ based on firm sizes and the spatial level of relationships. The findings also reveal that small-scale firms can establish strong relationships only in local networks, while large-scale firms can establish strong global relationships in all networks. Medium-sized firms, on the other hand, are capable of establishing strong relationships both locally and globally.

6.
Trakya'da Lojistik Köy Yerseçimi: AHP ve TOPSIS Yöntemleriyle Hibrit Model Yaklaşımı
Logistics Center Location Optimisation in Thrace: A Hybrid Approach Using AHP and TOPSIS Methods
Senay Oğuztimur, Gizem Nur Kılçarslan, Ecem Alıcı, Kâmil Serdengeçti
doi: 10.14744/planlama.2023.70298  Sayfalar 251 - 265
Trakya Bölgesi, İstanbul’a olan yakınlığı, güçlü sanayi altyapısı ve ülkemizin batıya açılan kapısı olması nedenleriyle, yoğun yük hareketliliğine konu olmaktadır. Bölgede karayolu taşımacılığının dengesiz hakimiyeti söz konusudur. Lojistik unsurlar plansız ve kontrolsüz gelişmekte, bölgenin plan bütünlüğünü tehdit etmekte ve lojistik performansını zayıflatmaktadır. Benzer deneyimler yaşayan bölgelerde, çözüm olarak lojistik köyleri geliştirmişlerdir. Bu bağlamda, çalışmamız Trakya'da yapılması düşünülen lojistik köy için en uygun yeri tespit etmeyi amaçlamaktadır. Lojistik köy yer seçimi için; ekonomik, kolay anlaşılabilir, hızlı, kalitatif ve kantitatif verilerin birlikte kullanılabildiği esnek ve evrensel bir modelin oluşturması hedeflenmiştir. Bu modelin oluşturulması sürecinde literatür taraması ve alan çalışması verileri eş zamanlı olarak sürece katılmıştır. Literatürde, lojistik köy yerseçimi için çok kriterli karar verme teknikleri arasında yer alan AHP ve TOPSIS yöntemlerinin en çok tercih edilen iki yöntem olduğu tespit edilmiştir. Bu veriden hareketle, çalışmamız bu iki yöntemi karşılaştırmalı bir biçimde yorumlamaktadır. Literatür taramasına ek olarak alan çalışması yapılmış, yerseçimi ölçütleri, alt ölçütleri ve seçenekleri uzmanlarla derinlemesine mülakatlar geliştirilmiştir. Lojistik köy yerseçimi için erişilebilirlik, maliyetler, arazi özellikleri ve sosyal fayda ölçütleri dikkate alınmıştır. Seçenekler; Tekirdağ, Çerkezköy, Marmara Ereğlisi ve Havsa olarak belirlenmiştir. Araştırmanın bulguları, AHP ve TOPSIS uygulamalarının uyumlu ve tutarlı sonuçlar verdiğini göstermiştir.
The region of Thrace, its proximity to Istanbul, the strong industrial infrastructure, and road transport in the region, due to the fact that our country is the gateway to Europe, are subject to strong mobility of loads. The load transport facilities in the area have an imbalanced relationship with one another. Unplanned and uncontrolled development of logistical components compromises logistical performance and jeopardizes the region's planned integrity. As a result of similar failures with living industrial towns, logistics villages have been created. The purpose of this paper is to choose the best location for the envisaged logistics community in Thrace. The location of the logistics village should be chosen using a system that is affordable, simple to grasp, quick, qualitative, adaptable, and universal. This model was developed by combining data from field research and book reviews at the same time. According to the literature review, the two most preferred methods for multi-criteria decision-making in logistics center siting are AHP and TOPSIS. Based on this data, our study provides a comparative interpretation of these methods. Literature In addition to the survey, a field study was conducted, site selection criteria, in-depth interviews with experts on sub-criteria, and options were developed. The criteria of accessibility, costs, land characteristics, and social benefit criteria were taken into account. Tekirdağ, Çerkezköy, Marmara Ereğlisi, and Havsa were identified as options. The results of the study showed that the AHP and TOPSIS applications provided consistent and uniform results.

7.
Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nün Kuruluşundan Günümüze Yerleşke Bazında Mekânsal Analizi
Campus-Based Spatial Analysis of Hasanoğlan High Village Institute from its Foundation to the Present
Gul Simsek, Cansın Mercanoglu, Hüseyin Küçükoğlu
doi: 10.14744/planlama.2023.24482  Sayfalar 266 - 287
Köy Enstitüleri, Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte çağdaşlaşma sürecine giren Türkiye’nin, örnek gösterilen eğitim kurumlarından olmuştur. Dönemin köy enstitüleri projesi ile başkent Ankara’nın vizyonu bir araya gelerek, Ankara’ya bağlı Hasanoğlan Beldesi’nde, köy enstitülerine öğretmen yetiştiren bir Yüksek Köy Enstitüsü kurulmuştur. Köy enstitüleri, genel itibariyle, kırsal alanlarda kalkınmayı en etkin ve hızlı biçimde sağlama amacıyla geliştirilmiş özgün birer kurumdurlar. Enstitüler, sosyal etkilerinden mekânsal organizasyonlarına, yerleşkelerinde insan ölçeğine uygun yapılardan çok yönlü eğitim sistemine, yapım süreçlerinden zaman içerisinde geçirdikleri dönüşümlere kadar, birçok anlamda diğer eğitim kurumlarından ayrışan nitelikler taşımaktadırlar. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü (HYKE) de, Cumhuriyet aydınlanmasının başkent Ankara’sının lokomotiflerinden biri olmasının yanı sıra, yerleşkesi ve yerleşkenin mekânsal nitelikleri ile kayda değer bir yere sahiptir. HYKE, halen eğitim kurumu olarak kullanılmakta olup, günümüze dek adının ve kapsamının değiştiği bir kaç evre yaşamıştır. Çalışmanın amacı; HYKE’nin günümüze kadar yaşadığı değişiklikleri yerleşke ölçeğinde mekânsal boyutlarıyla araştırmaktır. Araştırmanın yürütülmesinde, yerleşkenin tarihine ışık tutan yazılı, görsel belgeler ve görüşmeler ile saha çalışmasından yararlanılmaktadır. Enstitünün farklı evrelerinde geçirdiği dönüşümler neticesinde, yerleşke mekânlarında yok olma, küçülme, atıl kalma, işlev değişikliği gibi yönlerde değişimler meydana geldiği ortaya çıkmaktadır.
Village Institutes have been one of the exemplary educational institutions of Turkey, which entered the modernization process with the proclamation of the Republic. The village institutes project of the period came together with the vision of the capital Ankara, and a High Village Institute was established in Hasanoğlan Town in Ankara to train teachers for village institutes. Village institutes are unique institutions developed to provide the most effective and rapid development in rural areas. The institutes differ from other educational institutions in many ways; from their social impacts to their spatial organization, from the human-scaled structures on their campuses to the sophisticated education system, from the construction processes to the transformations they had over time. Hasanoğlan High Village Institute (HYKE) has a remarkable place with its campus and its spatial characteristics, in addition to being one of the locomotives of the Republican enlightenment in the capital. HYKE is still being used as an educational institution and has gone through several phases where its name and scope have changed until today. This study aims to investigate the changes that HYKE has experienced in terms of spatial dimensions at the campus scale. While carrying out the research, related written and visual documents, mainly the historical ones, oral information that shed light on the history of the campus, and fieldwork are used. As a result of the transformations that the institute went through in different phases, there are changes in the campus spaces such as destruction, shrinkage, remaining idle, and shifts in functions.

8.
Kent Plancısının Politik Rolü: Türkiye Deneyiminden Çıkarımlar
The Political Role of the Urban Planner: Implications from the Turkish Experience
Esin Özdemir
doi: 10.14744/planlama.2023.57984  Sayfalar 288 - 301
Bu makale, planlama yazınında giderek önem kazanan kent plancısının politik rolüne odaklanmaktadır. Amacı, ilk olarak, özellikle teknokrat ve iletişimci/müzakereci plancı rollerine bir alternatif olarak savunulan plancının politik rolünün pratikteki anlamını ve somut düzeyde oluşabilecek politik rolleri ortaya koymak; ikinci olarak da, bunların karşısına çıkan olanak ve engelleri Türkiye örneği üzerinden tartışmaktır. Makale öncelikle politik rolün kuramsal temellerine bakmakta, siyaset felsefesi alanındaki tartışmaları temel alarak, ‘politik olan nedir?’ sorusu üzerinde durmaktadır. Daha sonra, politik rolün planlama yazınındaki yerine bakılmakta ve iletişimsel planlamaya bu rol çerçevesinde yapılan eleştirilere yer verilmektedir. Bir sonraki bölümde; rant yaratma odaklı kentsel dönüşüm tehdidi altındaki mahallelere plancılar tarafından destek verme ve refakat etme süreçlerinde, yine plancılar tarafından kamusal alanları savunmaya yönelik yürütülen muhalefet süreçlerinde ve Şehir Plancıları Odası tarafından neoliberal kentsel projelere karşı açılan davaları merkezine alan yasal süreçlerde somut anlamda ortaya çıkan politik roller irdelenmektedir. Bu kapsamda; refakatçi rol, kamusal alanları savunucu/aktivist rol ve yasal mücadeleci rol olmak üzere üç farklı politik rol ortaya konulmaktadır. Sonuç olarak makale, plancının teknokrat ve iletişimci/müzakereci rolünün yanında, planlama kararlarının veya mekânsal müdahalelerin niteliğine göre farklılaşan politik rollerinin de olduğunu savunmakta ve bu rollerin planlamanın demokratikleşmesi açısından gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, makale, plancının politik rolünün zaman boyutuna, diğer plancı rolleri ile ilişkiselliğine ve son olarak da sürekliliğine ve gücüne ilişkin çıkarımlarda bulunmaktadır.
The article focuses on the political role of the urban planner, which is gaining importance in the planning literature. Its purpose is to disclose the practical meaning of the political role that comes as an alternative to the roles of technocrat and communicator/negotiator planner, to show the political roles that occur at concrete level; and to discuss the opportunities and obstacles they face based on the Turkish example. The article first looks at the theoretical foundations of the political role focusing on the question of 'what is political?', based on the discussions in the field of political philosophy. The place of the political role in the planning literature is examined, including the criticisms against the communicative planning. Then, the political roles that emerge in the processes of supporting and accompanying the neighbourhoods under the threat of urban transformation based on land rent generation, in the opposition processes carried out by the planners to defend public spaces, and in the legal processes carried out by the Chamber of City Planners against neoliberal urban projects are examined. Three different political roles are defined; the accompanying role, the defender/activist role of public spaces, and the legal struggling role. The article finally argues that the planner has political roles that differ according to the nature of planning processes, revealing their vitality for democratization of planning. Moreover, the article makes implications with regards to the time dimension of the political role, its relationship with other planner roles and finally on its continuity and strength.

9.
Bergama’nın Sahip Olduğu Çok Katmanlı Kültürel Mirasın Korunmasında Kapasite Geliştirme Yaklaşımı ve Katılım
Capacity Building and Participation in Conserving the Multi-Layered Cultural Heritage of Bergama
Gülce Güleycan Okyay Bayazit, Demet Ulusoy Binan
doi: 10.14744/planlama.2023.72681  Sayfalar 302 - 323
Kapasite geliştirme, uluslararası mecrada sıkça üzerinde durulan ve sunduğu olanaklar yordamıyla tüm disiplinlerde öne çıkan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın koruma alanına taşınması düşüncesi, güncel miras çalışmalarının dikkat çekici konu başlıkları arasında değerlendirilebilir. Bu çerçevede, kişi ve toplulukların bilgi, beceri, yeti ve davranışlarının iyileştirilmesi, kurumsal/örgütsel yapıların güçlendirilmesi ile miras ve bağlamı arasındaki ilişkinin dinamikleştirilmesi gibi çeşitli arayışlar da ilgili perspektifte giderek önem kazanmaktadır. Bu makale, öncelikli olarak kapasite geliştirmenin koruma alanına uyarlanmasını ve yaklaşımın kavramsal çerçevesinin detaylı bir biçimde irdelenmesini amaçlamaktadır. Dünya Mirası Kapasite Geliştirme Stratejisi’nde sözü geçen ana temalar arasında yer alan “yerel toplulukların dahiliyeti, sivil toplum kuruluşları ve yönetim sürecinde yer alan diğer paydaşlar” ile bağlantılı bir katılım düşüncesine odaklanan araştırmanın örneklemi olarak gündelik yaşamın ve buna bağlı olarak miras-topluluk ilişkilerinin faal şekilde biçimlenmeye devam ettiği Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı’nın kent çekirdeği seçilmiştir. Yöntemsel açıdan, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından önerilen kapasite geliştirme metodolojisinden hareketle, tez araştırması özelinde özgün bir kurgu ortaya konulduğunu ifade etmek mümkündür. Bu kapsamda, alandaki anahtar aktörlere ilişkin irdelemeler yapılmış, katılımla ilişkili mevcut ve hedeflenen kapasite ile ihtiyaçlar çözümlenmiştir. Anahtar kelime taraması yordamıyla kapasite belirleyicilerinin tespiti, yerel sakinlerle gerçekleştirilen anket çalışması ve yarı yapılandırılmış görüşmeler ile araştırma için geliştirilen ölçek vasıtasıyla konuyla ilgili çalışma yapan farklı alanlardan uzmanların görüşüne başvurulması ve rastlanma sıklığı analizi gibi çalışmalar süreçte yararlanılan farklı araçlardır. Bu çerçevede, Bergama’ya yönelik bütüncül bir kapasite geliştirme yaklaşımı geliştirilmesi hedeflenmiştir.
Capacity building, as a frequently emphasized approach in the global discourse, takes precedence in all disciplines with regard to the possibilities it offers. The idea of applying this approach to the field of conservation can be considered one of the prominent topics in current heritage studies. Various endeavors, such as improving the knowledge, skills, abilities, and behaviors of individuals and communities, strengthening institutional/organizational structures, and dynamizing the relationship between heritage and its context, are becoming increasingly important from the relevant perspective. In this light, this article primarily aims to adapt capacity building to the field of conservation and examine its conceptual framework in detail. It scrutinizes the approach within the context of the “involvement of communities, NGOs, and other stakeholders in the management process”, as mentioned in the World Heritage Capacity Building Strategy. Within this scope, the research specifically focuses on the urban core of the UNESCO World Heritage Site of Bergama (Pergamon) and Its Multi-layered Cultural Landscape, where daily life and, accordingly, heritage-community relations continue to form and evolve. It can be argued that a unique methodological construct has been proposed for this research, based on the general capacity building framework presented by United Nations Development Programme (UNDP). Firstly, the key actors of the heritage area were examined. Moreover, the existing and targeted capacity, as well as the needs of the area, were evaluated. The identification of research-specific capacity indicators through keyword scanning, a survey conducted with the local dwellers, semi-structured interviews, the utilization of a capacity building scale developed for experts, and frequency analysis are among the dominant tools employed in the above-mentioned process. In this framework, the research ultimately aims at developing a holistic capacity building approach towards Bergama.

10.
Korunan Alanların Sürdürülebilirliğinde Planlama ve Yönetim: Kayseri Sultan Sazlığı
The Planning and Management in the Sustainability of Protected Areas: Kayseri Sultan Sazlığı
Reyhan Yıldız, Ceyhan Yücel, Gizem Katırcıoğlu
doi: 10.14744/planlama.2023.74429  Sayfalar 324 - 339
Dünyada sanayileşme, kentleşme gibi biyolojik çeşitlilik üzerindeki baskıları artıran süreçlerin hızlanması nedeniyle biyoçeşitliliğin korunması uluslararası çabalarla önlenebilecek önemli bir sorun olarak kabul edilmektedir. Ekosistemler, türlerin çeşitliliği ve genetik çeşitlilik unsurlarını içine alan biyolojik çeşitliliğin korunmasında, dünyada genel olarak uluslararası ölçekte yaygın kabul gören yerinde (in-situ) ve yeri dışında (ex-situ) koruma yaklaşımları benimsenmektedir. Bu çalışmada In-situ koruma çerçevesinde, Türkiye’de biyolojik çeşitliliğin etkin bir şekilde korunabilmesi, gelecek nesillere aktarılabilmesi ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması hedefi doğrultusunda Kayseri Sultan Sazlığı örneğinde (doğal sit alanı, milli park, sulak alan ve tabiatı koruma alanı statüsünde) korunan alanların planlanması ve yönetimi süreci değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmenin yapılmasında, RAPPAM (Rapid Assessment and Prioritization of Protected Area Management) Yöntemi ve Yönetim Etkinliğini İzleme Aracı (METT-Management Effectiveness Tracking Tool Method) kullanılmıştır. Bu doğrultuda, korunan alanların planlanması ve yönetiminde amaç ve hedefler, kurumsal yapı, planlama yetkileri, yasal çerçeve, sürdürülebilir gelişme stratejileri, katılımcı planlama yaklaşımı ve uygulama sürecine yönelik sorunlar tespit edilmiştir. Araştırmanın ortaya koyduğu temel sorunlar; sulak alan ekosisteminin doğal su döngüsünün bozulması, plansız gelişmeler ve turizm faaliyetlerinin neden olduğu ekolojik kirlilik, farklı kurumlar tarafından havza içinde uygulanan yönetim ve planlama yaklaşımlarının bütünsel olmaması, sektörler arası entegrasyonunun sağlanmasında ortak anlayış eksikliği, ekonomik teşvik tedbirlerinin yeterli olmaması, deneyim ve teknoloji transferinin eksikliği, izleme ve denetim faaliyetlerinin yürütülmesi için personelin ve teknik imkanların yeterli olmaması olarak belirtilebilir.
The conservation of biodiversity on which the processes of rapid urbanization and industrialisation creating pressure is concerned as an important issue that might be handled with international efforts. The conservation of biodiversity that consists of ecosystems, species diversity and genetic diversity, principally uses the “in-situ” and “ex-situ” conservation methods. This paper aims to evaluate the planning and manage-ment process of protected areas (natural sites, national parks, wetlands and protected areas) in Turkey through the Sultan Sazlığı (Kayseri) case and to argue the opportunities for effective conservation of biodiversity and probability of sustainable targets for Turkish natural heritage. The RAPPAM (Rapid Assessment and Prioritization of Protected Area Management) and METT (Management Effectiveness Tracking Tool Method) methods are used in the study to determine the problems related to the aims and the targets in planning and management of protected areas, institutional structure, planning authority, legal framework, sustainable development strategies, participatory planning approaches and conservation practices. At the final evaluation, the main problems are observed as the disruption of natural water cycle in wetland ecosystem, the ecological pollution caused by the unplanned developments and touristic activities, the fragmented and partial institutional structure on the management and planning of the protected areas, the lack of the common sense among the different sectors to achieve the integrated conservation aims, insufficient economic subsidies, the deficiency in experience and technology transfer, inefficient personnel and technical opportunity for monitoring and controlling the process and activities.

11.
Kentsel Gıda Planlaması ve Politikaları: İstanbul Gıda Strateji Belgesi’ne Yönelik Bir Değerlendirme
Urban Food Planning and Policies: An Evaluation of the İstanbul Food Strategy Document
Cansu İlhan, Ebru Kerimoglu
doi: 10.14744/planlama.2023.60420  Sayfalar 340 - 353
Son yıllarda yükselen nüfus, artan kentleşme, çevresel tahribat, şiddetlenen iklim krizi, gıda güvencesizliği ve halk sağlığına ilişkin endişeler gibi çeşitli nedenlerle kentler gıda sistemlerini daha sürdürülebilir ve adil hale getirmek ve barındırdığı nüfusun gıda ihtiyacını karşılamak üzere ürettiği çeşitli politikalar itibariyle gıda meselesinin önemli bir aktörü haline gelmiştir. “Yeni gıda denklemi” olarak da anılan kentlerin artan rolü, bugün dünyanın pek çok kentinde yerel yönetimleri gıda meselesine ilişkin bütüncül politikalar hazırlamaya itmektedir. Kentsel gıda stratejileri olarak da tanımlanan bu politikalar seti, artık kentlerin halk sağlığını iyileştirmek, sosyal adaleti sağlamak, çevresel sürdürülebilirliği desteklemek üzere gıda politikaları oluşturma çabası olarak tanımlanmaktadır. Kentsel gıda stratejilerinin oluşturulmasında bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi, gıda zincirinin tümüne odaklanması ve müdahale edebilmesi ve gıda sisteminin neden olduğu çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla ilgilenmesi nedeniyle önemlidir. Gıda sisteminin yatay ve dikey boyutlarını içerisine alan bütüncül bir yaklaşım ile gelişti-rilen İstanbul Gıda Strateji Belgesi (İGSB), Türkiye’de ilk kez bir yerel yönetim tarafından bütüncül şekilde hazırlanmış kentsel gıda strateji belgesi olması sebebiyle önem arz etmektedir. Bu çalışma İGSB’ye yönelik bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır. Çalışma iki aşamalı olarak kurgulanmıştır. Öncelikle literatürde tanımlanmış olan gıda sistemlerinin yatay ve dikey bileşenleri üzerinden İGSB’nin bütüncül yapısı değerlendirilmiş ve söz konusu başlıklar altında eksiklikler ve öneriler ortaya konulmuştur. İkinci olarak ise, gıda politikalarının çok boyutlu, çok katmanlı, çok aktörlü ve çok sektörlü yapısı ve farklı türden paydaşları içerisine alması nedeniyle belgenin oluşturulma süreci değerlendirilmiştir. Belgenin hazırlık sürecinde yer alan İstanbul Planlama Ajansı, Tarım ve Gıda Politikaları uzmanları ile yapılan mülakatlardan elde edilen bulgular ışığında belgenin oluşturulma süreci değerlendirilmiş ve öneriler ortaya konmuştur.
In recent years, cities have become essential actors in food systems due to various reasons such as increasing population, urbanization, environmental destruction, exacerbating climate crisis, food insecurity, and public health concerns and the various policies they produce to meet the food needs of the population they host. The increasing role of cities, also called the “new food equation”, pushes local governments to prepare holistic policies regarding the food issue in many world cities. This set of policies, also defined as urban food strategies, is now defined as an effort to create food policies to improve cities' public health, ensure social justice, and support environmental sustainability. The development of a comprehensive approach to the creation of these strategies is important because of its ability to focus not only on production or consumption but also on the entire food chain and its ability to intervene and address the environmental, economic, and social dimensions of the food system. The Istanbul Food Strategy Document (IFSD), developed through a comprehensive approach that encompasses both the horizontal and vertical dimensions of the food system, is the first urban food strategy document prepared holistically by a local government in Turkey. This study aims to evaluate the Istanbul Food Strategy Document (IFSD). The study is designed in two stages. Firstly, the holistic structure of the IGSB is evaluated through the horizontal and vertical components of food systems defined in the literature, and deficiencies and recommendations are identified under these headings. Secondly, owing to the multidimensional, multilayered, multi-actor, and multi-sectoral structure of food policies and the inclusion of various types of stakeholders, the document creation process was evaluated. Based on the findings obtained from interviews with Istanbul Planning Agency, Agriculture, and Food Policy experts involved in the IFSD, the document creation process was evaluated and recommendations were made.

12.
Suriyeli Göçmen Emeğinin İstihdama Dahil Olma Sürecinde Sermaye Türlerinin ve Sosyal Ağların Etkisi: İstanbul Örneği
The Effect of Capital Types and Social Networks on the Labor Force Participation Process of Syrian Migrants: The Case of Istanbul
Nail Gökhan Karabulut, Ferhan Gezici
doi: 10.14744/planlama.2023.23600  Sayfalar 354 - 371
Bu araştırma, Suriyeli göçmen işgücünün emek piyasasına dahil olma ve istihdam hareketliliği sürecinde sosyal ve beşeri sermayenin etkisini İstanbul örneğinde incelemektedir. Göç süreci başladıktan sonra göçmenler, gittikleri ülkede hayatta kalabilme, çaresizlik, aciliyet gibi nedenlerle aktif ya da yedek işgücünün bir parçası olarak emek piyasasına dahil olmaktadır. Bu süreçte göçmenler yaşadıkları kentin mevcut istihdam sorunları üzerine eklenen yeni bir alan açmaktadır. Bu araştırmada, heterojen grup olarak Suriyeli göçmenlerin istihdamda hareketliliği Bourdieu sosyolojisinin tariflediği sosyal ve beşeri (kültürel) sermaye kavramlarından yararlanılarak ele alınmaktadır. Sosyal ve beşeri sermayenin kullanımı, yeniden oluşumu ve birbirine dönüşümünün emek piyasasına dahil olmada ve iş hareketliliğinde etkinliği sorgulanmaktadır. Örnek alan olarak seçilen İstanbul’da, Suriyeli göçmen işgücünün emek piyasasındaki durumunu belirli sektör özelinde ve/veya yerli işgücünün algısı üzerinden inceleyen akademik ilgi son yıllarda artış göstermektedir. Ancak daha ilginç ve bilinmeyen alan olarak Suriyeli göçmenlerin sosyal ve beşeri sermayesine odaklanan, emek piyasasındaki süreci irdeleyen araştırma noktasında boşluk vardır. Araştırmanın literatürdeki bu boşluğa katkı sunması hedeflenmektedir. Derinlemesine mülakata dayalı keşfedici, nitel bir yöntemle ele alınan araştırma kapsamında 35 görüşme gerçekleştirilmiştir. Bulgular, istihdam edilmede sosyal sermayenin bileşeni olarak sosyal ağların rolünün etkili olduğunu ortaya çıkarmıştır. Topluluk bağlarını kullanmalarının ve yeni sosyal ağlara dahil olmalarının işe erişimde avantaj sağladığı gözlenmiştir. Mekansal olarak yer seçimi ve iş bulma konusunda pozitif bağlantı olsa da ilk işe erişimlerin emeğin ucuz ve güvencesiz olduğu bölgelerde yoğunlaştığı tespit edilmiştir. Niteliğine uygun mesleki hareketlilikte dil becerisi, tecrübe ve eğitim gibi beşeri sermaye bileşenlerine göre farklılaşma gözlenmiştir.
This research examines the impact of social and human capital on the labor market participation and mobility of the Syrian migrants in the case of Istanbul. Immigrants are participated in the labor market as a part of active or reserve labor force for reasons such as survival, desperation and urgency in the migrated country. In this process, they give a new topic added to the existing employment problems of the city where they live. In this study, employment mobility of Syrian immigrants in the labor market as a heterogeneous group is discussed by making use of the capital concepts defined by Bourdieu sociology and the theory of social network. The effectiveness of the use, reproduction and transition of social and human capital in labor market and mobility (occupational) has been questioned. In Istanbul, as a study case area, academic interest in examining the situation of the Syrian labor force in the labor market in terms of a specific sector and/or the perception of the domestic labor force has increased recent years. However, there is lack of academic studies which focus on the social and human capital of Syrian immigrants which is more unknown and more interesting area and examines the process in the labor market. The aim of the study is to contribute to this gap in the literature. 35 interviews were conducted within the scope of the research, which was handled with an exploratory, qualitative method based on in-depth interviews. The findings revealed that the role of social networks as a component of social capital is effective for labor participation. It has been observed that the use of existing social ties and the involvement in new social networks provide an advantage in accessing to job. Although there is a positive correlation between spatial location and job finding, it has been determined that access to first job is concentrated in regions where labor is cheap and insecure. A differentiation has been observed in vocational mobility appropriate to its qualifications according to human capital components such as language skills, experience and education.

KITAP İNCELEME
13.
Kitap Eleştirisi: Anti-Kapitalist Günlükler*
Book Review: The Anti-Capitalist Chronicles
Kardelen Bahadır
doi: 10.14744/planlama.2023.65882  Sayfalar 372 - 374
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale