Planlama Dergisi - Planning: 33 (3)
Cilt: 33  Sayı: 3 - 2023
DIĞER (YARIŞMA, ARAŞTIRMA ÖZETLERI, ODA GÖRÜŞ VE DEĞERLENDIRMELERI)
1.
Ön Sayfalar
Front Matters

Sayfalar I - IX

EDITÖRYAL
2.
Editöryal
Editorial

Sayfa X

ARAŞTIRMA MAKALESI
3.
Sosyal ve Mekânsal Ayrışmanın Dışa Kapalı Konut Yerleşimleri Kapsamında Ölçekler Arası Analizi: Bir Yöntem Önerisi
Interscale Analysis of Social and Spatial Separation within Settlements in Gated Communities: A Method Proposal
Muhammed Cemil Doğan, Mehtap Özbayraktar
doi: 10.14744/planlama.2023.04880  Sayfalar 375 - 392
Çalışmada “Sosyal ve mekânsal ayrışma, kent ölçeğinden yapı elemanı ölçeğine analiz edilerek bir analiz yöntemi geliştirilebilir mi?" ve "Bir analiz yöntemi geliştirilirken; çalışma alanındaki mekânsal olarak bütünleşen ve ayrışan dışa kapalı konut yerleşimleri kapsamında sosyal ve mekânsal ayrışma göstergelerine ulaşılabilir mi?" sorularına cevap aranmıştır. Geliştirilen dört aşamalı analiz yöntemi ile sosyal ve mekânsal ayrışma farklı ölçeklerde (kent, mahalle, yerleşim ve yapı elemanı ölçeği) ele alınmıştır. Araştırmanın kapsamını; İstanbul/ Başakşehir ilçesindeki Başak, Başakşehir, Kayabaşı Mahallelerinde bulunan dışa kapalı konut yerleşimleri oluşturmaktadır. Birinci aşamadaki mekânsal ayrışmanın kent ölçeğindeki analizinde; mekân dizimi formüllerini kullanan Depthmap programı kullanılarak bütünleşen ve ayrışan dışa kapalı konut yerleşimleri seçilmiş ve çalışmanın devamında bu veri temel alınmıştır. İkinci aşamada; tespit edilen yerleşimlerdeki sosyal ve mekânsal ayrışma durumu satış reklamlarında yer alan sloganlar üzerinden nitel içerik analizi kullanılarak mahalle ölçeğinde yapılmıştır. Üçüncü aşamada, emlak değerleri değerlendirme analizi ile sosyal ayrışma mahalle ölçeğinde incelenmiştir. Seçilen dışa kapalı konut yerleşimlerine ait emlak satış değerleri belirlenmiş ve sınıflandırma yapılmıştır. Dördüncü aşamada; seçilen yerleşimlerdeki mekânsal ayrışmaya neden olan fiziksel özellikler, yerleşim ölçeğinden yapı elemanı ölçeğine analiz edilmiştir. Reklamlarda kullanılan ayrıştırıcı sloganlar, satış değerleri arasındaki farklılıklar, geçirgen olmayan ve görsel iletişimi kesen sınırlayıcılar ile sosyal ve mekânsal ayrışmanın artacağı; Başak, Başakşehir ve Kayabaşı Mahalleri kapsamında tespit edilmiştir.
In the study, “Can an analysis method be developed by analyzing social and spatial segregation from the scale of the city to the scale of the building element? and "While developing an analysis method; can social and spatial segregation indicators be reached within the scope of closed housing settlements that are spatially integrated and segregated in the study area?" answers to the questions were sought. With the developed four-stage analysis method, social and spatial segregation is handled at different scales. The scope of the research; It consists of settlements in gated communities located in Başak, Başakşehir and Kayabaşı Neighborhoods in Başakşehir district. In the urban scale analysis of the spatial segregation in the first stage; Using the Depthmap program, which uses space syntax formulas, closed residential settlements were selected and this data was taken as a basis in the study. In the second stage; The social and spatial segregation in the identified settlements was made on the neighborhood scale by using qualitative content analysis over the slogans in the sales advertisements. In the third stage, social segregation was examined at the neighborhood scale with the analysis of real estate values. In the fourth stage; The physical features that cause spatial segregation in the selected settlements were analyzed from the settlement scale to the building element scale.It has been determined that social and spatial segregation will increase with the discriminating slogans used in advertisements, the differences between sales values, the barriers that are impermeable and cut off the visual communication.

4.
Mardin Kültürel Peyzaj Alanı’nın Üstün Evrensel Değeri ve UNESCO Dünya Miras Listesi Adaylık Süreci Üzerine Bir Değerlendirme
An Assessment of The Outstanding Universal Value of The Mardin Cultural Landscape Area and The UNESCO World Heritage List Nomination Process
Nazlı Ece Geyik, Sırma Turgut
doi: 10.14744/planlama.2023.57855  Sayfalar 393 - 420
İnsanoğlu, tarih boyunca kendi ürettiklerini koruma isteği duymuştur. Süreç içerisinde koruma yaklaşımları değişmiş, zamanla tek yapı ölçeğinden yapı gruplarına ve yerleşme ölçeğine doğru evirilmiştir. Bu bağlamda “koruma” olgusu, yaşam alanlarında üretilen somut ve somut olmayan değerleri kendi kapsamına alarak genişlemiştir. Bu amaçla, geçmişten devralınan ve geleceğe taşınmak istenen; evrensel niteliklere sahip ve insanlığın ortak mirası olan kültürel ve doğal değerler koruma altına alınmaktadır. UNESCO, uluslararası önem taşıyan ve bu nedenle takdire ve korunmaya değer doğal oluşumlara, anıtlara ve sitlere “Dünya Mirası” (DM) statüsü vermektedir. UNESCO tarafından 17 Aralık 1975 yılında yürürlüğe giren “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” ile bu değerler evrensel bir boyutta korumaya alınmıştır. Türkiye’de 1983 yılında taraf devlet olarak ilgili sözleşmeyi kabul etmiştir. Böylece Türkiye’deki doğal ve kültürel değerler de evrensel boyutta dünya mirası listesine girmeye başlamışlardır. 2000 yılından beri geçici listede yer alan ve Dünya Mirası Listesi’ne aday olan Mardin, M.Ö. 2000’ler den bu yana birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve halen günümüzde de çok renkli ve çok katmanlı sosyo-kültürel ve fiziki yapıya sahip kadim bir kenttir. Tarihi yapıları ve dokusu ve sosyo-kültürel bileşenleriyle dünya mirası niteliği taşıyan kent, somut ve somut olmayan kültürel değerleriyle kültürel peyzaj adına önemli bir örnek teşkil etmektedir. Yerinde yapılan gözlemler ile birincil ve ikincil kaynaklarınincelenmesiyle literatür değerlendirilmesi yapılarak çalışmanın yöntemi belirlenmiştir. Bu çalışmada, Mardin’in Dünya Mirası Listesi’ne (DML) adaylık süreci, kentin tarihî belleği ile yapıları, kültürel kimliği ve sahip olduğu Üstün Evrensel Değerlerin (ÜED) ortaya konması hedeflenmektedir. Bu bağlamda bu çalışmayla varılmak istenen sonuçta kent için yapılan tüm müdahaleler değerlendirilerek, Mardin’in bir bütün olarak somut ve somut olmayan değerlerinin gelecek kuşaklara aktarılması ve “kültürel peyzaj” kavramı olarak Dünya Miras Listesi’nde yer alması için öneriler sunulmuştur.
Human beings have felt the desire to preserve their own production throughout history. In the process, protection approaches have changed, and over time, they have evolved from single structure scale to structure groups and the settling scale. In this context, the phenomenon of “protection” has expanded by taking the tangible and untangible values produced in living areas into its own context. To this end, cultural and natural values, which are inherited from the past and are wanted to move to the future, are protected by universal qualifications and the common legacy of humanity. UNESCO gives the status of “World Heritage”(WH) to natural formations, monuments and sites that are internationally important and therefore worthy of admiration and protection. The values are protected in a universal dimension with the “Convention on the Protection of World Cultural and Natural Heritage”, which was implemented by UNESCO on December 17, 1975. In 1983, Turkey adopted the relevant agreement as the entity state. Thus, the natural and cultural values in Turkey have started to enter the universal-sized world heritage list. Mardin has been on the temporary list since 2000 and has been nominated for World Heritage List. It has been home to many civilizations since the 2000 B.C. and is now an ancient city with mul-ticolor and multi-layered socio-cultural and physical structures. The city,which is characterized by its historical structures and texture and socio-cultural components as world heritage, is an important example of cultural landscape with its tangible and untangible cultural values. The method of study was determined by evaluating literature by examining primary and secondary sources with onsite observations. In this study, the nomination process for. Mardin’s World Heritage List (WHL) is intended to reveal the historical memory and structures of the city, its cultural identity and its outstanding Universal values(OUV). In this context, all the interventions made for the city were evaluated and recommendations were made to transfer Mardin's tangible and untangible values as a whole to future generations and to be included in the World Heritage List as the concept of “cultural landscape”.

5.
Şehirleşme, Enerji Tüketimi ve Karbondioksit Emisyonu Arasındaki İlişki: Yeni Endüstrileşen Ülkeler İçin Panel Ardl Analizi
The Relationship between Urbanization, Energy Consumption and Carbon Dioxide Emissions: Panel Ardl Analysis for Newly Industrialized Countries
Mehmet Akyol
doi: 10.14744/planlama.2023.82788  Sayfalar 421 - 431
Dünya nüfusundaki artış, teknolojik ilerlemeler ve ekonomik kaygılar şehirleşme hızını ve enerji tüketimini arttırmaktadır. Artan şehirleşme hızı ve enerji tüketimi ise çevresel sorunları beraberinde getirmektedir. Bu çalışmanın temel hipotezi gelişmekte olan ülkelerde şehirleşme hızının ve enerji tüketiminin karbondioksit emisyonunu arttırdığı düşüncesi üzerine kurgulanmaktadır. Bu hipotezin sınanması adına çalışmada şehirleşme, enerji tüketimi ve karbondioksit emisyonu arasındaki ilişki yeni endüstrileşen ülkeler özelinde analiz edilmiştir. 1990-2018 yılları arası dönemin analiz edildiği çalışmada panel ARDL yönteminden yararlanılmıştır. Analizden elde edilen uzun dönem sonuçlar bahsi geçen ülke grubunda şehirleşmenin karbondioksit emisyonunu negatif yönde etkilediğini, enerji tüketimi ve kontrol değişkeni olan ekonomik büyümenin ise karbondioksit emisyonu üzerinde pozitif etkisi olduğunu ifade etmektedir. Kısa dönem sonuçlar ise sadece enerji tüketimin karbondioksit emisyonunu pozitif yönde etkilediğini, diğer değişkenlerin ise istatistiksel olarak anlamlı olmadığını belirtmektedir. Analiz sonuçları yeni endüstrileşen ülkelerde karbondioksit salınımının azaltılması açısından akıllı şehir uygulamalarına dönük politikaların gerekliliğini ortaya koymaktadır. Ayrıca enerji tüketiminde yenilenebilir kaynaklara yönelinmesi karbondioksit emisyonunun azaltılmasında kilit rol üstlenmektedir.
An increase in the world population, technological advancement, and economic concerns bring along an increase in urbanization and energy consumption. Increasing urbanization speed and energy consumption cause environmental problems. The main hypothesis of this study is based on the idea that urbanization rate and energy consumption increase carbon dioxide emissions in developing countries. To test this hypethesis, the study analyzed the relationship between urbanization, energy consumption, and carbon dioxide emission specific to newly industrialized countries. Panel ARDL method was utilized in this study that scrutinized the years between 1990 and 2018. According to the long-term results of the analysis, urbanization negatively affects carbon dioxide emission in the country group aforementioned; energy consumption and economic growth that is control variable have a positive effect on carbondioxide emission. Regarding short-term results, only the energy consumption positively affects carbon dioxide emission while other variables are statistically insignificant. The results of the analysis reveal the necessity of policies towards smart city applications in reducing carbon dioxide emissions in newly industrialized countries. In addition, turning to renewable sources in energy consumption plays a key role in reducing carbon dioxide emissions.

6.
Konut Üretiminde Karma Mülkiyet Stratejisinin Türkiye’de Uygulanabilirliği
The Applicability of Mixed Tenure Housing in Turkey
Selin Çınar Erdüzgün, Füsun Çizmeci Yöreş
doi: 10.14744/planlama.2023.83997  Sayfalar 432 - 448
Küreselleşme ve neoliberal politikaların etkisiyle kentsel mekanlar birer metaya dönüşmektedir. Bu durum, kentte yaşayan bireyler arasındaki eşitsizlikleri arttırarak kentsel yoksulluğun belirginleşmesine, dezavantajlı grupların kentin dışına itilmesine, kent sakinleri arasında ayrışma ve kutuplaşma gibi sosyal problemlere neden olmaktadır. Gelir düşüklüğü, kente uyum sağlayamama, gecekondulaşma, çevre sorunları, yasadışı faaliyetler ve şiddet gibi birçok sorunun kaynağı olan kent yoksulluğunun önlenmesi, kentlerde mekânsal ve toplumsal sürdürülebilirliğin sağlanması için çeşitli politikalar hayata geçirilmektedir. Kentlerde ortaya çıkan sosyal problemlerle mücadele etmek ve sürdürülebilir yerleşmeler üretmek amacıyla oluşturulan konut politikalarından biri “karma mülkiyet” (tenure mix) yaklaşımıdır. Karma mülkiyet, pek çok ülkenin konut politikasını şekillendiren önemli bir strateji olmasına karşın Türkiye’de politika ve uygulama alanında yer bulamadığı gibi bilimsel çevrelerde de yaygın olarak tartışılan bir konu değildir. Bunun en önemli nedenlerinden biri Türkiye’de mülkiyet çeşitliliğinin ve bu çeşitliliğe ilişkin yasal zeminin oluşmamış olmasıdır. Bu çalışmanın amacı, dünya genelinde yapılmış bilimsel çalışmalar üzerinden karma mülkiyet yaklaşımını inceleyerek, bu yaklaşımın konut sorununun çözümüne sunduğu olanakları belirlemek ve Türkiye’de uygulanabilirliğini sorgulamaktır. Görece yeni bir kavram olan “karma mülkiyet”, literatüre doksanlı yılların sonunda girmiş olmakla birlikte konu ile ilgili yapılmış, kavramı farklı yönlerden ele alan, sınırlı çalışma bulunmaktadır. Yapılan çalışmaların son yıllarda yoğunlaşması ve konunun güncelliğinin artması göz önüne alındığında, konu ile ilgili bütüncül bir analiz yapılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda, bilimsel veri tabanlarında 2000–2022 yılları arasındayayınlanan konuyla ilgili makaleler meta analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen verilerin, konut üretiminde farklı mülkiyet türlerinin analiz edilmesine ve konut sorununa nitelikli bir çözüm önermeye yönelik modeller geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
The process of urban spaces being commodified, driven by the forces of globalization and neoliberal policies, exacerbates disparities among city dwellers, leading to heightened urban poverty, the displacement of marginalized groups, and the emergence of social issues like segregation and polarization within urban communities. To prevent urban poverty, which is the source of numerous problems such as low income, inability to adapt to the city, squatting, environmental problems, illegal activities, and violence, and to guarantee spatial and social sustainability in cities, various policies are implemented. The "tenure mix" method is one of the housing approaches intended to address these issues and create sustainable settlements. Despite its significance in defining housing policies in other countries, mixed tenure has not been incorporated into policy and practice in Turkey, nor has it received substantial attention in academic discourse. One of the primary factors contributing to this phenomenon is the limited range of tenure variety in Turkey, coupled with the absence of a legislative framework supporting such diversity. The objective of this study is to examine the mixed tenure strategy through a comprehensive analysis of scientific research undertaken globally. The study aims to assess the potential benefits of this approach in addressing housing issues and to critically evaluate its feasibility within the context of Turkey. The concept of "mixed tenure" emerged in the late 1990s and has since been discussed in the literature. However, there is a scarcity of research that comprehensively examine this topic from many perspectives. In light of the intensification of studies in recent years and the subject's growing relevance, it is necessary to execute a comprehensive analysis of the topic. The present study employed a meta-analysis approach to assess publications pertaining to the subject matterthat were published in scientific databases during the years 2000 to 2022. The data acquired from this study is believed to have the potential to enhance the analysis of various forms of tenure in housing production and aid in the formulation of models that can provide effective solutions to address the housing issue.

7.
Yürüme Davranışlarının Fiziksel Aktivite Açısından İncelenmesi: Gölbaşı İlçesi, Kızılcaşar Mahallesi
Investigation of Walking Behaviours in Terms of Physical Activity: Gölbaşı District, Kızılcaşar Neighbourhood
Leila Akbarishahabi
doi: 10.14744/planlama.2023.01069  Sayfalar 449 - 466
Yürüme gibi fiziksel aktivitelerin, çeşitli araştırmalarla kanıtlanmış sağlık üzerinde çok sayıda yararı bulunmaktadır. Bu bağlamda kentsel tasarım projeleri, insanları yürümeye teşvik etmeye yönelik uygulamaları içermeli ve bu projeler, yaşayanların demografik özellikleri de dikkate alınarak oluşturulmalıdır. Bu çalışma, bireylerin yürüme sıklığı ve süresini etkileyen yapılı çevre özelliklerinin belirlenmesi ve kişisel faktörlerin yürüme davranışları üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmada çevresel ve bireysel özelliklerin yürüme davranışları üzerindeki önemini değerlendiren örnek araştırmalar incelenmiş ve elde edilen sonuçlar doğrultusunda bir anket tasarlanmıştır. Anket Ankara ili Gölbaşı ilçesi Kızılcaşar Mahallesi'nde yaşayan yetişkin kadın ve erkeklerden oluşan toplam 400 mahalle sakini ile gerçekleştirilmiştir. Anketlerden elde edilen veriler betimsel istatistikler, T-testi, ANOVA ve Regresyon analizi ile incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda güvenlik, peyzaj yoğunluğu, düz arazi ve konfor, görsel çeşitlilik gibi çevresel özelliklerin katılımcıların yürüme sıklığı ve süresi ile anlamlı ilişkilere sahip olduğu görülmüştür. Ek olarak, çalışma cinsiyet, gelir ve eğitim durumu gibi kişisel faktörlerin bireylerin yürüme sıklığını ve süresini etkilediğini ispatlamıştır.
Physical activities such as walking have numerous health benefits proven by various studies. In this context, urban design projects should include implementations aimed at encouraging people to walk, and these projects should also be created considering the residents' demographic characteristics. This study aimed to determine the built environment features that affected individuals' walking frequency and duration while also looking into the impact of personal factors on walking behaviours. The study examined sample studies evaluating the importance of environmental and individual characteristics on walking behaviours, and a questionnaire was designed in line with the results obtained. The questionnaire was conducted with a total of 400 neighbourhood residents, consisting of adult women and men, living in the Kızılcaşar neighbourhood of the Gölbaşı district located in Ankara. The data obtained from the questionnaires were analysed with descriptive statistics, T-test, ANOVA, and Regression analysis. As a result of the analyses, environmental characteristics such as safety, landscape density, flat terrain and comfort, and visual diversity had significant relationships with the participants' walking frequency and duration. Additionally, the study confirmed that personal factors like gender, income and educational status impact individuals' walking frequency and duration.

8.
COVID-19 Pandemisini Kentleşme Sorunlarıyla Ele Almak: Türkiye Örneği
Addressing the COVID-19 Pandemic with Urbanization Issues: The Case of Turkey
İsmail Demirdağ, Elif Bengi Güneş, Çağla Hansu, Sunay Bilge
doi: 10.14744/planlama.2023.44366  Sayfalar 467 - 485
Bu çalışma, kentleşme ile COVID-19 salgını arasındaki rastlantısal olmayan ilişkiyi ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Türkiye’deki 81 ilin nüfus, istihdam ve eğitim gibi demografik özelliklerinin yanında, kentleşme oranı, yapılaşma hızı, sayısı ve yoğunluğu ve ulaşım ve iletişim altyapısı gibi kentsel yapılı çevre faktörlerini kullanan bu araştırma, farklı kentleşme deneyimlerinin COVID-19'un yayılmasını nasıl ve ne ölçüde etkilediğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Farklı kurumlardan elde edilen veri setlerini kullanan bu makale, ilk olarak Hiyerarşik Çoklu Regresyon analizi kullanarak kentsel yapılı çevre faktörlerinin COVID-19 düzeyi ile ilişkilerini incelemektedir. Ardından, bu çalışma 81 ili COVID-19 vaka oranlarına göre beş farklı kategoriye (çok düşük, düşük, orta, yüksek ve çok yüksek) ayırarak ve MANOVA ve ANOVA analizlerini uygulayarak, kentsel yapılı çevre faktörleriyle birlikte demografik yapıyı temsil eden değişkenlerin farklı risk gruplarına göre nasıl farklılaştığını ortaya koymaya çalışmaktadır. Çalışmanın bulguları kentsel faktörlerin COVID-19’un yayılmasında etkili rol oynadığını açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye, farklı kentleşme öykülerine ve gelişme deneyimlerine sahip kentlerden oluşan bir ülke olduğundan, çalışmada ortaya konulan bulguların, özellikle kent ve toplum sağlığı çerçevesinde mevcut kentsel sorunların anlaşılmasına ve salgın sonrası planlama yaklaşımlarına ve araştırmalarına katkı sunması beklenmektedir.
This study aims to reveal the non-random relationship between urbanization and the COVID-19 pandemic. This research, which uses urban built environment factors such as urbanization rate, rate, number and density of construction, and transportation and communication infrastructure, as well as demographic characteristics such as population, employment and education in 81 provinces in Turkey, aims to reveal how and to what extent different urbanization experiences affect the spread of COVID-19. Using datasets obtained from different institutions, this article firstly examines the relationships of urban built environment factors with the level of COVID-19 using Hierarchical Multiple Regression analysis. Then, by dividing 81 provinces into five different categories (very low, low, medium, high and very high) according to their COVID-19 case rates and applying MANOVA and ANOVA analyses, this article tries to reveal how the variables representing the demographic structure, together with the urban built environment factors, differ according to different risk groups. The findings of the study clearly reveal that urban factors play an effective role in the spread of COVID-19. Since Turkey is a country that consists of cities with different urbanization histories and development experiences, it is expected that the findings presented in the study will contribute to the understanding of current urban problems, especially within the framework of urban and public health, and to post-pandemic planning approaches and research.

9.
Dini Yapıların Hatırlanabilirliği: Tanjant Yolu Örneği
The Rememberability of Religious Buildings: The Case of Tanjant Road
Demet Yılmaz Yıldırım, Şeyma Bayram
doi: 10.14744/planlama.2023.33602  Sayfalar 486 - 505
Hatırlanabilirlik psikoloji, felsefe, mimarlık, planlama gibi farklı disiplinlerde farklı boyutlarda ele alınmıştır. Mimarlık ve planlama alanlarında hatırlanabilirlik mekânsal algılanabilirlik ve kollektif bellek, psikoloji alanında ise algılama süreci üzerinden ele alınmıştır. Çalışma farklı disiplinlerin hatırlanabilirliği ele alma biçimlerini sentezlemesi açısından özgündür. Hatırlanabilirliği hem süreci üzerinden hem de mekânsal algılanabilirlik üzerinden tartışmıştır. Ayrıca çalışma alanı olan Tanjant Yolu, Trabzon kentinin doğu ve batısını birbirine bağlayan kent merkezinin içinden geçen hem taşıt hem de yaya için yoğun kullanılan ana yatay akslarından biri olması açısından önemlidir. Çalışmanın amacı, Tanjant Yolu üzerinde yolla konumsal veya görsel ilişki kuran dini yapıların hatırlanabilirliklerini, imaj oluşum aşamalarından olan “odaklanma” ve “iz bırakma” süreçleriyle birlikte açıklamaktır. Bu amaç doğrultusunda odaklanma aşamasında yolun ve tespit edilen dini yapıların fiziksel analizleri, iz bırakma aşamasında kalıcılık analizi, hatırlanma aşamasında kullanıcıların bu dini yapıları ve yerlerini hatırlama durumuna ilişkin analizler yapılmıştır. Çalışmada, Tanjant yoluyla ilişkili imge oluşum süreçlerinden olan odaklanma, iz bırakma ve hatırlanma aşamaları sonucu öne çıkan dini yapılar tespit edilmiştir. Çalışma Tanjant yoluyla ilişkili hatırlanabilirliği güçlü dini yapıların ortaya konması ve bu dini yapıların bellekte bıraktığı izlerin korunması veya güçlendirilmesi için alınması gereken tasarım kararlarının neler olabileceği konusunda veriler sağlamaktadır. Dini yapıların hatırlanabilirliğinin, imaj oluşum süreci üzerinden ve algılanmanın en güçlü olduğu hareketle birlikte ele alınması, bu amaçla çalışma alanı olarak Trabzon’un tarihi birçok dini yapı barındıran yatay bir aksının seçilmesi çalışmanın özgün yönünü oluşturmaktadır.
Memorability has been handled in different disciplines such as psychology, philosophy, architecture, and planning. In architecture and planning, memorability has been approached through spatial perceptibility and collective memory, while in psychology, it has been addressed through the process of perception. The study is original in terms of synthesizing different disciplines' approaches to memorability. It has handled memorability both through the process and spatial perceptibility. Furthermore, the subject of study, Tanjant Road, is significant due to its role as one of the main horizontal axes that connects the eastern and western parts of the city of Trabzon, serving as a heavily used route for both vehicles and pedestrians within the city center. The aim of this study is to explain the rememberability of the religious buildings on Tanjant Road that establish a spatial or visual relationship with the road together with the processes of ‘focus’ and ‘persistence’, two of the image formation stages. In line with the purpose of the study, physical analyses of the Tanjant Road and identified religious buildings along the road were conducted at the stage of focus, a rememberability analysis was conducted at the stage of persistence; and analyses about whether or not the users remembered these buildings and their locations were made at the stage of ‘being remembered. The study identified the religious buildings related Tanjant Road that stand out at the stages of ‘focus’, ‘persistence’ and ‘being remembered’, which are among the image formation processes. The study gives information about the design decisions that should be taken to reveal the religious buildings with strong rememberability, and to protect or strengthen the marks left by these religious buildings in memory. Discussing the remember process and the movement where perception is the strongest and for this purpose, the examination of a horizontal axis of Trabzon, which contains many historical and protected religious buildings, constitutes the originality of the study.

DERLEME
10.
Kahramanmaraş ve Hatay Depremlerinin Düşündürdükleri: Suriyeli Mültecilerin Yer Seçim Kararlarının Deprem Tehlikeleri ve Riskleri Açısından Değerlendirilmesi
Reflections on Kahramanmaraş and Hatay Earthquakes: Evaluating Syrian Refugees' Location Choices in terms of Earthquake Hazards and Risks
Z. Ezgi Haliloğlu Kahraman
doi: 10.14744/planlama.2023.58751  Sayfalar 506 - 514
Türkiye hem üzerinden geçen çeşitli fay hatları nedeniyle sismik olarak aktif bir ülke hem de başta coğrafi konumu ve benimsediği politikalar neticesinde dünyada en çok mülteciye ev sahipliği yapan bir göç ülkesidir. Şubat 2023’te yaşanan depremlerin düşündürdüğü konulardan biri, ülkemizde geçici koruma altında bulunan Suriyelilerin bu depremlerden ciddi şekilde etkilenmiş olabileceğidir. Bu kapsamda bu çalışma Suriyeli mültecilerin yer seçim süreçlerini deprem tehlikesi ve riskleri açısından incelemeyi hedeflemiş, bunun için Suriyelilerin yer seçim kararlarını kent, yerleşim bölgesi ve konut ölçeklerinde, Suriyelilerin toplumsal nitelikleriyle birlikte değerlendirilmiştir. Farklı ölçek ve boyutlarda deprem tehlike ve risklerine dair ipuçlarına ulaşabilmek için, Suriyeli mültecilerin yer seçimleri, gündelik yaşantıları, konut memnuniyetleri, bütünleşmeleri ve yaşam kaliteleri konularına odaklanan hem araştırmacının kendi çalışmaları ve ilgili yazındaki araştırmalar hem de Göç İdaresi Başkanlığı’nın kamuya açtığı istatistikler sentezlenmiştir. Bulgular, Suriyeli nüfusun büyük bölümünün deprem tehlikesi içeren kentlere dağılmış olduğunu ve böylece bu kentlerdeki depremden etkilenebilecek nüfusun arttığını, bu durumun Suriyeliler için olduğu kadar ilgili kentler açısından da önemli riskler taşıdığını göstermiştir. Diğer yandan, Türkiye’de kentlere dağılan Suriyelilere yönelik konut ve yerleştirme politikalarının olmayışı, onları barınma ihtiyaçlarını karşılama konusunda kendi sorumluluklarını almaya zorlamıştır. Bu durum, kaynakları sınırlı Suriyelileri kentlerin yoksul/gelişmemiş ve/veya yasal olmayan yerleşim bölgelerinde, düşük malzeme kalitesine sahip, bakımsız, sağlıksız koşullar ve yapısal problemler içeren afet riski olan konutlarda yaşamaya itmiştir. Ayrıca geniş aile yapıları, nüfuslarının büyük kısmının kadın, çocuk ve yaşlı gibi kırılgan grupları içermesi ve kent içi/ kentler arası izinsiz hareketlilikleri ve ülkede kayıtsız yaşayan grupları nedeniyle Suriyeliler hakkında yeterli bilgi sahibi olunamaması Suriyelilerin depremlerden olumsuz etkilenme riskini arttırmaktadır.
Turkey is both a seismically active country due to the complex combination of important fault lines passing through it, and a country of migration hosting the largest refugee population in the world. One of the concerns raised after the earthquakes of February 2023 is the possible serious impacts of earthquakes on Syrian refugees. Within this framework, this study aimed to examine the location choice processes of Syrian refugees in reference to earthquake hazards and risks. To do this, it evaluated the location choice decisions of Syrians at the city, settlement area and housing scales together with their social characteristics. The researcher's own studies on location choice, everyday life, residential satisfaction, integration and quality of life of Syrian refugees, and related research in the literature, as well as statistical data obtained from the website of the Presidency of Migration Management, were synthesized to reach hints about earthquake hazards and risks at different scales and dimensions. The findings of the study indicated that the majority of the Syrian population is dispersed in earthquake-prone cities, which increases earthquake risks for both the Syrian population and these cities. On the other hand, the lack of housing and settlement policies for Syrian refugees scattered throughout Turkish cities has forced them to take responsibility for meeting their own housing needs. This has led Syrian refugees having limited financial resources to resettle in poor/underdeveloped and/or illegal settlement areas of cities where they live in low-quality, neglected, unhealthy, and structurally problematic houses having disaster risks. Moreover, Syrians’ large family size, vulnerable groups including women, children and elders, and our inadequate knowledge on Syrian refugees due to their unauthorized movements within and between cities and their unregistered groups have increased their risk of being adversely affected by earthquakes.

GÖRÜŞ YAZISI
11.
Türkiye’de Afete Dirençli Yerleşimler Açısından İmar Mevzuatının Sorgulanması
Questioning of Urban Development Legislation in Terms of Disaster-Resilient Settlements in Turkey
Savaş Zafer Şahin
doi: 10.14744/planlama.2023.27136  Sayfalar 515 - 519
Makale Özeti |Tam Metin PDF

DIĞER (YARIŞMA, ARAŞTIRMA ÖZETLERI, ODA GÖRÜŞ VE DEĞERLENDIRMELERI)
12.
Hakem Listesi
Reviewer Index

Sayfa 520
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale