Planning: 26 (3)
Cilt: 26  Sayı: 3 - 2016
Özetleri Gizle | << Geri
GÖRÜŞ YAZıSı
1.
Askeri Alanlar Ankara’nın Yeşil Kuşağını Canlandırmak ve Üst Ölçekli Planlama için Bir Fırsat Olabilir mi?
Can Military Zones be an Opportunity for Revitalizing Ankara’s Green Belt and Upper Scale Urban Planning?
Savaş Zafer Şahin
doi: 10.14744/planlama.2016.74745  Sayfalar 169 - 171
Makale Özeti | Tam Metin PDF

DERLEME
2.
Kentsel Gelişim ve Dönüşüm Planlanması Sürecinde Gayrimenkul Mülkiyet Haklarının Değerlendirilmesi: İmar Hakları Transferi Plan Uygulama Aracı
Urban Development and Planning Transformation Process Assessment of Real Estate Ownership Rights: Transfer of Development Rights Planning Implementation Tool
Nalan Özbilen, Nuran Zeren Gülersoy
doi: 10.14744/planlama.2016.22932  Sayfalar 172 - 180
Kentlerin gelişiminde ve dönüşümünde 1980 yılı ve sonrasında gayrimenkul sektörünün rolü artmıştır. Sektördeki girişimcilerin amacı kuralları, bürokrasiyi ortadan kaldırmak, arsa ve arazi planlaması için yeni plan uygulama araçlarını kullanmaya başlamak olmuştur. Bu süreçte sınırlı kamu maliyesiyle küçülen devlet, büyüyen toplumsal tercihler ve artan bireysel sorumluluklar karşısında planlamanın bütün bu eğilimlere karşı direncinin gelişemediği (Sorensen, T. 1994), kontrol ve koordine eden rolünün ötesinde mülkiyet hakları ile planlama sistemleri arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir kimlik kazandığı görülmüştür (Krueckeberg, D. A. 1995). Kentsel arsalarda ve arazilerde özel mülkiyetin varlığı da planlamada, kamu-özel-sivil toplum ortaklığı ve işbirliğine esas hukuk ve ekonomi sistemleri arasındaki ilişkileri düzenleyen (Geuting, E. 2007), mülkiyetin kullanıcı haklarını ve usüllerini tanımlayan uygulama araçlarının geliştirilmesini kaçınılmaz kılmıştır (Buitelaar, E. 2003; Webster, C., Lai, L. C. W. 2003). Kentlerin gelişiminde ve dönüşümünde mülkiyet haklarının yönetiminde bireysel teşvik unsurlarını ve kriterlerini dikkate alan, bu teşvik unsurlarının ve kriterlerinin toplum tarafından kabullenilmesi sonucunda uzlaşı ortamını sağlayan, işlem maliyetlerini düşüren, mülkiyet haklarının dolaylı kullanımına ve değişimine imkan tanıyan demokratik, katılımcı plan uygulama aracı olarak imar hakları transferi plan uygulama aracı da bu amaçla geliştirilmiştir. Yapılan araştırmalarda, ülkeler arasında kentlerin gelişiminde ve dönüşümünde farklı planlama araçları ile yapılan uygulamaların transferlerinin ilham, öğrenme ve adaptasyon gücüne bağlı olarak arttığı, her ülkenin mikroda bireylerine, kurumlarına ve kuruluşlarına esas temel kabulleri ile kurumsal tasarımlarını geliştirdiği, makroda genel kabullerin ise zaman içinde değişebildiği, kurumsal tasarıma esas kurumsal çevrelerin de geliştirilebildiği ortaya konulmuştur (Lndblom, C. E. 2001; North, D. 2002). Bu doğrultuda imar hakları transferi plan uygulama aracının kurumsal çevresini tanımlayan genel kabuller belirlenmiş, kurumlardan, kuruluşlardan ve kurallardan oluşan kurumsal tasarımların ise her ülkenin kendi gerçeklerine göre geliştirilebileceği öngörülmüştür (Ansel, C., Gash, A. 2008; Jansen-Jansen, L., Spans, M., Van Der Veen, M. 2009). Bu çalışmada da imar hakları transferi planlama aracının kurumsal tasarımını geliştirecek genel yaklaşımlar belirlenmiş ve irdelenmiştir.
After the 1980s, in new institutional economics, in urban development and urban transformation, the role of the real estate sector has increased. The purpose of the real estate’s entrepreneurs is to eliminate the bureaucracy and start using the new urban planning rules for land and urban planning. Within this period, the state has waned with the presence of growing social preferences and increasing individual responsibility. It is also determined that planning not develops resistance against the all of these tendency (Sorensen, T. 1994) and besides it has gained new identity beyond the controlling and coordinating role that regulate the relationship between property rights and urban planning system (Krueckeberg, D. A. 1995). The existence of private property in land and urban land developed, the urban planning tool which regulating the relationship between public-private-civil society partnership and basis for cooperation law and economic systems (Geuting, E. 2007) and identifying the user rights and procedures indispensably (Buitelaar, E. 2003; Webster, C., Lai, L. C. W. 2003). It has been determined that urban planning tool which is called the transfer of development rights have developed at this stage; as considering the individual incentives factor and criteria in the development and transformation of the city, enabling the reconciliation environment as a result of the acceptance of these incentives and criteria by the community, reduce transaction costs, allowing the use of property rights and democratic change indirectly. It has also been determined that the transferring of the applications, carried out through different planning tools in urban development and regeneration between the countries that increased depending on inspiration, learning and transplantation. Although each country develops their basic acceptances and institutional designs original to the individual, agents and institutions, in the micro level, the general acceptances can change in macro level in due course, in institutional environments due to the institutional designs in micro level (Lndblom, C. E. 2001; North, D. 2002). In this respect, general assumptions that identify the institutional environment of development rights transfer’ plan application tools as for the institutional design that consists of the institutions, organizations, and rules are considered to be developed according to the realities of each country (Ansel, C., Gash, A. 2008; Jansen-Jansen, L., Spans, M., Van Der Veen, M. 2009). In this study also the general assumption of the development rights transfer’ plan application tools is determined as for the institutional design.

The existence of private property in land and urban land developed, the urban planning tool which regulating the relationship between public-private-civil society partnership and basis for cooperation law and economic systems (Geuting, E. 2007) and identifying the user rights and procedures indispensably (Buitelaar, E. 2003; Webster, C., Lai, L. C. W. 2003). It has been determined that urban planning tool which is called the transfer of development rights have developed at this stage; as considering the individual incentives factor and criteria in the development and transformation of the city, enabling the reconciliation environment as a result of the acceptance of these incentives and criteria by the community, reduce transaction costs, allowing the use of property rights and democratic change indirectly.

It has also been determined that the transferring of the applications, carried out through different planning tools in urban development and regeneration between the countries that increased depending on inspiration, learning and transplantation. Although each country develops their basic acceptances and institutional designs original to the individual, agents and institutions, in the micro level, the general acceptances can change in macro level in due course, in institutional environments due to the institutional designs in micro level (Lndblom, C. E. 2001; North, D. 2010). In this respect, general assumptions that identify the institutional environment of development rights transfer' plan application tools as for the institutional design that consists of the institutions, organizations, and rules are considered to be developed according to the realities of each country (Ansel, C., Gash, A. 2008; Jansen-Jansen, L., Spans, M., Van Der Veen, M. 2009). In this study also the general assumption of the development rights transfer' plan application tools is determined as for the institutional design.

ARAŞTıRMA MAKALESI
3.
İleri Teknoloji Sektöründe Kadın Girişimciliği: Ankara’daki Sektörel ve Mekansal Farklılaşmalar
Woman Entrepreneurship in High-Tech Sector: Sectoral and Spatial Differentiations in Ankara
Yasemen Atalay, Çiğdem Varol
doi: 10.14744/planlama.2016.51423  Sayfalar 181 - 192
Yeni bir iş kuran ya da kendi işinin sahibi olan kadın girişimcilerin sayısı son yıllarda hızla artmaktadır. Kadın girişimciler artık sadece geleneksel sektörlere değil, ileri teknolojiyle ilgili sektörlere de giriş yapmaktadır. Girişimcilik üzerine yapılan çalışmaların daha çok erkek girişimciler üzerine odaklanması ve kadın girişimcilerin çoğunlukla geleneksel sektörlerde yer aldığının kabul edilmesi, geleneksel olmayan bir sektör olarak ileri teknoloji sektöründe kadın girişimciliğinin araştırılmasını önemli kılmaktadır. Çalışma kapsamında, Ankara’da ileri teknoloji sektöründe yer alan firma sahibi veya firma ortağı pozisyonundaki kadın girişimciler araştırılmaktadır. Araştırmada kadın girişimcilerin sahip olduğu ileri teknoloji firmaları, bu firmaların yığılma mekanları olarak görülen teknoloji geliştirme bölgeleri (TGB) ile bu bölgeler dışında kalan alanlarda, sektörel ve mekânsal farklılıklar açısından karşılaştırılmaktadır. Kadın girişimcilerle yapılan derinlemesine görüşmelerle; girişimci özellikleri, firmanın niteliği ve firma performansı, ve firmanın mekânsal yer seçimi detaylı olarak değerlendirilmektedir. Tüm bu özellikler açısından ileri teknoloji sektörünün, özellikle kadın girişimciliği desteklemeye açık bir potansiyel oluşturduğu ve sektörün kadın girişimcilere çeşitli imkanlar yarattığı ortaya konulmaktadır.
In the recent years, the number of women starting and owning a business has increased dramatically and women entrepreneurs have begun to enter high technology sector near traditional ones. As the recent studies on the entrepreneurship focus especially on male entrepreneurs and as the women entrepreneurs are regarded as working generally in traditional sectors, the researches about women entrepreneurs in non-traditional high-tech sector carry great importance. Within this scope, the study examines the women entrepreneurs acting as the owner or partner of the firms in high-tech sector in Ankara. The sectoral and spatial differences of women owned high-tech firms are compared in technology development zones, which are found to be the agglomeration spaces of high-tech firms, and out of these zones. In the study, in-depth interviews realized with female entrepreneurs are evaluated in details under three parts: characteristics of entrepreneurs, firm quality and performance of the firm, and location choices of the firm. It is found out that high-tech sector forms a potential for woman entrepreneurship and it creates various opportunities for supporting woman entrepreneurs.

4.
Endüstri-Sonrası Kentlerin Değişen ve Dönüşen Kamusal Mekânları
Changing and Transforming Public Spaces af Post-Industrial Cities
Müge Akkar Ercan
doi: 10.14744/planlama.2016.21931  Sayfalar 193 - 203
Tarih boyunca kentlerin ayrılmaz parçalarından biri olan kamusal mekânlara 1980’li yılların başlarından itibaren kamu ve özel sektör yanı sıra, farklı toplumsal kesimlerin ilgisinin hızla artmasına paralel olarak, kentsel dönüşüm projeleri, kent pazarlama ve markalaştırma programları aracılığıyla, tasarım açısından yüksek kaliteli kamusal alanlar inşa edilmeye başlanmıştır. Küreselleşme ve neo-liberal kentleşmenin etkisinde oluşan bu gelişmeler, uzun bir süredir kentlerde ihmal edilmiş olan kamusal mekânların iyileştirilmesi ve bu mekânların çok yönlü rollerini sağlıklı ve etkin olarak yerine getirebilmeleri açısından olumludur. Ancak, endüstri-sonrası kentlerde son yıllarda geliştirilen kamusal mekânlar, bazı rolleriyle ön plana çıkmaktadır. Bu araştırma, 1980’lerden itibaren gelişen kentsel dönüşüm ve kamusal mekân yazınını inceleyerek, endüstri-sonrası kentlerin kamusal mekânlarının değişen ve evrilen rollerini irdelemeyi amaçlamaktadır. Makalenin birinci bölümünde, kentlerde kamusal mekânların rolleri tanımlanmaktadır; ikinci bölümde, 1980’lerin başından itibaren kamusal alanlara artan ilginin nedenleri incelenmektedir. Üçüncü bölüm, endüstri-sonrası kentlere özgü kamusal mekân tiplerinin ve özelliklerinin tanımlanmasına ayrılmıştır. Dördüncü bölümde ise, bu kamusal mekânların rollerinin nasıl değiştiği, 1980’lerden itibaren uygulanan planlama ve tasarım politikalarının bu değişime nasıl hizmet ettiği incelenmektedir. Sonuç bölümünde ise, yapılan incelemelere dayalı olarak, endüstri-sonrası kentlerin kamusal mekânlarının değişen rollerine yönelik çıkarımlar yapılmaktadır.
Public spaces have been one of the crucial components of cities for centuries. Since the early 1980s, public spaces have increasingly become subject to broad concern of the public sector, private sector and other segments of the society. Particularly under the influence of globalization and privatization policies, the resurgence of broad interest in public spaces has led to a significant improvement in the design and management qualities of contemporary public realms in cities through city-marketing and imaging programs and urban regeneration projects. The rising interest in the public spaces that were undermined, deteriorated and declined for a long time has brought about a considerable improvement in the qualities of public spaces and their effective operation in public life of post-industrial cities. Nevertheless, the public space literature has frequently hinted at the changing roles and features of the public spaces in post-industrial cities. This article aims to draw attention to the changing and evolving roles of public spaces in the post-industrial cities since the 1980s by reviewing the public space literature of the last thirty years. First, it defines the roles of public spaces in cities, and second, it explains in detail the reasons behind the increasing significance of public spaces since the 1980s. Third, the article describes new types of public spaces in the landscape of post-industrial cities, and their characteristics. Fourth, depicting the design and management features, it underlines the changes in the roles of public spaces of the post-industrial cities. In the conclusion, the article summarizes the key issues discussed in the article and seeks to give clues for urban planning and design practice.

5.
İstanbul’daki Boş Zaman Değerlendirme Mekanlarının Dağılımı Üzerine Niceliksel Bir Değerlendirme
A Geographic Approach to Leisure Spaces in İstanbul
Tayfun Salihoğlu, Handan Türkoğlu
doi: 10.14744/planlama.2016.39306  Sayfalar 204 - 218
Çalışma ve konut yaşantısı üzerinden kurgulanan modern kent sisteminde, kentlilerin boş vakitlerini (leisure) değerlendirebilecekleri mekanlara olan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bir çok disiplinde boş zaman, bireysel bir gereksinim olarak tanımlanmaktadır. Kentlinin boş vakitlerini değerlendirilebileceği kentsel mekanlar ise yüksek yaşam deneyimi sunan kentlerin temel bileşenleridir. Çağdaş kentlerin sunduğu boş zaman deneyiminin; yeterliliği, çeşitliliği, erişilebilirliği, kamusallığı, kentsel mekandaki dağılım özellikleri ve kalitesi gibi konular, kentlinin yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik politikalara doğrudan girdi sağlayarak, kentte yaşayanların memnuniyet düzeyini yükseltmektedir. Bugünün kentinde, özellikle yaşam kalitesi yüksek kentsel mekanlar üretme hedefindeki yerel yönetimler için, kentteki boş vakit değerlendirme mekanlarının mevcut durumunu gerek norm ve standartlar gerekse kentlilerin algıları ekseninde analiz eden çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma, dünya kenti olma vizyonuna sahip, üllkemizin en önemli metropolü olan İstanbul’daki boş zaman değerlendirme mekanlarının kentsel mekandaki dağılımı ve hizmet alanlarını nesnel bir çerçevede ele alarak metropoliten planlama politikalarına girdi sağlamayı hedeflemektedir. Rekreasyon Mekanları, Sosyal ve Kültürel Tesisler ile Alışveriş ve Yeme İçme Mekanları olarak gruplanan çok sayıdaki boş zaman değerlendirme mekanı, coğrafi bilgi sistemleri ortamındaki analizler (Mapping, Measuring Geographic Distribution, Network Analyst) ile görselleştirilmiş ve mekansal değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışma sonucunda, gerek boş zaman aktivitelerinin mekansal dağılımları, gerekse hizmet alanları üzerinden ölçülen erişilebilirlik koşulları açısından, hem aktiviteler hem de metropoliten alanın çeşitli noktaları arasında önemli farklılıklar bulunmuştur. Mekansal adalet açısından önemli sorunlar içeren bu sonuçların boş zamanların değerlendirilmesine yönelik gelecekteki planlama faaliyetlerinde göz önünde bulundurulması, yüksek yaşam kalitesi hedefindeki yerel yönetimler ve beklentisindeki kentliler için iyi bir başlangıç noktası olacaktır.
The need for the leisure spaces has a growing importance in the contemporary urban system that is a product of the relationship between housing and working. Leisure is defined as an individual need in related disciplines as leisure spaces are the main components of the cities that promise higher urban experience and quality. Adequacy, variety, accessibility, publicity, distribution and quality of the leisure spaces have positive effects on the satisfaction of households in today’s cities as inputs to the quality of life policies of urban management. Therefore, the importance of the leisure studies that analysis the current state of the leisure spaces in terms of norms, standards and perception of residents is growing for the urban managers whose liability is to increase quality of life in cities. By objectively analyzing the location, distribution, accessibility and service area of the leisure spaces, this study aims to provide insights to metropolitan planning policies in İstanbul which is the most important metropolis of the Turkey. Leisure spaces in this study is categorized as recreation places (parks / green spaces and sport areas), social and cultural facilities and shopping centers. These leisure categories have analyzed and illustrated by the techniques of geographical information systems such as mapping, measuring geographic distribution and network analyst. As the main results of the study, there is a significant difference both in between activity categories and various places in urban space in terms of spatial distribution and service areas. In the future planning actions, these results which indicate serious problems in terms of spatial justice, would be a good starting point for the local government’s livability policies and environmental satisfaction of the residents.

6.
İkincil Konutların Birincil Konutlara Uyarlanması: Mersin Örneği
Adapting the Secondary Houses to the Primary Houses: Mersin Sample
Fulya Pelin Cengizoğlu, Havva Özyılmaz
doi: 10.14744/planlama.2016.83702  Sayfalar 219 - 233
İkincil konutlar, kullanıcıları tarafından yılın belirli zamanlarında ve belirli sürelerde dinlenme, tatil yapma, kentsel yaşamdan uzaklaşma gibi sebeplerle rekreatif amaçlı olarak kullanılan genellikle fiziksel çekiciliği yüksek olan bölgelerde inşa edilen yapılardır. Özellikle kıyı bölgelerinde yer alan ve çoğunlukla tatil amaçlı kullanılan ikincil konutlar, zaman içerisinde çeşitli sebeplerden dolayı birincil konuta dönüşebilmektedir. Mevcut ikincil konut yapıları, birincil konuta dönüşürken kullanım şekli ve kullanıcı ihtiyaçları değişmekte, bu durumda ikincil konut yapılarında kullanım süresinin bütün yıla yayılmasıyla kullanıcı gereksinimleri de farklılaşmaktadır. İkincil konut olarak tasarlanan yapıların zaman içerisinde birincil konuta dönüşürken kullanıcı gereksinimlerine cevap verebilmesi, mimari sürdürülebilirliğin sağlanması bakımından son derece önemli ve gereklidir. Sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için, ikincil konutların birincil konutlara uyarlanması sürecindeki gereksinimler doğru bir şekilde tespit edilmeli ve belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda değişen kullanıcı gereksinimlerine cevap verebilecek nitelikte esnek tasarımlar yapılmalıdır. Bu araştırma genelde, ülkemiz kıyı bölgelerinde bulunan ve yoğun yerleşmelerden oluşan ikincil konutları özelde ise, Mersin ili kıyı alanlarında konumlanmış ve farklı dönemlerde inşa edilmiş dört ikincil konut yerleşmesini (tatil sitesi) mimari açıdan incelemekte, mekânsal değişimleri tespit ederek kullanıcı ihtiyaçlarını ve kullanım şeklini belirlemektedir. Bununla birlikte ikincil konutların zaman içerisinde birincil konut olarak kullanılmaya başlanmasının kentsel ve sosyal nedenleri ve bu değişimin getirdiği gereksinimler irdelenmektedir. Bu tespit ve değerlendirmelerin sonucunda bu çalışma, ikincil konut tasarımlarında, özellikle kentsel ve sosyal sebeplerle birincil konut olarak kullanılabilme potansiyeli olan alanlarda esnek ve sürdürülebilir tasarım bağlamında değerlendirilmesi gereken ölçütleri belirlemekte, tasarımı yönlendiren bir yol haritası oluşturmayı amaçlamaktadır.
Secondary houses are structures which are usually built in the areas with high physical attractiveness and are used by their users at certain times and periods in a year for recreational purposes like vacation, having rest and being out of the urban life. Because of various reasons, secondary houses, which are situated especially at coastal areas and are usually used for vacation, can be adapted to primary houses. While existing secondary houses are adapted to primary houses, because of being used for the whole year, their using type and user requirements become different. It’s extremely important and necessary in terms of carrying out the architectural sustainability that structures which are designed as a secondary house should fulfill the user requirements while adapting to primay house in time. To carry out the sustainability in the process of adapting the primary houses to the secondary houses, the user requirements should be determined properly and flexible designs which should fulfill the various user requirements should be done. This research examines the secondary houses with its architectural respects, which are situated at the coastal areas of our country and are composed of dense settlements in general, and in four secondary houses (vacation sites) which are built in different periods in Mersin in detail. The study also identifies the spatial changes and determines users’ requirements and usage types. In addition to this, the urban and social reasons of using the seondary houses as primary houses during the time and the requirements as necessitated due to this changing are studied. As a result of this determination and evaluation, this study determines the criterias which are required for flexible and sustainable design in secondary houses especially for the areas which have potential to be used as primary houses due to urban and social causes, and aims to determine a road map that steers design.

7.
Kamu Yararı Perspektifinden İstanbul’da Kentsel Müdahaleler
Public Interest Perspective to Urban Interventions in İstanbul
Seçil Özalp, Gülden Erkut
doi: 10.14744/planlama.2016.92400  Sayfalar 234 - 250
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de 1980 yılı yönetim anlayışlarında yaşanan dönüşüm anlamında kırılma noktası olarak tanımlanmaktadır. Bu dönüşüm devletlerin yapısından toplumsal yapılara, planlamadan kent mekanlarına bir çok alanda yapısal değişikliği beraberinde getirmiştir. Neoliberal dönem olarak tanımlanan bu süreçte kent mekanları metalaştırılarak hem piyasa temelli ekonomik büyüme hem de elit tüketim pratiklerinin sahnesi haline getirilmektedir. Kentlerde, kamu-özel sektör ortaklıklarıyla şekillendirilen, sermayenin çıkarları doğrultusunda geliştirilen müdahaleler gün geçtikçe artmaktadır. Bu dönemde, planlamanın özünü oluşturan kamu yararı planlama meslek uygulamalarında temel değer olmaktan çıkmaya başlamıştır. Proje temelli yaklaşımlarla, planlama alanı işlevsizleştirilmekte ve itibarsızlaştırılmaktadır. Türkiye’de ekonomik politikalar doğrultusunda planlama politikaları ve ilgili mevzuatta yapılan düzenlemelere bağlı olarak kent mekanını şekillendiren müdahalelerin en yoğun olarak yaşandığı kent İstanbul’dur. Bu makalede, 1980 yılından itibaren,Türkiye’de planlama alanını ilgilendiren yasal düzenlemeler ve değişiklikler kamu yararı bağlamında değerlendirilmekte, bunun yanında İstanbul’da gerçekleştirilen kentsel müdahaleler planlama politikaları ve yasal düzenlemeler ile ilişkileri, mekansal dağılımları ve kamu yararına aykırılık teşkil ettiği düşünülen konular çerçevesinde ele alınmaktadır. Çalışmada 1980’den bugüne 36 yıllık süre, 1980–2000 ve 2000 sonrası olmak üzere iki ayrı dönem kapsamında incelenmekte, dönemler arası ortaklaşan/ayrışan konular değerlendirilmektedir.
The year 1980 is a breaking point in regard to transformation of governmental paradigms in Turkey, like in the rest of the world. This shift has brought along structural transformations over many fields including state and social structures as well as planning approach and urban spaces. During this period identified as neoliberalism, commodified urban space is turning into a scene for practices of market-oriented economic development and elite consumption. In cities, interventions which are shaped by public-private partnerships and are developed in line with the interests of capital, are increasing day by day. In this period, public interest that constitutes the main principal of planning has begun to cease to be the essential value of the planning implementations. Through the project based approaches, field of planning is now being turned into a non-functional act and is being discredited. In Turkey, Istanbul is the most affected city from interventions forming the urban space depending on relevant legislation and planning policies’ regulations made in accordance with economic policies. In this article, planning legislation and amendments from 1980s are evaluated in the context of public interest besides that urban interventions in Istanbul are discussed depending on relationships with planning policies and legislations, spatial distributions and the topics which they constitute a contradiction about public interest. In this study 36 years from 1980 to present day are investigated within two period which are 1980 to 2000 and after 2000 and the similarities/differentials between periods are evaluated.

8.
Kırsal Yerleşme Eylem Planı Yaratım Süreci: Trabzon/Salacık Köyü Deneyimi
A Rural Settlement Action Plan Design Process: The Case of Trabzon/Salacık Village
Seda Özlü, Dilek Beyazlı
doi: 10.14744/planlama.2016.92486  Sayfalar 251 - 263
Eylem planı yaratım süreci; yerel kaynak ve potansiyelleri kullanarak toplumun problemini kendisinin belirleyip önceliklendirildiği, çözüm için yerel halkın aktif olarak sorumluluk aldığı, etkin ve katılımcı bir süreçtir. Kırsal alanda yaşayan halkın yerel potansiyelleri ve sorunları analiz ettiği, bilginin paylaşıldığı, ortak fikrin üretildiği, belirlenen problemin çözümüne yönelik eylemin planlandığı ve gerçekleştirildiği bir süreci amaçlar. Sürecin planlanmasını ve uygulanmasını içeren bu çalışma; katılımcı yaklaşımla, alanda belirlenen potansiyel ve sorunlar ışığında, metodolojisi oluşturulan bütüncül bir eylem planı sürecinin seçilen yerleşme özelinde uygulama sürecini ve sürecin etkinliğinin/uygunluğunun değerlendirilmesi deneyimini aktarmaktadır. Stratejik hedeflere ulaşmaya yönelik eylem adımlarını tanımlayan katılımcı, kaynak etkin, somut sonuçlar üreten, toplum yönlendirmeli, ölçülebilir/performans standartlarına sahip bu yaklaşımın; başarısını etkileyen faktörlerin ve toplumda yarattığı etkinin tartışılması gelecek deneyimler için yol göstericidir.
The process of designing action plan is an active and participatory process where the society determines and prioritizes the problem using local resources and potentials and local people take the responsibility for the solution. It aims a process where rural people analyze local potentials and problems, share knowledge, produce joint ideas and plan and conduct the action towards the solution of the problem. The present study that includes planning and application of the process explains the design of a holistic action plan process methodology with a participatory approach and based on the potentials and problems determined at the field. It reflects the experience of the application process particular to the selected settlement and the assessment of the effectiveness / adequacy of this process. Discussion of the factors that affect the success of this approach that defines the action steps towards the achievement of strategical goals, participatory, resource-efficient, society-directed and with measurable measurement standards and its effects on the society would guide future experiences.



 
Copyright © 2020 TMMOB
Bu sitenin tüm hakları Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesine aittir.