Planning: 31 (3)
Cilt: 31  Sayı: 3 - 2021
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
COVID-19 Pandemisinin Derinleştirdiği Sosyo-Mekânsal Eşitsizlikler ve Kentsel Alanın Yeni Dinamikleri
Socio-Spatial Inequalities Deepened by the COVID-19 Pandemic and New Dynamics of Urban Space
Hazal Pehlivan
doi: 10.14744/planlama.2021.43765  Sayfalar 352 - 360
Küresel COVID-19 pandemi süreci kentleri ve kentsel yaşamı etkisi altına alırken, neoliberal politikalarla büyüyen kentlerin pan-demi mücadelesinde genel olarak yetersiz kaldığı görülmüştür. Kamu yararını görmezden gelen ve kâr odaklı kentleşme politikaları ile büyüyen kentler, eşitsizliklerin ve ayrışmanın en yoğun yaşandığı mekânlar haline gelmiştir. Dolayısıyla, bireyler kentsel mekânda virüsle savaşmada eşit koşullara sahip değildir. Kentlerde var olan eşitsizlikleri ve ayrışmaları derinleştiren pandemi süreci, tasarım ve planlama süreçlerinde ihmal edilen halk sağlığı bakışını öncelikli olarak gündeme getirmiştir. Bu nedenle, halk sağlığını etkileyen ve pandemileri şekillendiren sosyo-mekânsal eşitsizliklerin kapsamlı bir şekilde değerlendirmesine gereksinim duyulmaktadır. Bu doğrultuda, bu çalışma pandemi boyunca yaşanan sosyo-mekânsal eşitsizlikleri ortaya koyarak, kendi kendine yetebilen "20 dakikalık mahalleler" modelini alternatif bir bakış açısı olarak önermektedir. Böylece, halk sağlığı bakışını önceleyen, herkes için adil, erişilebilir, sağlıklı ve yaşanabilir kentsel mekânlar yaratmak mümkün kılınabilir.
While the global COVID-19 pandemic process affects cities and urban life, it has been observed that cities growing with neoliberal policies mostly fail to fight against pandemics. Cities that ignore the public interest and grow with profit-oriented urbanization policies have become places where inequality and segre-gation are experienced the most. Therefore, the people do not have equal conditions to fight the virus in urban space. The pan-demic process, which deepens the pre-existing inequalities and segregation in the cities, brought the public health perspective, which was ignored in the design and planning processes, to the agenda as a priority. Thus, the socio-spatial inequalities that af-fect public health and shape pandemics deserve more reflection. In this regard, this study discusses the pre-existing socio-spatial inequalities experienced during the pandemic and puts forward the self-sufficient "20-minute neighborhoods" model as an alternative perspective. Thus, it may be possible to create fair, accessible, healthy, liveable urban spaces for everyone, prioritizing the public health perspective.

2.
Tasarımda Değer-Yarar İlişkisi ve Temsil Problemi Üzerine Bir İrdeleme
A Discussion on the Value-Utility Relationship and Representation Problem in Design
Murad Babadağ, Oğuz Haşlakoğlu
doi: 10.14744/planlama.2021.64426  Sayfalar 361 - 367
Bu makalede, “iyi tasarım” kavramının önce değer bağlamı, yapma/olma ilişkisi üzerinden, bilginin değere dönüşmesi ve “iyi” çerçevesinde, sonra da, yine yapma/olma ilişkisi kapsamında çağdaş tasarım yaklaşımlarıyla kıyaslanarak irdelenecektir. İnsanın tasarım yoluyla bilgi ve değer bağlamı üzerinden kendisini bir tür olarak nasıl doğayı araçsallaştırarak ayrıcalıklı bir konuma getirdiği, temsil inşa edebilme vasıtasıyla kendini bir tür olarak nasıl tesis ettiği ortaya konulmaya çalışılacaktır. Doğada hâlihazırda duran bir malzeme ve kuvveti birleştirerek bu yaptığı nesne üzerinden değer kavramını keşfetmesi ve bu keşfi mimetik eylem sayesinde yapabilmesi irdelenecektir. Öte yandan insanın bu faaliyet vasıtasıyla edindiği ve diğer canlıların yapamadığı seviyede temsil yapabilmesi sayesinde benlik tesisinin nasıl kurulduğuna dair bir öneride bulunulacaktır. Böylece ‘yapma’ eylemi üzerinden bilgi ve değer bağlamının nasıl bizatihi insanın ‘olma’ esasında kendisini ürettiği araştırılacaktır.
This article first examines the concept of “good design” in the context of virtue, with respect to the making/becoming relation, as part of knowledge turning into virtue and the concept of ‘good’, then compares it to the contemporary approaches of design again with respect to the making/becoming relation. An explanation of how humans privilege themselves as a species by using nature as an instrument by means of design based on the contexts of knowledge and virtue will be attempted. The fact that humans learn and experience the ways of acquiring the knowledge of making, of protecting and transferring that knowledge on one hand, on the other hand, they attain the concept of virtue through the tool they have made that functions properly and completely will be discussed. In this way, how the context of knowledge and virtue produces itself in the principle of ‘being’ that is actually of humans will be investigated through the action of ‘making’.

3.
Çevresel Dönüm Noktaları ile Ekosistem Hizmetleri ve Ekonomik Kökenleri
Environmental Milestones and Ecosystem Services and Economic Origins
Merve Ersoy Mirici
doi: 10.14744/planlama.2021.79926  Sayfalar 368 - 377
Son yüzyılda artan nüfus ve endüstriyel gelişmeler ekosistem fonksiyonları üzerinde dramatik etkilere neden olmuştur. Dünyanın sahip olduğu ekosistem kaynaklarının kısıtlı olması ve bu kaynaklar üzerinde artan arz ve talep doğal kaynakların daha detaylı araştırılması gerektiğini gün yüzüne çıkarmıştır. Bu doğrultuda ekosistem ürün ve hizmetleri peyzaj ve şehir bölge planlama aracı olarak son on yıldır giderek artış gösteren bir araştırma alanına dönüşmüştür. Popülerleşen bir araştırma alanı olarak ekosistem hizmetlerinin tanımı, kapsamı ve kategori sistemlerinde pek çok farklılık ve karmaşa hakimdir. Buna ek olarak özellikle Türkiye’de yapılan çalışmalarda ekosistem hizmetlerine yönelik elde edilen ekolojik bulguların ekonomik zemine aktarılmaması dikkat çekici sorunlardan biridir. Bu durumda da ekosistem hizmetleri çalışma alanına dair dar bir kapsamda ele alınan bir yaklaşım sergilemektedir. Bu çalışmada ekosistem hizmetlerine yüzeysel bir bakış açısından öte insana ait çevresel düşünce sistemleri içinde doğa ve dolaylı olarak ekosistemin insan algısındaki konumuna odaklanılmıştır. Bu konumu belirleyen en önemli itici güçlerden biri de ekonomidir. Nitekim ekosistem hizmetleri yaklaşımı yeni keşfedilmiş bir kavram olmaktan ziyade geçmişte gerçekleşen pek çok çevresel hareket ve eylem ile şekillenmiştir. Bu kapsamda ekosistem ürün ve hizmetlerinin günümüze ulaşırken geçirdiği dönüşümler, anahtar kişi ve anahtar olaylar, değişen bakış açıları ve bu bakış açılarının ekolojik ve ekonomik keşişim arayüzündeki literatür eksikliğine katkı sağlaması amacı ile bu çalışma gerçekleştirilmiştir.
Increasing population and industrial developments in the last century have caused dramatic effects on ecosystem functions. The fact that the ecosystem resources of the world are limited and the increasing supply and demand for these resources have revealed that natural resources should be investigated in more detail. In this direction, ecosystem good and services have turned into a research field that has been increasing gradually for the last ten years as a landscape, urban and region planning tool. There are many differences and complexities in the system of definition, scope and categories of ecosystem services. In addition to the diversity of definition and categorization, the ecological outputs of ecosystem products and services cannot be transformed into an economic basis. In this case, the ecosystem services studies exhibit an approach that is handle within a narrow scope. This study focuses on ecosystem services from a superficial point of view, rather than nature and indirectly the position of the ecosystem within human-environmental thinking systems. One of the most important driving forces determining this position is the economy. The ecosystem services approach has been shaped by many environmental move-ments and actions that have taken place in the past rather than being a newly discovered concept. In this context, this study has been carried out to contribute to the lack of literature in the interface of ecological and economic interference with the transformations of ecosystem good and services, changing perspectives, key persons and key events.

4.
Açık Yeşil Alan Sistemi Planlanma ve Tasarım Süreçlerinde Millet Bahçelerinin Rolü
The Role of Nation Gardens in the Planning and Design Processes of the Open Green Space System
Berfin Şenik, Osman Uzun
doi: 10.14744/planlama.2021.36043  Sayfalar 378 - 392
Bilindiği gibi, açık yeşil alanlar kentsel sürdürülebilirliğin ayrıl-maz bir parçasıdır. Pek çok farklı tipolojiyle kentlere; ekolojik, toplumsal, rekreasyonel ve mekânsal katkılar sunmaktadırlar. Bu katkıların (çok işlevli olarak) kentsel mekâna yansıtılması sistematik bir yaklaşımla mümkündür. Bu bağlamda hem dünyada hem de Türkiye’de açık yeşil alanlara ilişkin pek çok hedef, strateji ve standart geliştirilmiştir/geliştirilmektedir. Ülkemizde son yıllarda, tarihi bir öneme sahip millet bahçesi kavramı açık yeşil alan tipolojisi olarak yeniden gündeme gelmiştir. Bu kavram ayrıca, farklı açık yeşil alan stratejileri ile birlikte ele alınmaya başlanmıştır. Bu doğrultuda çalışmada, millet bahçesi kavramının açık yeşil alan sistemi planlama ve tasarım süreçlerindeki rolü irdelenmiştir. Bu kapsamda, farklı açık yeşil alan tipolojilerinin dünyadaki ve ülkemizdeki tarihsel gelişimi üzerinde durulmuştur. Sonraki aşamada, açık yeşil alanlara ilişkin ülkemizdeki yasal-yönetsel yapı irdelenmiştir. Buna yönelik olarak merkezi yönetim tarafından ortaya konulan Millet Bahçesi Rehberinin açık yeşil alan sistemi planlaması ve tasarımı üzerindeki etkisine ilişkin saptamalar yapılmıştır. Son olarak yine merkezi yönetim tarafından gündeme getirilen millet bahçelerinin ekolojik koridorlarla bütünleştirilmesine yönelik bazı öneriler getirilmiştir. Böylece, millet bahçesi kavramının diğer açık yeşil alan bütünleştirilmesine ve yetkin bir açık yeşil alan sisteminin planlama ve tasarım sürecine önayak olabilecek bir altlık ortaya konulmuştur.
As is known, open-green spaces are an integral part of urban sus-tainability. They provide ecological, social, recreational, and spatial contributions to cities, with many different typologies. It is possible to reflect these contributions (multifunctional) to the urban space with a systematic approach. In this context, both in the world and in Turkey, many goals, strategies, and standards regarding open-green space have been developed/being developed. In recent years, the concept of the nation garden, which has historical importance, has come to the fore as an open-green space typology in Turkey. This concept has also started to be addressed with different open-green space strategies. Accordingly in this study, the role of nation garden concept in the planning and design processes of the open-green space system was examined. In this context, the historical development of different open-green space typologies in the world and in Turkey has been emphasized. In the next stage, the legal administrative structure in Turkey regarding open-green spaces was examined. For this purpose, determinations were made regarding the effect of the Nation Garden Guideline, put forward by the central administration, on the planning and design of the open-green space system. Ultimately, some suggestions were made for the integration of nation gardens with ecological corridors, which were also brought to the agenda by the central administration. Thus, a base that can lead to the integration of the nation garden concept with other open-green spaces and the planning and design process of a competent open-green space system has been put forward.

5.
Türkiye'de Kentsel Dönüşümün Yasalar ve Aktörler Üzerinden Dönemsel Olarak Değerlendirilmesi
Periodical Evaluation of Urban Transformation in Turkey Via Laws and Actors
Fidan Yolcu
doi: 10.14744/planlama.2021.46504  Sayfalar 393 - 401
Türkiye'de 1950'li yıllardan 1980'li yıllara kadar kırdan kente göç ile birlikte kentlerin nüfusunda hızlı bir artış gözlenmiştir. Hızlı göçün etkisiyle birlikte kentlerde imara aykırı ve plansız gecekonduların inşası çarpık bir kentleşmenin ortaya çıkışında etkili olmuştur. İmar mevzuatına aykırı olan bu yapılar 775 sayılı gecekondu yasasıyla meşrulaştırılmış ve buna paralel olarak gecekondu yapımı her geçen gün artış göstermiştir. Bu yasayı izleyen süreçte 1980'li yıllarda imar afları ve ıslah imar planları ile gecekonduların apartman biçiminde yapılanmalarına izin verilmiştir. Gecekonduların fiziksel ve çevresel yönden eskimesi ve meşrulaştırma süreçleri kentsel dönüşüme konu olan uygulamaları gündeme getirmiştir. 1980'li yılların sonunda ilk kentsel dönüşüm uygulamaları Ankara'da Dikmen Vadisi ve Portakal Çiçeği Vadisinde uygulanmaya başlamıştır. 2000'li yıllara gelindiğinde ise Türkiye'de kentsel dönüşüm farklı tipleriyle yasalarda yer almış ve yaygın bir biçimde uygulanmaya başlamıştır. Bu makalede, Türkiye'de kentsel dönüşümün gelişimi kronolojik bir biçimde dönemsel olarak değerlendirilmiştir. Her bir dönem Türkiye'nin sosyal, ekonomik ve siyasal bağlamı ile kentleşme süreci ilişkilendirilerek ele alınmıştır. Çalışmada 2000'li yıllarda ardı ardına çıkan kentsel dönüşüme ilişkin yasaların belirmesi açısından önem taşımaktadır. Her bir yasa, kapsamı, hedefi, yetki tanımı, yetkiye sahip olan aktörler, hak tanımı ve çıktılar yönünde ele alınmıştır.
A fast, increase in urban population has been observed in Turkey from the 1950s to the 1980s through migration from rural areas to cites. The construction of slums, that are against the legislation and unplanned, has been evident in arising of irregular urbanization through the effect of fast migration. These buildings as not compatible with reconstruction legislation have been le-gitimized by the Law.775 and paralelly, construction of slums have increased incrementally. Within the following period in the re-construction of slums in the from of aparment buildings has been allowed through reconstruction amnesties and improvement re-construction plans. The pyhsical and environmentally aging slum as well as their legitimization have put the practices subject to urban transformation to the agenda. By he end of 1980s, the first urban transformation applications have taken place in Dikmen and Portakal Çiçeği Valleys. In the 2000s, urban transformation in Turkey have become subject to laws with its diverse types and have started to be widely practiced. In this paper, the development of urban transformation in Turkey has been evaluated cronologically and periodically. Each period has been taken into consideration in relation with Turkey's social, economic and political context and urbanization process. The 2000s is specific in the study due to the emergence of several laws considering urban transformation. Each law has been reviewed via its context, goal, definition of authority, actors, with authority, definition of night and outcomes.

6.
Sürdürülebilir Mahalleler, COVID-19 Benzeri Pandemilerin Etkilerini Azaltmaya Katkıda Bulunabilir mi? LEED-ND Sistemi Bağlamında Bir Değerlendirme
Can Sustainable Neighborhoods Contribute to Reducing the Impacts of Pandemics Like COVID-19? An Evaluation in the Context of LEED-ND System
Serkan Yıldız, Zennure Özdemir Yıldız
doi: 10.14744/planlama.2021.71501  Sayfalar 402 - 413
2019 yılı sonunda ortaya çıkan ve birkaç yıl daha devam etmesi beklenen COVID-19 salgını, insanların hayatlarını sosyal, psikolojik ve ekonomik olarak birçok yönden ciddi şekilde etkilemeye devam ediyor. Bu süreç, salgının yapılı çevre içerisinde insanların birbiri ile teması sonucu yayılması ve alınan tedbirlerin doğrudan veya dolaylı olarak yapılı çevre üzerinde etkileri olması nedeniyle, yapılı çevrenin pandeminin etkisini azaltacak şekilde tasarlanmasının çok önemli olduğunu göstermiştir. Bu bakış açısıyla gerçekleştirilen bu çalışmada, ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilir yapılı çevreler vaat eden Mahalle Sürdürülebilirliği kavramının gelecekte ortaya çıkması muhtemel pandemilerin etkisinin azaltılmasına katkı sağlayıp sağlamayacağı incelenmiştir. Bu amaçla öncelikle pandeminin yayılması ve pandemi önlemleri ile ilgili yapılı çevre tasarım unsurları belirlenmiştir. Sonraki aşamada kapsamlı bir literatür taraması yapılarak pandemi bağlamında kentsel tasarım unsurlarına ilişkin iyileştirme ve değişiklik önerileri tespit edilmiştir. Ardından, şu anda en çok bilinen ve yaygın olarak kullanılan mahalle sürdürülebilirlik değerlendirme sistemi olan LEED-ND sisteminde söz konusu önerilerin nasıl ele alındığı incelenmiş ve LEED-ND sisteminin uyarlanmasına yönelik bazı önerilerde bulunulmuştur. Çalışmanın, sürdürülebilir mahalle tasarımı ve inşasının salgınlar açısından önemini ortaya koyması ve Mahalle Sürdürülebilirlik Değerlendirme (NSA) sistemlerinin geliştirilmesi çalışmalarına ışık tutması açısından literatüre önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.
The COVID-19 pandemic, which emerged at the end of 2019 and is expected to continue for a few more years, is continuing to seriously affect people's lives socially, psychologically, and economically from many aspects. This process showed us that designing the built environment to reduce the impact of the pandemic is crucial since the pandemic spread as a result of people's contact with each other within the built environment. This study was conducted with this point of view, and it examined whether the “Neighborhood Sustainability” concept, which promises economically, socially and environmentally sustainable built environments, can contribute to reducing the impact of future pandemics. For this purpose, firstly, the built environment design elements related to the spread of the pandemic were identified. Through a comprehensive literature review, suggestions for the improvements and changes related to the urban design elements in the context of the pandemic were determined. Then, how these issues are handled in the LEED-ND system, which is currently the most known and widely used neighborhood sustainability assessment system, were examined, and some suggestions for the adaptation of LEED-ND were presented. The study is thought to make significant contributions to the literature to reveal the importance of sustainable neighborhood design and construction in terms of pandemics and shed light on the development studies of Neighborhood Sustainability Assessment (NSA) systems.

ARAŞTıRMA MAKALESI
7.
Kentsel Yenileme ile İlgili Yasal Düzenlemelerde Takdir Yetkisinden Gelen Esneklikler
Flexibility from Discretion in Legal Regulations on Urban Renewal
Sezen Tarakçı, Şevkiye Şence Türk
doi: 10.14744/planlama.2021.65707  Sayfalar 414 - 427
Türkiye’de, kentlerin planlaması düzenleyici planlama sistemi ile sağlanmaktadır. Ancak, 2000’lerden itibaren planlama sistemindeki önemli değişiklikler, teorideki yapıdan uzaklaşılarak, pratikte esnek planlama sistemine doğru evrilmeye yol açmıştır. Benzer şekilde, kentsel yenileme uygulamalarında da esnek sistemin varlığı öne çıkmaktadır. Kentsel yenileme uygulamalarında esneklik iki farklı şekilde ortaya çıkmaktadır. Birincisi, kentsel yenileme uygulamalarının, 2004 yılından itibaren yürürlüğe giren özel amaçlı kanunlar ile gerçekleşmesidir. Kentsel yenileme ile ilgili özel amaçlı kanunlar, düzenleyici planlama sisteminin en temel özelliği olan hiyerarşi ilkesini, doğrudan devre dışı bırakmaktadır. Bu durum, kentsel yenileme uygulamalarının mevcut planlama sisteminin dışında gerçekleşmesini sağlamaktadır. Bu durum esnekliğin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İkincisi ise, kentsel yenileme ile ilgili yasal düzenlemelerdeki, yetkinin kullanımına ilişkindir. Kentsel yenileme uygulama süreçlerinde, gerek merkezi yönetime, gerekse yerel yönetimlere birçok konuda takdir yetkisi verilmiştir. Bu durum da esnekliğin şekillenmesinde doğrudan etkili olmuştur.
In Turkey, urban planning is provided through the regulatory planning system. However, significant changes in the planning system since 2000 have triggered a shift in the planning system towards a flexible planning system in practice despite the structure in theory. A flexible system is also evident in urban renewal practices. Flexibility in urban renewal implementations occurs in two different ways. Firstly, urban renewal practices are applied in accordance with special laws that have been in effect since 2004. These special laws bypass the hierarchy that being a basic feature of the regulatory planning system. This situation causes to emerge urban renewal practices at outside of existing planning system, and hereby, a great deal of flexibility in urban renewal practices, in sense of giving of new development rights reveals. Second is related to the using of power in the legal regulations regarding urban renewal. With the legal regulations, both the central and local administrations discretionary power are given discretionary powerin urban renewal processes. This situation directly influenced the shaping of flexibility.

8.
Kültürel Mirasa Katkı Sağlayan Kültür Rotalarında Yerelin Katılımı ve Sosyo-Ekonomik Kalkınması Üzerine Bir Yaklaşım
An Approach to the Participation of the Local Community and the Socio-Economic Development in Cultural Routes Contributing to the Cultural Heritage
Ezgi Özer, Kevser Üstündağ
doi: 10.14744/planlama.2021.90277  Sayfalar 428 - 447
Kültürel kaynakların korunmasında pek çok araçtan biri olan kültürel rotalar, yörenin sahip olduğu doğal peyzaj, gelenekler, yaşam biçimi, el sanatları, tarihi ve mimari değerler gibi miras öğelerinin seyahatler aracılığıyla ve yürüme deneyimi ile keşfini sağlamaktadır. Bu keşif, korumanın ötesinde uluslararası ölçekte tanınırlığını artırmakta ve bölgenin ekonomik açıdan da gelişmesine katkı sunmaktadır. Kentlerin devamlı değişen dinamik yapısı gereği, özellikle sanayileşme sonrası dönemde ve küreselleşmenin de etkisiyle toplum yapısında da hızlı bir farklılaşma yaşanmaya başlanmıştır. Eğitim 10 seviyesinin artması ile artan refah düzeyi, çevre bilincinin oluşmasına ve kültürel kaynakları keşfetme arzusuna yol açmıştır. Özellikle kentlilerin kendi ülkelerinin veya diğer ülkelerin kültürlerini görmeye yönelik yaptığı seyahatler ile bu kaynakların keşfedilmesi ve onların korunarak gelecek kuşaklara aktarma gerekliliği söz konusu olmuştur. Kültürel mirasın korunması ve tanıtılması için gerçekleşen projelerde, süreçlere yöre halkının dahil edilmesi, bölgenin ekonomik ve sosyal açıdan kalkınmasına yol açmaktadır. Çalışmanın ana konusunu oluşturan kültürel miras değerlerinin korunması gerekliliğinde bir araç olan kültür rotalarının bulunduğu bölgeye sunabileceği katkı, yerel halkın sosyal yapısı, beklentileri ve yörenin potansiyelleri göz önünde bulundurularak, yapılan alan çalışmasında iki köy üzerinden incelenmiştir. Alan çalışmasından elde edilen bulgular, karşılaştırmalı bir tablo ile beş öncelik üzerinden “Kültür Rotalarında Yerelin Katılımı ve Sosyo Ekonomik Kalkınması Üzerine Bir Yaklaşım Önerisi”ne dönüştürülmüştür.
Cultural routes, which are one of the many tools in the conservation of cultural resources, provide the discovery of heritage values such as the natural landscape, traditions, lifestyle, handicrafts, historical and architectural values of the region through travels and trekking experience. This discovery, beyond conservation, in-creases its international scale recognition and contributes to the economic development of the region. Because of complexity of cities, especially in the post-industrial period and with the effect of globalization, a rapidly changing has started in the society. Increasing level of welfare with the increase in education level has led to the formation of environmental awareness and the desire to explore cultural resources. Especially, with the travels of the city dwellers to see the cultures of their own regions, own countries or other countries, it has become a necessity to discover these resources and to transfer them to future generations by protecting them. Inclusion of local people in the projects realized for the protection and promotion of cultural heritage leads to the economic and social development of the region. The contribution that cultural routes, which are a tool for the protection of cultural heritage values, which constitute the main subject of the study, can provide to the region where it is located, was examined through two villages in the field study, considering the social structure of the local people, expectations and the potentials of the region. The findings obtained from the field study were transformed into an Approach Proposal on Local Participation in Cultural Routes and Socio-Economic Development through a comparative table.

9.
Müştereklerin Çitlenmesi Ekseninde Kadınlar: Ekofeminist Perspektiften Türkiye’de Çevre Hareketleri
Women in the Axis of the Enclosure of Commons: Environmental Movements in Turkey from the Ecofeminist Perspective
Dalya Hazar Kalonya
doi: 10.14744/planlama.2021.82712  Sayfalar 448 - 465
Ekofeminist perspektif tarafından yapılan yakın tarihli çalışmalar, toplumsal cinsiyet, çevre/doğa, doğal varlıklar, müşterekler ve çevre eylemleri arasındaki karşılıklı ilişkilere işaret ederken; biyoçeşitliliğin korunmasında kadınların küresel rolünü de tartışmaktadır. Kırsalda yaşayan ve geçimi doğal varlıklara bağlı olan kadınlar ile bitki biyoçeşitliliği ve tohumların korunması arasındaki belirgin ilişki yabancı literatürde sıklıkla ifade edilmektedir; ancak bu konu Türkiye’de henüz yeterince tartışılmamıştır. Kırsalda kadınlar, tohumların çeşitliliği ve sürekliliğinden, gıda döngüsü ve güvenliğinden, yem bitkilerinden, hayvancılıktan, ormancılıktan ve daha birçok üretim ve toplumsal yeniden üretim aracından sorumludur. Kadınların bu görünmez emeği, büyük tarım şirketlerinin dikte ettiği kısır monokültürler ile biyoçeşitliliğin kadimden beri süregelen, uzun erimli varlığı arasındaki çatışmanın tam ortasındadır. Buna ek olarak, ekofeminist perspektiften bakıldığında, doğal varlıkların ve/veya ekolojik müştereklerin çitlenmesine tepki olarak ortaya çıkan çevre eylemleri içerisinde kadınların oldukça görünür, hatta ön planda olduğu dikkat çekmektedir. Çalışma, ekofeminizm, müşterekler ve çevre hareketleri kavramlarına dair yapılan literatür taraması ve Türkiye’deki çevre hareketlerine dair yapılan medya analizi aracılığıyla çevre/doğa ve kadınlar arasındaki ilişkiyi müştereklerin çitlenmesi ekseninde tartışmakta ve CBS analiz araçlarını kullanarak Türkiye’deki çevre hareketlerini mekansallaştırmaktadır.
Recent studies by ecofeminist perspective refer to the interrelations between gender, environment/nature, natural assets, commons and environmental movements while also discuss the global role of women within the biodiversity protection. The significant relation between the plant diversity and seed protection and the rural women whose livelihood depend on the natural assets is stated in the foreign literature; however, this issue is not adequately discussed in Turkey yet. Rural women are responsible for the seed diversity and sustainability, food cycle and safety, forage crops, husbandry, forestry and many other production and common reproduction tools. This invisible labor of women is in the midst of the conflict between the barren monocultures dictated by major agricultural companies and the immemorially lasting and long-range asset of biodiversity. In addition, from the ecofeminist perspective, it is noteworthy that women are highly visible and even at the forefront in the environmental movements that emerge as a reaction to the enclosure of the natural assets and/or ecological commons. The study discusses the relationship between the natural resources and women within the axis of the enclosure of the commons through the literature review on the concepts of ecofeminism, commons and environmental movements; and spatializes the environmental movements in Turkey by using GIS analyst tools through the media analysis.

10.
Farklı Sokak Kanyonlarında Rüzgârın Hava Kirliliği Dağılımı Üzerindeki Etkisi: Erzurum Örneği
The Effect on Air Pollution Distribution of Wind in Different Street Canyons: The Case of Erzurum
Elif Nur Sarı, Sevgi Yılmaz
doi: 10.14744/planlama.2021.49368  Sayfalar 466 - 479
Kentlerde nüfusunun hızla artması, çevre sorunlarının çeşitlenmesine ve yeni boyut kazanmasına yol açmaktadır. Özellikle kış aylarında artış gösteren hava kirliliği kentlerde yaşanabilirlik açısından dış mekân konforunu olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı, farklı özelliklerdeki sokak kanyonlarında rüzgârın hareketi, ağaçların varlığı ve bunların hava kirliliğinin dağılımına etkisini analiz ederek, sokak ölçeğinde yayalar için daha konforlu tasarım kriterlerini belirlemektir. 2018 yılı hava kirliliği verilerinin analizinde ve haritalamasında ArcGIS 10.3 Spatial Analysis Modülündeki Interpolation yöntemi kullanılarak, Erzurum kenti için hava kirliliğinin mekânsal analizi haritalandırılmıştır. Oluşturulan hava kirliliği haritasında, kirliliğin yoğun ve az yoğun olduğu mevcut mekânlardan, ağaçlı ve ağaçsız olmak üzere dört farklı sokak kanyonu belirlenmiştir. Belirlenen sokak kanyonlarının analizinde Sayısal Akışkanlar Dinamiği (CFD) ANYSY 16.0 bilgisayar programı kullanılmıştır. Sokak analizleri, rüzgâr akış hızı, bina çatısı, ağaçlar ve yaya seviyesine göre karşılaştırılmış, yaya seviyesinde daha düşük olduğu belirlenmiştir. Hava kirliliğinin az olduğu sokaklarda; ağaçsız sokakta %23, ağaçlı sokakta %25 rüzgâr hızında düşüş olduğu hesaplanmıştır. Hava kirliliğinin yüksek olduğu sokaklarda; ağaçsız sokak %29 ve ağaçlı sokak da %57 oranında rüzgâr hızında azalma olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, sokak kanyonları özelliklerine göre rüzgârın yönünü ve hızını etkileyerek, hava kirliliğinin dağılımında önemli rol aldığı belirlenmiştir. Sokağınhakim rüzgâr yönüne paralel olması ve rüzgârı engelsiz olarak alması hava kirliliğinin dağılmasında iyileştirici bir etken olarak görülmüştür. Dar sokak kanyonlarında ise ağaçların kullanılmasının rüzgâr hızını engellediği saptanmıştır. Ayrıca, binalar arası mesafesi az olan ve dar kanyon özelliği gösteren sokaklarda ise hava kirliliğinin daha fazla yoğunlaştığı belirlenmiştir. Geniş sokak kanyonlarının ağaçlandırılmasında rüzgârın hızını kesmeyen, yüksekten dallanan ve geçirgen dokuya sahip olan ağaç türlerinin tercih edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Alanın doğal özellikleri dikkate alınarak tasarlanacak sokakların yaya dostu ve daha yaşanabilir mekânlar olacağı vurgulanmıştır.
he rapid increase in the population of cities leads to the diversification and new dimensions of environmental problems. Air pollution, which increases especially in winter, negatively affects outdoor comfort in terms of liveability in cities. The aim of this study is to analyze the movement of wind, the presence of trees and their effect on the distribution of air pollution in street canyons with different characteristics and to determine more comfortable design criteria for pedestrians at street scale. Air pollution data for 2018 were analyzed using the Interpolation method in ArcGIS 10.3 Spatial Analysis Module. Erzurum air pollution spatial analysis map was produced. According to the spatial analysis map of air pollution, four different street canyons, with and without trees, were randomly selected from the streets where the pollution is intense and less intense. Computational Fluid Dynamics (CFD) ANYSY 16.0 software program was used in the analysis of the determined street canyons. Street analysis was compared according to wind flow velocity, building roof, trees and pedestrian level, and it was found to be lower at pedestrian level. In the streets with less air pollution, it has been calculated that there is 23% decrease in wind speed in treeless streets and 25% in tree-lined streets. In the streets with high air pollution; It was determined that there was a decrease in wind speed by 29% in the treeless street and 57% in the tree-lined street. As a result, it has been determined that street canyons play an important role in the distribution of air pollution by affecting the direction and speed of the wind according to their characteristics.
The fact that the street is parallel to the prevailing wind direction and that it receives the wind unimpeded has been seen as a healing factor in the dispersion of air pollution. It has been determined that the use of trees in narrow street canyons reduces wind speed. In addition, it has been determined that the air pollution is more intense in the streets with narrow canyon characteristics with less distance between buildings. It was emphasized that tree species that do not slow down the wind speed, for example species with high branches and a permeable texture should be preferred in the afforestation of wide street canyons. It was emphasized that if the streets are designed considering the natural characteristics of the area, they will be pedestrian friendly and more liveable places.

11.
İmar Barışının Kentsel Korumaya Yönelik Olumsuz Etkilerinin İstanbul Tarihî Yarımada Perspektifinden İncelenmesi
Investigation of Negative Effects of Zoning Peace on Urban Conservation from the Perspective of Istanbul Historical Peninsula
Can Bulubay
doi: 10.14744/planlama.2021.16023  Sayfalar 480 - 499
İmar aflarının son sürümü denebilecek İmar Barışı düzenlemesi, 2018’de hayata geçirilmiş, birçok açıdan tartışılmıştır. 06.02.2019’da Kartal’da çöken ve İmar Barışı başvurusu olduğu ortaya çıkan bina ile 26.09.2019’da Silivri’de yaşanan 5.8 büyüklüğündeki deprem, İstanbul’daki yapı stokunun durumunu tartışmalı hâle getirmiştir. Tarihî Yarımada olarak bilinen ve Fatih ilçesinin sınırlarıyla örtüşen bölge, yapı stokunun tarihî ve mimari değeri ile risk durumu nedeniyle kritik önemdedir. Fatih’in büyük bölümünün kanun kapsamında olması, ilçedeki kaçak yapılaşma unsurlarının yasallaşmasını sağlamıştır. Bu, ilçede yaşayanların can güvenliği ile ilçenin tarihî dokusu ve kültürel mirasının devamlılığı açısından endişe verici bir durum yaratmıştır. Bu güncel ve kritik durum, makalenin çıkış noktasıdır. İmar Barışı ve kentsel koruma arasındaki çelişkilerin ortaya koyulması ile Tarihi Yarımada’nın kültürel mirasının korunmasıysa makalenin amacı olarak öne çıkarılmış, bu bağlamda kanunun olumsuz etkilerine yönelik tespitler yapılmıştır. Makalenin odak noktasının önemini vurgulamak açısından, planlama ve koruma kavramları arasındaki ilişkiye dair çok sayıda çalışması olan İlhan Tekeli’nin eserlerinden oluşan geniş literatür incelenmiştir. Tekeli’nin kendi uzmanlık alanı olan planlama ve büyük önem verdiğini söylediği kentsel koruma ilgili yorumları derlenmiştir. Bunun yanı sıra kentsel koruma ilke ve uygulamaları ile ilgili literatür incelenmiş ve makalenin teorik altyapısı güçlendirilmiştir. Tarihî Yarımada’nın makale boyunca dikkat çekilmiş mevcut durum ve riskleri ise ilçenin birçok semtindeki sorunlu yapı stoku fotoğraflanarak görünür kılınmıştır. Bundan hareketle çeşitli tespit yapılmış, öneriler sunulmuştur. Bu çalışma ile İmar Barışı’nın, tarihî kent merkezlerinde ve Tarihî Yarımada’da yaratabileceği sorunlara dikkat çekilmesine, bir farkındalık yaratılmasına çalışılmıştır.
The Zoning Peace arrangement, which can be called the last version of zoning amnesties, was implemented in 2018 and was discussed in many ways. The building, which collapsed in Kartal on 06.02.2019 and appeared to be a Zoning Peace application, and the 5.8 magnitude earthquake in Silivri on 26.09.2019 made the status of the building stock in Istanbul controversial. The region, known as the Historical Peninsula and overlapping the borders of Fatih district, is critical due to the historical and architectural value of the building stock and its risk status. The fact that a large part of Fatih is covered by the law has enabled the illegal construction elements in the district to be legalized. This created an alarming situation in terms of the life safety of the residents and the continuity of the historical texture and cultural heritage of the district. This current and critical situation is the starting point of the article. The revealing of the contradictions between Zoning Peace and urban conservation and the preservation of the cultural heritage of the Historic Peninsula were highlighted as the aim of the article, and in this context, the negative effects of the law were determined. In order to emphasize the importance of the focus of the article, extensive literature consisting of the works of İlhan Tekeli, who has many studies on the relationship between the concepts of planning and conservation, has been examined. Tekeli's own expertise, planning and urban conservation comments, which he says gives great importance, have been compiled. In addition, the literature on the principles and practices of urban conservation has been examined and the theoretical infrastructure of the article has been strengthened. The current situation and risks of the Historic Peninsula, which were noticed throughout the article, were made visible by photographing the problematic building stock in many points of the district. Based on this, various determinations were made and suggestions were presented. With this study, it was tried to draw attention to the problems that Zoning Peace may cause in historical city centers and the Historical Peninsula, and to create an awareness.

12.
Türkiye’deki Serbest Planlama Bürolarının Coğrafyası: Mekansal ve Sektörel Analiz
Geography of Private Planning Offices in Turkey: Spatial and Sectoral Analysis
Binnur Öktem, Gizem Aksümer
doi: 10.14744/planlama.2021.18942  Sayfalar 500 - 518
Türkiye’de 2000’lerde hızlanan inşaat odaklı büyüme politikaları kentlerin hızlı yeniden yapılanmayı getirmiştir. Bu süreçte kentsel rantın yaratılması ve dağıtılmasında en önemli araçlardan birisi olan planlama kurumu, yasal ve yönetsel düzenlemeler ile kaotik ve dağınık bir hale gelmiştir. Planlama, siyaset ve piyasa ile ilişkileri bağlamında ülke gündeminde her zamankinden daha fazla yer alır iken, bu ekonomi politik altında planlama pratiğinin nasıl dönüştüğü ise çok az tartışılmıştır. Bu makale Türkiye’de mekânsal planların büyük bir çoğunluğunu yapan serbest planlama bürolarına, bu büroların coğrafyasına, karne yönetmeliğinin planlama bürolarının sektördeki faaliyetlerine etkilerine ve büroların yaptıkları işlere odaklanmaktadır. Bu kapsamda Şehir Plancıları Odasından temin edilen MDU verileri, anket ve derinlemesine görüşmelerden oluşan saha çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırmada planlama okulları ile birlikte büroların sayısının arttığı, büroların coğrafi olarak tüm Türkiye’ye yayıldığı tespit edilmiştir. Ankara’daki A grubu karneli bürolar piyasada hakimiyetlerini korur iken, ülkenin gelişmiş kentlerinde bölgesel hakimiyet kuran bürolar oluştuğu bulunmuştur. 2000 sonrasında sektör genişlemiş ve çeşitlenmiş, sektörün büyümesinde plan değişiklikleri en belirgin şehircilik hizmeti olarak ön plana çıkmıştır. Üst ölçekli planlar yada uzmanlık gerektiren planları daha çok A grubu planlama büroları yapar iken, plan değişiklikleri tüm karne grupları tarafından en yoğun yapılan iştir. Sektörde yeni iş alanları ortaya çıkmış olmasına rağmen farklı karne grupları arasındaki eşitsizlikler derinleşmiş, bürolar, özellikle genç bürolar, karne sınırlamaları, daralan piyasa ve siyaset-sermaye baskısı arasında sıkışmıştır.
Construction-oriented growth policies accelerated the urbanization process in the 2000s in Turkey. A series of new legal and administrative arrangements destabilized Turkey’s urban planning system, which was one of the most important tools in creating and distributing urban rents. For the first time, planning became a prominent political and market issue. However, the influence of the dominant economic policy on the spatial planning sector has seen little debate. This study focuses on private planning offices, their geographies, the impact of regulations on them and the variety of projects they serve. The data were obtained from analysis of all planning projects completed between 2003 and 2018 in Turkey by these private planning offices and approved by the relevant Chamber of City Planners, questionaries with planning offices in different cities of the country and structured interviews with planning office representatives in Istanbul and Ankara. The findings show that the number of private planning offices has increased because there are now more planning schools and that these planning offices have spread throughout Turkey. However, planning offices in Ankara still dominate the national planning sector country while planning offices in more developed cities have built their regional hegemony. The planning sector has grown after plan amendments became a prominent planning service. While upper scale spatial plans and sectoral plans are prepared by A-level private planning offices, plan amendments have become the main work of all planning offices. Private planning offices, especially newer ones, remain trapped between regulations and capital pressure.

13.
Kuşak Değişimi Bağlamında Kentsel Kamusal Mekânı Yeniden Düşünmek
Rethinking Urban Public Space in the Context of Generational Change
Selin Karaibrahimoğlu
doi: 10.14744/planlama.2021.94899  Sayfalar 519 - 529
Özünde insan için tasarlanan mekân, özellikle de kentsel kamusal mekân devingen bir yapıya sahiptir, zaman içinde dönüşür. Mimari mekân tek bir birey için tasarlanırken kentsel mekân toplumun ortak beklentilerini karşılamak üzere tasarlanır ve bu süreçte toplumsal tercihler belirleyici olur. Tercihleri etkileyen en önemli değişkenlerden biri ise kuşaklardır. Bu kapsamla çalışmanın amacı içinde bulunduğumuz dönemde bir arada yaşayan, toplumu oluşturan X, Y ve Z kuşaklarının kentsel kamusal mekândan beklentilerinin ve bu beklentilerin ne ölçüde ve ne yönde değiştiğinin ya da değişmediğinin, bu değişimin nedenlerinin karşılaştırmalı bir bakış açısıyla belirlenmesidir. Çalışma kuşakların kamusal mekândan beklentilerinde ve mekânı kullanım şekillerinde farklılıklar olduğu hipotezinin sınanması üzerine kurgulanmıştır. Alan çalışması Giresun’da gerçekleştirilmiş ve X, Y ve Z kuşaklarının her birini temsil eden, 30’ar kişi ile toplam 90 anket yapılmıştır. Anket sonucu elde edilen veriler karşılaştırılarak, kuşakların tercihleri belirlenmiş, nedensellikleri çözümlenmiştir. Böylece kentsel kamusal mekâna yönelik tasarım kararlarını etkileyecek yeni bakış açıları ve öneriler oluşturmaya yönelik bir tartışma ortamı yaratılmıştır.
The place that is designed for humans at the core has a dynamic structure, especially within the urban public space, and is converted over time. However, although the architectural space is designed in line with the wishes and needs of a certain number of people, urban public space is designed to meet the common expectations of the society, and social preferences come to the forefront. One of the important variables that affect preferences is the generations. With this viewpoint, the aim of the present study was to discuss the expectations of X, Y and Z generations, who live together in our present time, and the extent and changes in these expectations (if any), and the reasons for this change from a comparative perspective. The study was based on testing the hypothesis that there are differences in the expectations of generations from public space and the way they use it. The field study was conducted in Giresun, and a total of 90 questionnaires were conducted with 30 people who represented each of the X, Y and Z generations. By comparing the data obtained in the questionnaires, the preferences of generations were determined and their causality was analyzed. In this way, a discussion medium was created to form new perspectives and suggestions that would affect design decisions for urban public space.

14.
Kentin Organik Dokusunun Değişiminin Yapılan Planlama Çalışmaları ile Karşılaştırılarak İncelenmesi, Isparta Örneği
Comparison Between Change in the Organic Urban Fabric and Urban Planning Studies, A Case Study of Isparta
Neşe Aydın, Erkan Polat
doi: 10.14744/planlama.2021.35762  Sayfalar 530 - 545
Kentlerde yapılan planlama çalışmaları, “planlama” kavramının genel tanımından da anlaşıldığı gibi kentlerde geleceğe yönelik olarak, istenilen amaç ve hedeflerin gerçekleştirilmesi doğrultusunda yapılan çalışmalardır. Kimi zaman yapılan planlar kentlerin organik yönelimini kestirip bu doğrultuda gerçekçi hedefler koyup, kentlerin gelişme yönünü tahmin edebilirken; kimi zaman da kestirimlerinde yanılıp, kentin organik yöneliminden çok farklı kararlar verebilmektedir. Bu çalışma kapsamında kent için yapılan planlama çalışmaları ve kentin organik gelişim dokusu ve yönü karşılaştırılarak, Isparta merkez ilçesi örnekleminde incelenmiştir. Araştırmada öncelikle belediye ve bakanlık tarafından Isparta için yapılan planlama çalışmaları elde edilmiştir. Isparta için bu planlar kapsamında belirlenen gelişme alanları ve gelişme yönleri incelenmiştir. Sonrasında Isparta’nın fraktal sisteminin nasıl değiştiğini tespit etmek amacı ile iki ayrı yöntem kullanılmıştır. İlk yöntem 2016'da yapılmış olan bir çalışmadan alınmış olup ikinci yöntemde CORINE veri tabanından yararlanılmıştır. Sonrasında Isparta için yapılmış olan planlama çalışmaları ve kent fraktal sisteminin değişiminin tespiti için kullanılan yöntemler hem kendi aralarında hem de birbirleri ile karşılaştırılarak tartışılmıştır. Sonuç olarak planlarda, Isparta için öngörülen gelişim yönü ve kentin organik gelişim yönü karşılaştırılarak değerlendirilmiş; kentin organik yönünün planlarda kimi zaman öngörülüp buna bağlı olarak kararlar alındığı, kimi zaman planın kentin gelişme yönünü belirlediği, kimi zaman planın mevcutta oluşan taleplere karşılık verdiği, kimi zamansa planlarda kentin organik gelişme yönünün desteklenmediği ve buna bağlı olarak kararlar alındığı gözlemlenmiştir.
The concept of "planning" in cities, as is understood from the general definition, are studies that are carried out to achieve the desired goals and objectives for the future of the cities. While sometimes city plans can predict the organic growth direction of the cities, set realistic goals; sometimes they can be wrong in their estimates and make very different decisions from the organic growth of cities. Within the scope of this study, the planned growth and the organic growth of cities were compared in the Isparta central district example. First planning studies for Isparta were obtained from the municipality and the ministry, then the growth areas determined within these plans were examined. Thereafter to determine how the fractal system of Isparta has changed, two different methods have been used. The first method was taken from a study conducted in 2016, and the second method was made using the CORINE database. Afterwards, the planning studies that have been made for Isparta and the methods that have been used to determine the change in the organic urban fabric compared and discussed both among themselves and with each other. All in all, the growth direction foresaw for the central district of Isparta and the organic growth direction of the city were compared and evaluated; it has been observed that the organic growth direction of the city is sometimes foreseen in the plans and decisions are taken accordingly, sometimes the plans determine the growth direction of the city, sometimes plans respond to existing demands, and sometimes the organic growth direction of the city is not supported by the plans and decisions are taken accordingly.

15.
Soylulaştırmanın Güncel Dinamiklerinin Bir Analizi: Serinyol/Antakya Örneğinde "Öğrencileştirme" Süreci ve Etkileri
Analysis of the Current Dynamics of Gentrification: "Studentification" Process and its Impact in Serinyol/Antakya Case
Ahmet Suvar Aslan, Bilge Çakır
doi: 10.14744/planlama.2021.80270  Sayfalar 546 - 561
Soylulaştırma kavramı, kavramın ilk ortaya çıktığı günden bugüne dönüşmüştür. Günümüzde soylulaştırmanın tanımı, mekânsal ölçeği, görüldüğü coğrafi konumu değişmiş ve tanım yeniden kavramsallaştırılmıştır. 21. yüzyılın başında yapılan yeni soylulaştırma kavramlarından biri de “öğrencileştirme” olarak dilimize çevrilen “studentification” kavramıdır. Bu çalışma Hatay’ın ilk üniversitesi olan ve 1992 yılında kurulan Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi’nin ana yerleşkesi çevresindeki Alahan, Anayazı, Derince, Serinyol ve Zülüflühan Mahallelerinin bulunduğu bölgedeki mekânsal ve toplumsal dönüşümü “öğrencileştirme” kavramı temelinde incelemiş ve bu kavramın kentin kırsal özelliğe sahip mahallelerine olan etkisi üzerinden süreci açıklamaya çalışmıştır. Antakya’nın kırsal bölgesinde yer seçen üniversite yerleşkesi, öğrenciler aracılığı ile toplumsal ve mekânsal bir dönüşüme yol açmıştır. Çalışma yaşanan bu dönüşümün sermaye sahipleri lehine geliştiğini göstermekte ve kırsal alandaki öğrencileştirme ile soylulaştırma arasındaki ilişkiyi kurmaktadır. Kırsal karaktere sahip bir bölgenin öğrencilerin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillenerek kent merkezinden farklılaştığı, böylece öğrencileştirme öncülüğünde alanın kentleştiği, sermaye sahiplerinin ekonomik güçlerine göre alanın imar kararlarında söz sahibi olabildiği, fiziksel peyzajda değişimlerin yaşandığı, dar gelirlilerin dolaylı da olsa yerinden edildiği bir sürecin gerçekleştiği, bu çalışmada elde edilen önemli bulgular arasındadır.
The concept of gentrification has been transformed since the first day the concept emerged. Today, the definition of gentrification, its spatial scale, and its geographical location has changed and the definition has been reconceptualized. One of the new gentrification concepts introduced at the beginning of the 21st century is the concept of "studentification", which was translated into our language as "öğrencileştirme". This study examines the spatial and social transformation in the region where Alahan, Anayazı, Derince, Serinyol and Zülüflühan neighborhoods are located around the main campus of Hatay Mustafa Kemal University, which was the first university of Hatay and established in 1992, on the basis of the concept of "studentification", and tries to explain the process through the effect of the concept on the city's rural neighborhoods. The university campus chooses a place in the rural area of Antakya, has led to a social and spatial transformation through students. The study shows that this transformation has developed in favor of capital owners and establishes the relationship between studentification and gentrification in rural areas. In the study, where a rural area differentiated from the city center by being reshaped in line with the needs of students, thus the area is urbanized under the leadership of studentification, the capital owners can have a say in the development decisions of the area according to their economic power, changes are experienced in the physical landscape, and the low-income is indirectly displaced are among the significant findings.



 
Copyright © 2020 TMMOB
Bu sitenin tüm hakları Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesine aittir.