Planlama Dergisi - Planning: 31 (1)
Cilt: 31  Sayı: 1 - 2021
DIĞER (YARIŞMA, ARAŞTIRMA ÖZETLERI, ODA GÖRÜŞ VE DEĞERLENDIRMELERI)
1. 
Ön Sayfalar
Frontmatters

Sayfalar I - V

EDITÖRYAL
2. 
Editöryal
Editorial

Sayfa VI

KITAP İNCELEME
3. 
Kitap İncelemesi: Feminist City: Claiming Space in the Man-Made World (Feminist Şehir)
Book Review: Feminist City: Claiming Space in the Man-Made World (Feminist Şehir)
Sezen Savran Penbecioğlu
doi: 10.14744/planlama.2021.79836  Sayfalar 1 - 3
Makale Özeti |Tam Metin PDF

DIĞER (YARIŞMA, ARAŞTIRMA ÖZETLERI, ODA GÖRÜŞ VE DEĞERLENDIRMELERI)
4. 
30 Ekim 2020 Ege Denizi Depreminin Düşündürdükleri
Critics on 30 October 2020 Earthquake
Ali Kemal Çınar, Yusuf Ekici, Nejla Baysan
doi: 10.14744/planlama.2021.90912  Sayfalar 4 - 11
Makale Özeti |Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA MAKALESI
5. 
Türkiye’de Yakınsama ve Bölge İçi Eşitsizlikler: İlçe Düzeyinde Sosyo-Ekonomik Gelişme Endeksi Aracılığı ile Bir Değerlendirme
Convergence and Intra-Regional Inequalities in Turkey: An Evaluation Through Socio-Economic Development Index at District Level
Ali Cenap Yoloğlu
doi: 10.14744/planlama.2020.88310  Sayfalar 12 - 30
Neo-klasik büyüme teorisinin varsayımlarından birine göre bölgesel eşitsizlikler uzun erimde yok olacaktır. Bunun nedeni olarak sermayenin daha yüksek getiri oranına sahip azgelişmiş bölgelere gitme eğiliminde olması ile emeğin daha yüksek ücret düzeylerine sahip gelişmiş bölgelere doğru kayma eğilimi gösterilmektedir. Bu iki eğilimin birlikte bölgeler arasında bir yakınsamaya neden olacağı varsayılmaktadır. Neoklasik paradigmanın konumunu sorgulayan diğer düşünce okulları ise büyümenin mekânsal olarak seçici ve birikimsel bir süreç olarak eşitsizlikleri artıracağını iddia etme eğilimindedirler. Bölgesel yakınsama çalışmaları 1990’ların başından beri Türkiye’de bölgesel kalkınma sorunsalı etrafında çalışılan konulardan biri olmuştur. Yakınsama çalışmaları şimdiye kadar farklı sonuçlar vermiştir. Bunun nedeni farklı mekânsal ölçeklerin, farklı zaman aralıklarının ve farklı değişkenlerin kullanılmasıdır. Bu çalışma ise yakınsama tartışmalarına farklı bir değişkeni, farklı bir zaman aralığı için farklı bir mekânsal ölçekte çalışarak katkı koymayı amaçlamaktadır. Çalışma mekânsal ölçek olarak ilçeyi, zaman aralığı için 1985–2004 arasını ve değişken olarak gelişmişlik endeksini kullanmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı da Moran’s I endeksini hesaplayarak gelişmişlik düzeyi açısından ilçeler arasında herhangi bir mekânsal ilgileşim olup olmadığını anlamaktır. Çalışmanın sonucuna göre ilçe düzeyinde bir sigma yakınsaması gözlenmemiş, düşük ve orta düzey gelişmişlik düzeyine sahip ilçeler arasında beta yakınsaması gözlenirken gelişmiş ilçelerin diğer ilçelerden ıraksama eğiliminde olduğu gözlenmiştir. Bu durum ise gelişmiş ve gelişmemiş ilçelerden oluşan iki kutuplu bir yapının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunun dışında çalışmanın diğer bulguları da şunlardır: gelişmişlik düzeyi açısından ilçeler arasında yüksek düzeyde bir mekânsal ilişki olduğu, ancak sadece gelişmiş ilçelerden oluşan kümelenmelerin gözlendiği ve il içi (veya ilçeler arası) gelişmişlik farklılıkları yüzünden Türkiye’de bölgesel kalkınma politikalarının uygulanması için doğru ölçeğin ilçe düzeyi olduğudur.

6. 
Kırsallığın Seçilmiş Sosyo-demografik Değişkenler Yardımıyla Kümelenmesi ve Zamana Bağlı Değişimi
Clustering of Rurality Based on Selected Sosyo-demographic Variables and Their Variations Over Time
Seda Özlü, Sinem Dedeoğlu Özkan, Dilek Beyazlı
doi: 10.14744/planlama.2020.13540  Sayfalar 31 - 46
Sosyal, ekonomik, fiziksel ve kültürel yönden farklılıkları barındıran kırsal alanlar çok bileşenli bir yapıya sahiptir. Bu çok bileşenli yapı yerleşmelerin geleceği ve sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Kırsallığın nüfus yoğunluğu veya tarım gibi tek boyutlu kriterler ile belirlenmesi gerektiği kabulü tümdengelimci bir yaklaşımla genel kabul gören bölgesel sınıflandırma çabalarının temelini oluşturmaktadır. Nüfus yoğunluğu kriterinin kilit değişken olduğu ulus aşırı karşılaştırmalarının aksine ulusal/bölgesel değerlendirmede zamansal ve bağlamsal değerlendirmeyi olanaklı kılan metodolojilerin geliştirilmesi ve politika oluşturmaya girdi sağlayacak bulguların üretilmesi gerekmektedir. Tek değişkenli sınıflamaların yarattığı sınırlılıkların tartışılması sonrasında Türkiye illeri kırsallığının nüfus yoğunluğuna ek olarak seçilmiş sosyo-demografik değişkenler yardımıyla sınıflandırılması amaçlanmıştır. Kırsal bağlamın heterojen yapısı ve çalışmanın nüfus ölçütünün yanı sıra sosyo–demografik veriler ile kırsallığın zamana bağlı değişimini ölçme amacı göz önüne alındığında NUTS-3 düzeyinde çok değişkenli bir süreç izlenmiştir. Çalışmanın veri seti Türkiye İstatistik Kurumu’ndan sağlanmış olup; yöntem olarak İki Adımlı Kümeleme Analizi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda sosyo-demografik başlıkta ele alınan benzer ve farklı kümelerde yer alan illerin kırsallık durumlarının zamana ve nedenselliğe bağlı olan değişimi karşılaştırmalı olarak tartışılarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar, istatistiki bölgelerin ve alt bölgelerin benzerlik-farklılıkları konusunda planlama kararlarına girdi oluşturacak ve sosyo-demografik politikaların üretilmesinde yararlı ve yol gösterici olacaktır.

7. 
Kırsal Yerleşmelerde Yaşam Kalitesinin Ölçülmesi İçin Bir Yöntem Önerisi: Bursa Köylerinden Örnekler
A Methodology Proposal to Measure the Quality of Life in Rural Settlements: Example Villages of Bursa
Selman Küçükoğul, Handan Türkoğlu
doi: 10.14744/planlama.2020.93685  Sayfalar 47 - 62
Tarım devrimiyle yerleşik hayata geçen insan toplulukları günümüzün kırsal yerleşmelerinin çekirdeğini oluşturmaktadır. Günümüzde değişen tarım politikaları ile köylerdeki temel ekonomik faaliyet olan tarım zayıflamış, köyler dönüşüm sürecine girmiştir. Bunun sonucunda sosyal, mekansal ve organizasyonel birçok sorun kırsal alanlarda yaşam kalitesini etkilemiştir. Bu çalışmada kırsal alanlarda yaşam kalitesinin ölçülmesi amacıyla yaşam kalitesini etkileyen parametreler üzerinden bir değerlendirme yaklaşımı ortaya konulmaktadır. Geliştirilen yöntem çerçevesinde yaşam kalitesini ölçmek amacıyla Bursa’da seçilen üç köyün profilleri çıkarılmış, seçilen parametreler, sonuçlar karşılaştırmalı olarak incelenmiş kırsal alanlarda yaşam kalitesini yükseltilmesi amacıyla öneriler geliştirilmiştir.

8. 
Eşikler ve Değerler Bağlamında Kırsalda Kadın Örgütlenmeleri: Bursa Üreten Kadın Dernekleri Federasyonu Örneği
Women Organisations in Rural Within the Context of Thresholds and Values: Case of Federation of Productive Women Associations in Bursa
Zeynep Erdoğan
doi: 10.14744/planlama.2020.46794  Sayfalar 63 - 77
Çoğunlukla ekonomik büyümeyle ilişkilendirilen kalkınma kavramı son yıllarda sosyal, insani ve kırsal kalkınma gibi pek çok farklı başlık altında ele alınmakta, kalkınmanın sürdürülebilirliği noktasında kadın emeği ve girişimi de büyük önem arz etmektedir. Kadınların sürece dâhil edilmesinin yanında özellikle kırsaldaki kadın emeğinin nasıl örgütleneceği ve oluşturulan güç birliğinde devamlılığının nasıl sağlanacağı Türkiye gibi pek çok gelişmekte olan ülke için sorun teşkil etmektedir. Bu aşamada özellikle köy kadın dernekleri, kırsalda kadının sürece dâhil edilmesinin somut bir göstergesi olması yönüyle öne çıkmaktadır. Çalışmanın amacı kalkınmanın önemli bir parçası olması beklenen kadınların bu beklentiyi karşılama aşamasında önlerine çıkan engelleri belirlemek ve bu engellerin aşılması halinde meydana gelen değişimi ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada, kırsalda yer alan kadın örgütlenmelerine odaklanılmış ve kadınların var olma mücadelelerinde köy kadın derneklerinin etkisi tartışılmıştır. Araştırma kapsamında Bursa Üreten Kadın Dernekleri Federasyonu incelenerek, federasyona üye 21 köy kadın derneği ile yüz yüze ve derinlemesine görüşme yapılmıştır. Özellikle derneklerin kuruluş aşamasında yaşadıkları zorluklar ve toplumsal eşikler ile kuruluş aşamasından sonra sürekliliğin sağlanmasıyla elde edilen başarıların kadınlardaki kazanımları üzerinde durulmuştur. Araştırmada, dernekleşme sürecinin meydana getirdiği kısıtlar ile beraberinde getirdiği avantajlara değinilmiş, ayrıca dernek faaliyetlerinin köy kadınlarında ortaya çıkardığı özgüven, girişimcilik ve farkındalık gibi kazanımlara da dikkat çekilmiştir. Bu bağlamda çalışma, kadın örgütlenmesinin gerek kırsal kalkınma gerek toplumsal kalkınma üzerindeki etkisini de ortaya koyması yönüyle tüm kadınlar için örnek oluşturmayı hedeflemektedir.

9. 
Genel Kentsel Dönüşüm Alanları ile Öncelikli Riskli Alanlar Arasındaki İlişkinin Sorgulanması Üzerine Bir Değerlendirme: İstanbul Örneği
An Evaluation of the Relationship Between General Urban Regeneration Areas and Priority Risk Areas: The Case of Istanbul
Yasin Bektaş
doi: 10.14744/planlama.2020.95914  Sayfalar 78 - 94
Kentsel dönüşüm olgusu, son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de "yeni kent politika"sının önemli bir unsuru olarak gündeme geldiği görülmektedir. Bu araştırmada, “afet riski, imar mevzuatına aykırılık, riskli yapı, zemin yapısı…” gibi gerekçelerle ilan edilen “genel kentsel dönüşüm alanları” ile gerçek durumda risk faktörü taşıyan “öncelikli riskli alanlar” arasındaki ilişkinin İstanbul örneğinde incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın ilk aşamasında; İstanbul’da 5366, 5393, 6306 sayılı yasalar kapsamında ilan edilen tüm dönüşüm alanlarının niceliksel verileri (yasa, ilan yılı, büyüklüğü, mevcut durum bilgileri) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinden talep edilmiştir. Dönüşüm alanlarıyla ilgili eksik bilgi ve belgeler daha sonra İstanbul Kentsel Dönüşüm Master Planı analiz verileri, internet üzerinden yapılan araştırmalar ve ilçe belediyeleriyle yapılan görüşmeler sonucunda tamamlanmıştır. İkinci aşamada, Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı-JICA Afet Önleme/Azaltma Temel Planı (2002) raporu, İstanbul Deprem Master Planı (2003), İstanbul Deprem Bölgeleri Haritası ve İstanbul Kentsel Dönüşüm Master Planı Analiz verileri (2016) dikkate alınarak “öncelikli riskli alanlar” belirlenmiş ve “genel dönüşüm alanları” ile uygunluğu İstanbul il bütününü kapsayan harita üzerinde denetlenmiştir. Çalışmada, İstanbul yerleşik alan sınır büyüklüğünün yaklaşık %32’sine karşılık gelen alanın kentsel dönüşüm kapsamında olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, “kentsel dönüşüm-gelişim alanları” ile “öncelikli dönüşüme” girmesi gereken alanlar arasında ciddi bir uyuşmazlık tespit edilmiştir. Bu durum İstanbul örneğinde afet risk azaltımı ve güvenli yerleşim alanları oluşturma hedefinin büyük oranda başarılamadığını göstermektedir.

10. 
İnşaat Odaklı Ekonomide Kentsel Dönüşüm Mevzuatının Dönüşümü, Pratiği ve Planlama İlke-Esasları Çatışması: Mahkeme Kararlarında Ankara Örneği
Transformation of Urban Regeneration Legislation, Practice, and Planning Principles Conflict in a Construction-Led Economy: Ankara Case in Court Decisions
Kübra Cihangir Çamur, Cansu Korkmaz
doi: 10.14744/planlama.2020.76993  Sayfalar 95 - 107
Kentsel dönüşüm ve yenileme süreçleri, plan-projelerin uygulama aşamaları mevzuatla düzenlenmektedir. Türkiye, kırılgan ve gelişmemiş siyasi-ekonomik yapısının bir sonucu olarak, ekonomik sorunların hızlı çözümüne yönelik bir politikayla “inşaata dayalı ekonomik büyümeyi ve kentsel dönüşüm stratejisini” benimsemiş; 2012 yılında kentsel yenilenmeyi dönüştürmek ve hızlandırmak için hazırlanan 6306 sayılı Kanun ile “afet riskli alanlar” dönüşüm kapsamına alınmıştır. “Afet riskiyle mücadele”nin odağa alınmasıyla toplumsal ve bireysel itiraz temelinde engellerin ortadan kaldırılması hedeflenmiş; bu alanların yanı sıra gecekondu alanları, henüz yapılaşmamış alanlar, hatta koruma alanları kentsel dönüşümün konusunu oluşturmuştur. Bu araştırmada, “dönüşüm alanlarının ve sınırlarının tespiti, ilan edilmesi ve uygulanmasına yönelik kentsel dönüşüm planlarının-projelerinin mahkeme süreçleriyle iptallerini içeren 2005–2012 dönemi Ankara örneğinde" incelenmiştir. Çalışmada planlama ilke ve esasları ile kentsel dönüşüm arasındaki çatışmanın nedenlerinin, ekonomik ve sosyal bileşenlerin planlama süreçlerine entegrasyonu koşullarının ve olanaklarının tartışılması amaçlanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre iptallerin önde gelen nedenlerini, dönüşüm projelerinin üst ölçekli planlara ve hiyerarşiye aykırılığı; dönüşüm alanlarının ve sınırlarının kentsel dönüşüme uygunluk kriterleriyle örtüşmemesi; alan-sınır tespitinde gerekli teknik incelemelerin yapılmaması; önerilen yoğunlukların ve kullanım kararlarının planlama ilke-esaslarıyla ve kent bütünündeki planlama kararlarıyla uyuşmaması ve mülkiyet dağılımının hakkaniyet temelinden uzak olması oluşturmaktadır.

11. 
Bir Şehircilik Problemi: Değişen İklimde Termal Konforu Sağlamak
An Urbanism Challenge: Provision of Thermal Comfort in Changing Climate
Ender Peker
doi: 10.14744/planlama.2020.92679  Sayfalar 106 - 119
Bu makale, iklim değişikliği ile birlikte kentlerde artan termal konfor probleminden yola çıkarak, kentlerin iklim duyarlı tasarım yaklaşımıyla daha dirençli hale getirilebileceğini savunmaktadır. Türkiye kentlerinde süregelen kentleşme dinamiklerini iklime duyarlılık açısından eleştiren çalışma, hakim planlama uygulamalarının iklim değişikliğine uyum ve iklim değişikliği ile mücadele hedeflerine yeterince uyum gösteremediğinin altını çizmektedir. Araştırma, Mardin kentinin Artuklular döneminde örüntülenmeye başlayan geleneksel kent dokusu ve Cumhuriyet sonrası gelişen modern kent dokusu arasında karşılaştırma yaparak, üretilen mekanların hem iklime uyum ve hassasiyet, hem de yerel halkın yaşam tarzı ve kentsel mekanı kullanma pratiklerine uyumu açısından değerlendirmektedir. Karşılaştırmalı alan çalışması, kent mekanının günlük yaşam pratiklerinde deneyimlenen kentsel termal konfor üzerindeki etkisini anlamak üzere kurgulanmıştır. Mardin ili örneği üzerinden yürütülen çalışma, hakim kentleşme koşullarının, iklim değişikliğinin etkileriyle beraber artması beklenen sıcaklık değerleri ve sıcak dalgası sıklıklarına karşın kentlileri kırılgan bir konumda bıraktığını göstermektedir.

12. 
İstanbul Anadolu Yakası D-100 Karayolu Üzerindeki Alışveriş Merkezlerinin Trafiğe Etkisi
The Impact of Shopping Centers on Istanbul Anatolian Side D-100 Highway on Traffic
Gülay Kayadibi, Esin Özlem Aktuğlu Aktan
doi: 10.14744/planlama.2020.49092  Sayfalar 120 - 127
Dünya’da ve Türkiye’de alışveriş merkezlerinin toplam cirosunun sürekli artması ve sahip oldukları işlevlerin çeşitlenmesi ile farklı yapıda ve büyüklükte alışveriş merkezleri ortaya çıkmaktadır. Bu alışveriş merkezleri, genellikle genişleme potansiyeli, ulaşılabilirliği ve çekim gücü yüksek olan karayolu kenarlarında ve kavşak noktalarında yer seçmektedir. Ancak alışveriş merkezleri, geniş otopark imkanları ile taşıt odaklı tasarlanan kullanımlardır. Bu nedenle alışveriş merkezleri, kentin ana ulaşım akslarında trafiği olumsuz etkileyen kullanımlara dönüşmektedir. Bu bağlamda araştırma, “alışveriş merkezleri, ana ulaşım güzergahlarındaki trafik yoğunluğunu arttırmaktadır” hipotezi üzerine oluşturulmuştur. Bu çalışmanın amacı, ana ulaşım koridoru üzerindeki alışveriş merkezlerinin güzergâha olan etkisini ortaya koymaktır. Bunu yaparken “İBB Yol Gösteren” uygulaması ile alışveriş merkezleri çevresindeki trafik yoğunluğu gözlemlenmiştir. Alışveriş merkezlerinin konumu, türü ve perakende yapısı ile trafik yoğunluğu arasındaki ilişkiyi irdelemek amacıyla matris hazırlanmıştır. “Manuel trafik sayımı” ile alışveriş merkezlerinin ürettiği trafik akımı hesaplanmış, bölgesel ve karma kullanımlı alışveriş merkezlerinin güzergaha etkisi tartışılmıştır. Bu çalışmadan elde edilen bulgular ise D-100 Karayolu’ndan gelen trafik akımının ortalama %20’si, alışveriş merkezlerinden dolayı oluşmaktadır. Ayrıca alışveriş merkezinin yer seçimine yönelik kriterler ile kent içerisindeki alışveriş merkezlerinin ulaşımına ve erişilebilirliğine (yaya geçitlerinin düzenlenmesi, otopark kullanımının kısıtlanması gibi) ilişkin öneriler getirilmiştir.

13. 
Kadına Yönelik Şiddetin, Şiddeti Uygulayan ve Mekân Bağlamında İncelenmesi: Katledilmiş Kadınlar Örneği
Investigation of Violence Against Women in the Context of Enforcer and Place: Example of Murdered Women
Ayşegül Akgül, Örgen Uğurlu
doi: 10.14744/planlama.2020.50490  Sayfalar 128 - 140
Kadına yönelik şiddet edimi bio-psikososyal süreçlerle açıklanmaya çalışılsa da, hala çözümü bulunamamış en önemli evrensel sorunlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal cinsiyet düzeninin erkeği kadınlardan üstün tuttuğu toplumlarda şiddet, hem toplumsal cinsiyet eşitsizliğini devam ettirmekte hem de erkek iktidarının sürmesini sağlamaktadır. Türkiye, ataerkil toplum olmanın tüm olgularını sunan bir coğrafya olarak yıldan yıla artan kadına yönelik şiddet ve katledilme olaylarına tanıklık etmektedir. Kamuoyundan gelen baskılar ve yükselen kadın hareketinin etkisiyle Türkiye 1985 yılında Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW)’ni imzalamıştır. Bu sözleşmeyi takip eden yıllarda, uluslararası hukukta kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konusunda yaptırım gücü olan, bağlayıcı ve bağımsız bir denetim mekanizması kurulmasına yer verilen ilk sözleşme niteliği taşıyan Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi 2011’de İstanbul’da imzalanmıştır. Bu sözleşme tarihinden bu yana meydana gelen şiddet olayları incelendiğinde, kadınlar; kocaları, babaları, sevgilileri, eski kocaları, kardeşleri gibi birçok fail tarafından evlerinde; tarla, arazi gibi kırsal mekânlarda; otel, kafe, restoran, sokak gibi kamusal mekânlarda; adliye, hastane, belediye gibi kamu kuruluşlarında şiddetin birçok türüyle karşı karşıya geldikleri görülmektedir. Peki, kadınlar en çok hangi mekânlarda ve kim tarafından şiddete uğramakta, daha da ötesi, katledilmektedir? Bu sorudan hareketle hazırlanan çalışmada, Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi sonrasında, basının iki ulusal gazetesinde, kadına yönelik yer alan cinayet haberlerinden yola çıkarak, kadınların en çok eşleri tarafından ve en güvenli yer olması beklenen özel mekânda yani evlerinde katledildikleri görülmüştür.

LookUs & Online Makale