Ulaştırma sektörünün karbonsuzlaştırılması, iklim değişikliğiyle mücadelede stratejik bir öncelik hâline gelmiştir; ancak mevcut ulusal geçiş stratejileri, temelde elektrikli araç altyapısı ve akıllı mobilite sistemleri gibi kentsel odaklı teknolojik müdahaleler etrafında planlanmaktadır. Bu yaygın kentsel merkezcilik, kırsal alanları sistematik biçimde dışlayarak mekânsal adalet krizini derinleştirmekte ve temel hizmetler ile hareketlilik haklarına erişimdeki eşitsizliği artırmaktadır. Bu adaletsizlik, Fraser’ın üç boyutlu adalet modeli (yeniden dağıtım, tanınma ve temsiliyet) ile Lefebvre’in kente hakkı kavramı çerçevesinde kuramsal olarak ele alınmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye’nin ulaştırma, iklim ve kalkınma gündemini tanımlayan on altı ulusal politika belgesinde kırsal alanların nasıl temsil edildiğini analiz etmek ve mekânsal adaletsizliğin en belirgin boyutlarını ortaya koymaktır. Nitel doküman ve tematik analiz yoluyla yürütülen araştırma, dışlanmayı pekiştiren birbiriyle ilişkili üç tema ortaya koymaktadır: kırsal hareketliliğin yalnızca altyapı yatırımları ve verimlilik kaygılarıyla ele alındığı kırsalın temsiliyet yokluğu; politika uygulamasının sosyal eşitlikten ziyade teknik fizibilite ve ekonomik verimlilik tarafından yönlendirildiği teknokratik planlama yaklaşımı; düşük karbonlu yatırımların kentsel merkezlerde yoğunlaşmasını sağlayan karbon-nötr ulaşım politikalarında kırsalın görünmezliği. Bulgular, mevcut merkezi planlama yaklaşımının kentsel-kırsal eşitsizlikleri yeniden ürettiğini göstermektedir. Çalışma, hak temelli ve eşitlikçi bir geçişi sağlamak için talebe duyarlı ulaşım modellerini entegre eden, yerel katılımı güçlendiren ve dijital eşitsizlikleri ele alan bütüncül bir politika yaklaşımı önererek sonuçlandırılmakta ve böylece ulaşım adaleti literatürüne katkıda bulunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Mekânsal adalet, karbonsuz ulaşım, kırsal hareketlilik.
The decarbonization of the transport sector is a strategic priority, yet current national transition strategies are fundamentally centered on urban-oriented technological interventions such as electric vehicle infrastructure and intelligent mobility systems. This widespread urban centrism systematically excludes rural areas, generating a spatial justice crisis that deepens the disparity in access to essential services and mobility rights. This injustice is framed theoretically through Fraser's three-dimensional justice model, which includes redistribution, recognition, and representation, alongside Lefebvre’s concept of the right to the city. The primary aim of this study is to analyze how sixteen national-level policy documents defining Türkiye’s transport, climate, and development agendas represent rural areas and identify the most prominent dimensions of spatial injustice. Through qualitative document and thematic analysis, the research reveals three interconnected themes that perpetuate exclusion: the absence of rural representation, where rural mobility is addressed only through infrastructure investment and efficiency concerns; a technocratic planning paradigm, where policy implementation is guided by technical feasibility and economic productivity rather than social equity; and the invisibility of rural contexts within carbon-neutral transport strategies, ensuring that low-carbon investments are concentrated in urban cores. The findings demonstrate that the current centralist planning paradigm reproduces urban-rural inequalities. The study concludes by proposing a holistic policy approach that integrates demand-responsive transport models, strengthens local participation, and addresses digital inequalities to ensure a rights-based and equitable transition, thus contributing to the transport justice literature.
Keywords: Spatial justice, decarbonized transport, rural mobility.