Planning: 30 (2)
Volume: 30  Issue: 2 - 2020
Hide Abstracts | << Back
BOOK REVIEW
1.Book Review: Erkip, Feyzan, 2019. Piyasa Yapmanın Yeni Yüzleri: AVM’ler, Sokaklar, Kentler. İstanbul: İletişim Yayıncılık A.Ş. 182 sayfa. 23.20₺. ISBN 978-975-05-2652-7
Burcu Halide Özüduru
doi: 10.14744/planlama.2020.38991  Pages 147 - 148
Abstract | Full Text PDF

OPINION LETTER
2.Quality Problem of Spatial Plans
Ahmet Burak Büyükcivelek
doi: 10.14744/planlama.2020.07269  Pages 149 - 153
Abstract | Full Text PDF

REVIEW
3.Data Infrastructure for the Sense of Claiming the City: The Inventory of Cultural Assets and Sharing it in the Process of Glocalization
Aygün Erdoğan
doi: 10.14744/planlama.2020.64326  Pages 154 - 171
Bir kentin yaşayanlarının “kentlilik” ya da “kentdaşlık” bilincine sahip olarak ve kendilerini o kente ait hissederek onu sahiplenmelerindeki temel koşul, kişilerin kendi mülkiyetindekilerle birlikte başkalarına ya da kamuya ait kültür varlıklarının ne olduklarını bilmeleri, farkında olmalarıdır. Kuramsal bir çerçeveyi temel alan bu çalışmada, söz konusu farkındalığın oluşmasını sağlayacak bir veri altyapısının nasıl bir süreçle hazırlanması gerektiği ve genel içeriği üzerinde durulmaktadır. Bu yapılırken, toplumsal dinamiklerin şekillendirdiği güncel bağlamda, Robertson’un, adının “küyerelleşme” olarak tanınmasını sağladığı döneme odaklanılmaktadır. Amaç, örnek bir alanın kültür varlıkları veri tabanının tasarımından çok; toplumun oluşturulması sırasında içinde yer alacağı ve sonradan erişimine, izlemesine ve gerektiğinde tepkisini dile getirebilmesine elverişli olacak etkileşimli, coğrafi temelli ve güncel teknolojili bir kültür varlıkları envanterinin gerekliliğini tartışmaktır. Çalışmada uluslararası ve/veya ulusal mevcut sistem ve standartlarla da uyumlu olması gereken kentsel kültür varlıkları envanterine vurgu yapılmaktadır. Ancak böyle bir veri altyapısının hem kendi kapsamının zaman içinde geliştirilebilir olması, hem de benzerlerinin kırsal yerleşimler ve daha geniş coğrafi ölçeklerde doğal varlıklar için hazırlanarak bu kaynakları koruma ve geliştirme amacıyla kullanılması da aynı
derecede önemlidir.
Development of sense of claiming the city in its residents with consciousness of “urbanity” or “citizenship” and sense of belonging depends basically on the knowledge and awareness for the cultural assets that are owned by the others or the public along with those on their own posession. Based on a theoretical discussion, the study focuses on the construction process and the general context of a data infrastructure that would contribute to formation of such awareness. For this purpose, within the contemporary context formed by social dynamics, the focus is the age of “glocalization” as popularized by Robertson. It discusses the requirement of an interactive, geographical and new-technology
inventory of cultural assets that allows the inclusion of the community during its formation and later lets the access, monitoring and expression of the reaction of this community if needed, rather than the design of an inventory of cultural assets database for a case area. Such an inventory of urban cultural assets, which should also be compatible with the existing international and/or national systems and standards, is emphasized in this paper. However, the possibility to expand such a data infrastructure within its own context in time, formation of similar inventories for rural settlements and natural assets within a larger geographical context and their use for conservation and improvement of these resources are equally important.

RESEARCH ARTICLE
4.Housing Market Actors Insights to Turkish Planning System
Elif Alkay
doi: 10.14744/planlama.2020.24471  Pages 172 - 186
Kapsam ve uygulama olarak şehir planlama eylemi ve plan uygulama süreçleri özellikle 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren yaygın tartışmalara konu olmuştur. Tartışmaların belirli bir hedef yılı için teknokratik yaklaşımla yapılan statik yapıdaki planların hızla değişen piyasa dinamikleriyle örtüşmediği, piyasa beklentilerini ihmal ettiği, kaynak kullanımında ekonomik verimli olmadığı, toplumsal değişim ve dinamikleri dikkate almadığı başlıklarında yoğunlaştığı söylenebilir. Dolaysıyla, eleştirilerin hedefinde hiyerarşik yapıdaki düzenleyici planlama sistemi, akılcı ve kapsamlı planlama anlayışı ve teknokratik yolla plan yapım yaklaşımı vardır. Neoliberal ekonomi politikaların etkinlik kazandığı 2000’li yıllarda böylesi bir sistemin kentsel gelişme ve imar uygulamalarını etkin bir şekilde yönlendiremeyeceği görüşüyle, ilaveten, Avrupa Birliği tam üyelik müzakerelerinin ivmesiyle planlama kurumsal yapılandırmasında ve planlama mevzuatında çok boyutlu ve çok kapsamlı değişiklikler yapılmıştır. Bu yapılandırma sürecinin temel hedefi kentsel gelişme ve imar uygulamalarında mevcut ekonomi politikaları ve piyasa farkındalığı yüksek bir planlama sistemidir. Ancak, düzenlemeler sonunda gelinen noktada planlama sistemi hala hiyerarşik yapıda düzenleyici planlama sistemidir. Çok sayıda merkez kurumun yetki kullanımına açıktır, plan yapım süreçleri teknokratiktir ve piyasa dinamiklerini ve piyasa aktörlerini dışsal almaktadır. Bu makalenin amacı 2000’li yıllarda yapılan tüm bu düzenlemelerin sonucunda oluşan planlama sistemi ve plan uygulama süreçlerini kurumsal iktisat perspektifinden değerlendirmektir. 2016 yılının Ocak-Haziran ayları arasında, anahtar aktörler ile yapılan mülakat görüşmeleri yoluyla kurumsal yapıda ve planlama sisteminde yapılan değişikliklerin temelde gayrimenkul sektörü özelde ise konut sektörü için nasıl bir piyasa ortamı yarattığı piyasa aktörlerinin değerlendirmeleriyle aktarılmıştır. Aktörlerle yapılan mülakatlardan beliren en temel sonuçlar: hiyerarşik yapıdaki planlama sisteminin çok katmanlı bir piyasa yapısı oluşturduğu; katmanlar doğrultusunda aktörlerin çeşitlendiği ve merkez yetkili kurumların ekonomik ve politik gücü yüksek aktörlerin yaptırımlarına açık olduğu; aktörlerin plan yapım süreçlerinden dışlandıkları dolayısıyla piyasa farkındalığı olmayan statik planlar üretildiği; plan uygulama süreçlerinde müzakereci yaklaşım benimsenerek plan bütünlüğü ve kararlarının bozulduğu; politik bağlantılar kullanılarak plan kararlarının birey faydasını gözeterek değiştirildiği ve toplumsal faydanın ihmal edildiği; dolayısıyla, yapısal duruma bağlı olarak koşulları belirsiz ve aktörlerin ekonomik-politik yaptırım gücü doğrultusunda sürekli değişen, riskli ve işlem maliyetleri yüksek bir piyasa yaratıldığıdır.
There has been a big debate on hierarchical planning system and plan implication processes since mid-1980s. The remarking topics have arisen around the technocratic planning approach that ignores actor participation in the process, results incompetent resource use and reflects societal dynamics ineffectively on spatial plans. The necessity of reforming technocratic approach and replacing it with collaborative approach; and, pre-regulatory land use plans with spatial strategic plans has been emphasized in order to strongly directing urban development in neoliberal era. The EU integration process stimulated the reforming period and substantial changes have been made on the planning system and regulations since 2003. Although institutional structure reframed and substantial changes made in regulations, amazingly, the hierarchical planning system has protected and technocratic planning is still dominate the plan making processes. Distinctively, the planning regime is recentralized. Recentralized multi-level hierarchical system is bulky and several numbers of responsible authorities make difficult to scrutinize the operations of actors in different levels. Actors and local dynamics are external in the planning process and conventional physical plans direct the urban development primarily rather than strategic plans. The aim of this paper is to investigate the material reflections of new planning regime in Turkey in urban areas as well as in housing construction market. Methodological approach based on old institutional economics. Several interviews were done with governmental institutions, municipalities and market actors in order to reflect insights to understanding the abilities and/or inabilities and capacity of the new regime. A remarkable pattern has arisen on interviews that capable of reflecting the gaps and conflicts of the new regime. Accordingly, hierarchical system causes multi-level markets that prevent perfect information between layers; actors diversify base on layers that provide excessive opportunities to politically and/or economically strong actors particularly in higher levels; static physical plans unaware about local and market dynamics and weak in capacity in directing urban development; the balance between flexibility and changes in plan decisions is failure; the market is uncertain and risky and transaction costs are arisen.

5.Evaluation of Variables Constituting Urban Consciousness in Ankara by Factor Analysis
Leyla Alkan Gökler, Sevinç Bahar Yenigül, Özge Yalçıner Ercoşkun, Ebru Vesile Ocalir-Akunal
doi: 10.14744/planlama.2020.88942  Pages 187 - 197
Bu çalışma; Ankara’da yaşayanların, yaşadıkları kenti tanımaları, böylelikle kentin farkına varmaları, elde edilen farkındalık ile kentle barışık olma, Ankaralıların kentle olan sosyal ve kültürel bağlarını aktif bir biçimde kurma, bütün bu süreç sonunda oluşan aidiyet bilinci ve güçlendirilen sosyal ve kültürel bağlar ile kente sahip çıkma düzeyinin önemini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda çalışmada; Ankara metropoliten kentinin kentlilik düzeyi ölçülerek anlamlı değişkenlerle ifade edilmesi hedeflenmektedir. Yöntem olarak, faktör analizi, veriler arasındaki ilişkilere dayanarak verilerin daha anlamlı ve özet bir biçimde benzerliklerin ölçülmesinde kullanılmıştır. Ankara metropoliten alan sınırları içerisinde merkez kent özelliği gösteren 8 ilçede (Altındağ, Çankaya, Etimesgut, Gölbaşı, Keçiören, Mamak, Sincan, Yenimahalle) toplam 415 hane halkı anketinin değerlendirilmesiyle Ankara’da kentlilik bilincini açıklayan 4 faktör belirlenmiş ve sonuçlar yorumlanmıştır.
This study, in the case of Ankara, aims to research how well the residents of a metropolitan city know about the city they live in, how conscious they are about the city and being a city resident, whether they are reconciled with the city or not, whether the state of belonging to space has been evolved or not and whether the sociocultural ties are sufficient to protect the city or not. In this study; it is aimed to measure level of becoming urbanized in the metropolitan area of Ankara with meaningful variables. Factor analysis as the methodology was used to measure the similarities of the relationships between data in a more meaningful and summarized way. A total of 415 households surveyed in eight districts (Altındağ, Çankaya, Etimesgut, Gölbaşı, Keçiören, Mamak, Sincan, Yenimahalle) in Ankara metropolitan area. Four factors explaining urban consciousness were identified and the results were interpreted.

6.The Issue of The Areas That are Removed Outside the Forest Boundaries From the Planning Perspective: İstanbul Case
Pelin Pınar Giritlioğlu
doi: 10.14744/planlama.2020.93695  Pages 198 - 220
Ülkemizde orman sınırı dışına çıkartılan alanlar sorunu giderek kronik hale gelmekte, kentleri, kentlerin doğal yaşam alanları-nı, ekosistemleri ciddi biçimde tehdit etmektedir. 1980 sonrası dönemde hızlanan ve 2000 sonrası dönemde kapitalist üretim ilişkilerinin, kentsel rantın ve hızla güçlenip, siyasetin içinde de kendine yaşam alanı açan sermayenin baskı ve talepleri doğ-rultusunda orman sınırı dışına çıkarma ve bu alanlara herhangi bir kent toprağı olarak yaklaşmak suretiyle büyük inşaat fir-malarına pazarlama politikasına dönüşen bu süreç, bu alanların etraflıca tartışılması gereksinmesini de beraberinde getirmiştir. Bu tartışmaların en tepesinde de orman sınırı dışına çıkartılan alanlarda nasıl bir planlama yaklaşımı geliştirilmesi gerektiği me-selesi yer almaktadır. Sorun kronik olduğu gibi, çok boyutludur ve teknik olduğu kadar, ekonomik, sosyal, etik ve politik bo-yutlarıyla da tartışılmayı hak etmektedir. Bu alanlardaki el de-ğiştirme süreçleri, mülkiyet hakları sorunu, ortaya çıkan rantın paylaşımı gibi konular, konunun geriye dönük çok boyutlu bir bakış açısıyla ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, ülkemizin kamusal malları arasında en üst sıralarda yer alan orman alanlarımızda yaşanan ve gerek yasal açıdan, gerek planlama açısından kalıcı bir soruna dönüşen orman sınırı dı-şına çıkartılmış alanlardaki yapılaşma sürecini yasal, politik ve ekonomik geri planıyla birlikte ele alarak ve konuyu İstanbul üzerinden tartışarak, bu alanlara yönelik bir planlama yaklaşımı geliştirmektir.
The issue of the areas that are removed outside the forest boun-daries continue to become a chronic problem that threatens the cities, natural life spaces in the cities, and the ecosystems. Started to speed up after the 80’s, in post-2000’s, this process has transfor-med into a marketing policy of major construction firms, as remo-ving areas outside the forest boundaries according to the demands and pressures of capitalist production relations, urban unearned incomes, and the capital that rapidly got stronger and opened up a life space for itself in the politics; and as approaching these areas as any other urban area. Eventually, this situation arose the need of an extensive discussion about the issue. One of the most im-portant points of this discussion is the question of what kind of a planning approach must be developed for the areas that are re-moved outside the forest boundary. As much as it is a chronic and multi-dimensional conflict, it also deserves to be elaborated as a technical, economical, social, ethical and political issue. The tran-saction processes, problems of property rights, and distribution of the unearned incomes require a multi-dimensional and retros-pective perspective on the issue. The purpose of this study is to elaborate the issue of construction processes conducted in the areas that are removed outside the boundaries of the forest areas, which are actually located in the top degrees amongst the public properties of our country. It aims to develop a planning approach for these construction processes, which become a chronical prob-lem for both the planning and the legal aspects, over the Istanbul case by discussing the legal, political and economical backgrounds.

7.Adramytteion Ancient City Comprehensive Heritage Preservation Plan
Seher Başlık, Mehmet Rıfat Akbulut
doi: 10.14744/planlama.2020.74046  Pages 221 - 241
Balıkesir İli, Burhaniye İlçesi, Ören Mahallesi Adramytteion Antik Kenti Arkeolojik Sit Alanı Türkiye’de birçok örneğine rastlanan farklı dönemlere ait kültür izlerinin tabakalaştığı yerleşme alanlarından biridir. Yerleşim sürekliliği gösteren bu tür arkeolojik sitlerde kültürel mirasın korunması ve bilimsel arkeolojik araştırma faaliyetlerinin yürütülmesi daha zor ve çok çeşitli koruma bileşenini değerlendirmeyi gerektirir. Ayrıca, 21. yüzyılda uluslararası düzeyde yeniden şekillenen koruma bakış açısı ile tanımlanan yeni ilkeler ve kavramlar, tarihi, doğal ve kültürel çevrelerin bütüncül şekilde ele alınmasıyla çağdaş gelişmenin miras değerlerine karşıt olmadığı vurgulanmakta, kentsel mirasın koruma hedefleri ile toplumsal ve ekonomik hedeflerini bütünleştirmektedir. Farklı dönemlere ait kültür izlerinin tabakalaştığı yerleşme alanları için önemli açılımlar getiren uluslararası düzeyde koruma anlayışındaki yeni ilke ve kavramlar makalede, Adramytteion Antik Kenti Arkeolojik Sit Alanı Koruma Amaçlı İmar Planı amaç ve ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Makale kapsamında Ören/Adramytteion Arkeolojik Sit Alanı ve yakın çevresinde kültür mirası ile günümüz yaşamının bütünsel olarak ele alan, gerek arkeolojik araştırma ve kültür mirasının, gerekse yerleşmedeki mevcut yaşamın sürekliliğini yani sürdürülebilirliğini benimseyen koruma planlaması deneyimi paylaşılmakta ve bir örnek olması amacıyla tartışılmaktadır.
Adramytteion Ancient City is situated at the Gulf of Edremit in North Aegean, on the shoreline of Ören neighbourhood of the town of Burhaniye of Balıkesir Province. Adramytteion/Ören is one of archaeological sites and settlements where various cultures and civilisations from different historical periods are layered. Preservation of cultural heritage and permanence of archaeologic researches in such places with a continuum of habitation is highly difficult and necessities consideration of a variety of planning component. On the other hand, due to new approaches to preservation of cultural heritage in 21st century on international level and new principles and concepts particularly accentuate a comprehensive assessment of environments with historical, natural and cultural heritage values. Therefore, modern development is not always contradictory to preservation while these approaches integrates preservation of urban heritages with social and economical objectives. Here, new principles and concepts emerged from fresh approaches on international scale which brings important opportunities for places where a multitude of past cultures physically layered are tackled and discussed around the case of Adramytteion Ancient City Preservation Master Plan’s objectives and principles. This plan is discussed here in order to provide a case of its own with almost considerable differences of mainstream preservation planning in Turkey since it seeks sustainability of archaeologic researches and cultural heritages as well as existing life of present neighbourhood.

8.Critical Outlook on Nature Protection Areas Which Announced According to 2873 National Park Law After 2002
Gencay Serter
doi: 10.14744/planlama.2020.63625  Pages 242 - 256
Neoliberal politikalar, birçok alanda olduğu gibi doğa koruma ala-nında da yıkım yaratan bir süreci ortaya çıkarmışlardır. Ancak bu sonuçlar toplumun değişik kesimleri tarafından birbirinden farklı biçimde algılanmış ve yorumlanmıştır. Türkiye’de de neoliberal politikaların en katıksız ve sert uygulandığı dönem olarak 2002 sonrası süreçte; doğa koruma alanında yapılan uygulamalar, siyasi temsilciler ve ortaya çıkan politikaların uygulayıcıları bürokratlar tarafından farklı biçimde yorumlanırken; doğa koruma alanında faaliyet gösteren STK’lar, meslek odaları ve bir kısım sivil halk tara-fından tam tersi şekilde açıklanmış ve yoğun şekilde eleştiriye tabi tutulmuştur. Makale kapsamında bu farklılıkları nesnel ve objektif bir şekilde ortaya koymak için korunan alanların 2002 sonrasında hem nicel hem de nitel açıdan değişimi incelenmiştir. Bu kapsamda 2002 sonraki süreçte 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu uyarınca ilan edilen korunan alanlarda (Tabiatı Koruma Alanı, Milli Park, Tabiat Parkı ve Tabiat Anıtı) ortaya çıkan niceliksel değişimlerin, korunan alanlarla ilgili olarak kabul görmüş uluslararası kıstaslar çerçevesinde nitelik açısından gerçekten ne ifade ettiği ve nasıl bir sonuç ortaya koyduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Bu şekilde 2002 sonraki süreçte korunan alanlarla ilgili olarak çoğu zaman basit bir istatistik veri olarak ele alınan ve tartışmalara yol açan değişimlerin, Türkiye özelinde doğa koruma açısından gerçek anlamda nasıl bir sonuç yarattığı nesnel bir çerçevede ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Neoliberal politics revealed the process which creates the dest-ruction in nature protection area just like in the other areas. However, these consequences are perceived and interpreted differently by the people from different parts of the society. Altho-ugh practices in the nature conservation sector were interpreted by political actors and beurocrats as the practitioners of these politics in different way; but NGO’s, proffesional chambers and some of the civil society interpreted these politics in the exact opposite way and criticised intensively in post-2002 period which is the period contains pure neoliberal practices. In this article, in order to evaluate differences in practical and objective way, quantitative changes related conservation areas evaluated together with qualitative changes. With in this scope, quantitative changes according to international criterias evaluated with qualitatif changes about declerated conservation areas according to 2873 National Park Act (National Park, Nature Conservation Areas, Nature Park, Nature Monumet). After 2002, changes about protected areas usually evaluated as a simple statistical data. But actually data about conservation areas are always controversial in Turkey. By this way, consequences of these changes to Turkey evaluated in this article from the point of nature protection.

9.Adaptive Planning: Examining Adaptation Based Urban Policies and Practices in Turkey
İrem İnce Keller, Nursen Kaya Erol
doi: 10.14744/planlama.2020.26023  Pages 257 - 272
Kentlerde meydana gelen doğal ve insan kaynaklı değişiklikler, kentlerin sosyal, ekonomik ve çevresel yapılarını habitat kaybı, kirlilik, yoksulluk, toplulukların yerinden edilmesi ve işsizlik gibi sorunlar ile ciddi bir şekilde etkilemektedir. Günümüzde, bu değişimlerin etkisi kentlerin sınırlarının çok ötesinde görülebilmektedir. Kentsel planlama alanıyla ilişkili bilim insanları ve karar vericiler dış baskılar, tehlikeler, riskler oluşturan kentsel değişimler ile başa çıkmak için adaptasyon kavramına odaklanmaya başlamışlardır (Yamu ve ark., 2016; Raco ve ark., 2012; Rauws ve ark., 2016; Wendt, 2015; Jabareen, 2013; De Roo, 2015; Ahern, 2011). Planlama literatüründe “bir kentin değişen koşullara cevap verme kapasitesini destekleyen kalkınma koşullarını yaratmak” olarak tanımlanan adaptasyon planları giderek daha fazla kabul görmeye başlamıştır (Rauws ve ark., 2016: 1). Ulusal ve uluslararası platformlarda iklim değişikliğine bağlı çevre krizleri, doğal afetler veya savaş sonucu gerçekleşen uluslararası göç gibi öngörülen ve öngörülemeyen kentsel değişimlerin mevcut ya da beklenmeyen etkilerine karşılık kentsel adaptasyon planları kapsamında politikalar üretilmiş ve kentlerin adaptasyon kapasitesinin artırılması hedeflenmiştir. Kentsel adaptasyon planları sürecinde kentsel değişim türüne bağlı olarak farklı yaklaşımlar izlenmiş ve adaptasyonu sağlayan modelleme, izleme, simülasyon ve öğrenme gibi çeşitli etmenlere odaklanılmıştır. Bu çalışmada Türkiye’de kentsel adaptasyon konusunun nasıl ele alındığının ortaya koyulması ve bu kapsamda yapılan projelere yönelik bir ilk izlenim oluşturulması amaçlanmıştır. Bu amaçla Türkiye’deki kentsel adaptasyon planları araştırılarak tespit edilen 48 proje kentsel değişim türüne bağlı olarak analitik bir çerçevede incelenmiştir. Projelerin adaptasyon konuları, ilgili aktörler ve iş birlikleri, yararlandıkları hibe programları araştırılmış ve projelerin adaptasyon temelli planlama yaklaşımları, süreçleri ve odaklandıkları adaptasyon etmenleri ortaya konmuştur.
Natural and manmade urban changes often have negative impacts on social, economic and environmental structure of the cities, such as habitat loss, pollution, loss of common property resources, poverty, displacement of communities and unemployment. Nowadays, the impacts of urban changes have started to be seen far beyond the borders of the cities. Within this context, many scholars and decision makers interested in urban planning have started to focus on the term of adaptability to cope with urban changes that create external stresses, dangers and risks (Yamu et al, 2015; Raco et al., 2012; Rauws et al, 2016; Wendt, 2015; Jabareen, 2013; De Roo, 2015; Ahern, 2011). In this context, adaptive planning, which is defined as “creating conditions for development which support a city’s capacity to respond to changing circumstances”, is increasingly acknowledged in the planning literature (Rauws et al., 2016: 1). At national and international platforms, in order to cope with the current or unexpected impacts of urban changes such as environmental crisis linked to climate change, natural disasters and international migration flow due to the war, policies were developed in terms of adaptive planning and the adaptative capacity of the cities was aimed to be increased. In adaptive planning process different approaches are used based on the type of urban changes and to provide urban adaptation they focused on various key elements such as modelling, monitoring, simulation, learning. In this study, how the subject of urban adaptation was approached in Turkey was explained and the projects based on adaptive planning were evaluated with the aim of providing a first impression to this field. With this aim 48 projects, which are determined through searching the urban adaptive plans in Turkey, were examined in an analytical framework. Adaptation subjects, related actors and their collaboration and funding programs of the projects were examined and their adaptive planning approaches, processes and key elements that they focused on were demonstrated.

10.Being Able to Exist in the City In Defiance of Planning: An Examination on a Woman-Friendly City in İzmir – Konak
Mercan Efe Güney, Senem Tezcan, Ceren Ağın
doi: 10.14744/planlama.2020.08379  Pages 273 - 293
Bugün Dünya toplumsal cinsiyet eşitliği tartışmaları yapmaktadır. Bu tartışmalarda erkeğin sosyal, ekonomik, kültürel, mekânsal vb. egemenliği yerine kadının da erkekle eşitlenebilmesini sağlayacak çözüm yolları aranmaktadır. Ancak Avrupa İnsan Hakları Bildirgesi, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) gibi kadın ve erkeğe eşit hak ve özgürlükleri sağlamaya yönelik temel metinler dahi ülkelerin ceza hukuku, medeni hukuk ve iş güvenliği gibi alanlarında görülmeye başlansa da sosyo-kültürel yapıdan kaynaklı dönüşümler konusunda doğrudan toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için henüz yeterli karşılık bulunamamıştır. Durum Türkiye için de geçerlidir. Çünkü Türkiye’de de kadın toplumsal cinsiyet rolleri gereği toplumsal cinsiyet eşitliğini yaşayamamaktadır. Planlama ise toplumsal değerlerden beslenerek gelecek kurgusu yaptığından kentleri kadının gerek ve önceliklerine göre mekansallaştıramamaktadır. Metin öncelikle planlamanın kadınla kurduğu ilişkiyi açıklayabilmek için planlamanın kadını görmezden geldiği noktaları tartışacak, ardından bu yapıya bir tür karşı çıkış olan kadın dostu kentler programı üzerinden bir kadın dostu kent olan İzmir kentinin merkez ilçesi sayılan Konak’ın en çok kullanılan alanlarından birinde yaptığı alan araştırmasıyla alanın kadın dostu olup olmadığını analiz edecektir. Bir başka deyişle metin, planlamanın kadın için sorun yarattığı konuları ve kadın dostu bir kentin mekânsal karşılıklarının ne olduğunu aktarırken kentin kadını görmezden geldiğini ortaya koyacaktır.
Today, the world is discussing gender mainstreaming. Solutions to ensure women’s equality are being sought to address male social, economic, cultural, and spatial sovereignty. However, although primary texts including treatises and legislation advocating the equal rights and freedoms of men and women have recently been composed by experts around in the world in fields such as criminal and civil law and occupational safety, or something to this effect (e.g., the European Convention on Human Rights and the United Nations Convention on the Elimination of all Forms of Discrimination Against Women), sufficient provision for gender mainstreaming in the context of transformations arising from socio-cultural structure have not yet been made. This is also the situation in Turkey, where women cannot experience gender mainstreaming due to social gender roles. However, since urban planning literally builds the future drawing upon social values, it has been unable to modify cities according to women’s needs and priorities. Accordingly, this paper discusses how urban planning ignores women and explains how this issue can be addressed utilizing the Womenfriendly Cities Program, which is a type of objection to this patriarchal structure. This paper then analyzes whether Konak, the central town in İzmir (known to be a “womenfriendly” city), is truly womenfriendly by performing a field study in one of Konak’s most used areas. In other words, this paper reveals the fact that urban spaces ignore women while explaining the spatial provisions of the “womenfriendly” city as well as ways in which urban planning negatively affects women.

11.Climate Sensitive Urban Design Principles: The Case of Erzurum City
Merve Yavaş, Sevgi Yılmaz
doi: 10.14744/planlama.2020.04934  Pages 294 - 312
Ülkemizde son yıllarda iklime duyarlı ve sürdürülebilir kentsel gelişmeye yönelik farkındalığın artmasına rağmen, bu süreci kararlı, esnek ve yerel ölçekte yöneten çok az sayıda strateji bulunmakta-dır. İklim koşullarına duyarlı bir planlama yaklaşımı, diğer iklim tip-lerinde olduğu gibi soğuk iklim bölgeleri için de tasarım sürecine iklim bilgisinin etkili bir şekilde dâhil edilmesini gerektirmektedir. Soğuk iklim bölgelerindeki kış koşulları, açık alan tasarımı ve dış mekân konforu açısından oldukça zorlayıcı durumlar yaratmaktadır. Bu zorlayıcı koşullar kış kentleri olarak adlandırabileceğimiz kentler için iklim duyarlı tasarım ilkelerini ve diğer uygula-ma araçlarını zorunlu kılmaktadır. Soğuk iklim koşulları altındaki kentsel alanlarda yaşam kalitesi, bu tür bir planlama yaklaşımının geliştirilip geliştirilmemesine bağlı olarak olumlu veya olumsuz etkilenebilmektedir. Bu bilgiler ışığında çalışmada Türkiye’nin en soğuk iklimlerinden birine sahip olan Erzurum kentinde, kent-sel planlama pratiklerinin mikro iklimi nasıl etkilediği açıklanmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda seçilmiş bir kentsel doku üzerinden yürütülen çalışmada, 2018–2019 yıllarında kentte 2 metreden kaydedilen meteorolojik verilerle toplam 32 iklim simülasyonu yapılmış ve mikro ölçekte kentin termal konfor durumu değerlen-dirilmiştir. Simülasyonlar ve termal konfor hesaplamaları için son yıllarda tercih edilen ENVI-met mikro iklim modeli kullanılmıştır. Oluşturulan varyasyonlar ile kış döneminde hava ve yüzey sıcak-lıkları üzerindeki değişim incelenmiştir. Bulgular kentin özellikle kış döneminde aşırı soğuk stres altında olduğunu göstermiştir. Simülasyonlara dayalı olarak oluşturulan yere özgü iklim duyarlı tasarım ilkeleri ve yazından elde edilen teorik bilgilerin bütüncül olarak kullanımıyla, dış mekân konforunu kış aylarında 2°C’ye kadar arttırılabileceği tespit edilmiştir. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar yerel yönetimlerin ve tasarımcıların gelecekte benzer mahallelerde simüle edilmiş önlemlerin etkisini tahmin etmele-rini sağlayarak iklim duyarlı planlama alanındaki bilgi birikimlerine katkıda bulunacaktır.
In the last decade, the awareness of climate sensitive and sustainable urban development is increased in Turkey. However, there are very few strategies managing this process at a stable, flexible and local scale. A climate-sensitive urban planning approach is the main strategy in this process requiring the effective integration of climate information into the design process especially for cold climate conditions as for all other climate zones. Since, the harsh winter conditions of cold climate cities create very challenging conditions in terms of outdoor design and outdoor comfort. It also directly affects the quality of life. These challenging conditions make cold climate-sensitive urban design principles and other application tools essential for winter cities. By this way, it is possible to positively change the effects of weather on the quality of life. In the light of this information, the effects of urban planning practices on microclimate of Erzurum as one of the coldest climate cities in Turkey are explained within the scope of this study. Accordingly, the analyses are conducted on four selected settlement patterns in the city within 2018–2019. The meteorological data of these settlements was obtained from the record taken from approximately 2 meters high from ground. Then, 32 climate simulations were made for these four different study areas. Additionally, thermal comfort level of the city was also evaluated at micro-scale, through these case areas. For the simulations and evaluations of thermal comfort, ENVI-met micro climatic model was used. Changes on air and surface temperatures during the winter period were investigated within the variations of design parameters. The fin-dings show that the city is under extreme cold stress, especially in winter. It has been confirmed that urban design projects can increase outdoor comfort up to 2°C in winter. The design principles used in the projects are based on the principle of location specific climate-sensitive urban design principles produced within the results of simulations and theoretical knowledge obtained from literature. The results of this study will contribute to the knowledge of local governments and designers. It enables them to predict the impacts of simulated design parameters in similar districts.

12.Bicycle Route Infrastructure Planning Using GIS in an Urban Area: The Case of İzmir
Sevim Pelin Özkan, Fatma Şenol, Zeynep Özçam
doi: 10.14744/planlama.2020.41275  Pages 313 - 327
İzmir (Türkiye'nin üçüncü büyük metropol kenti) hakkında bir örnek olay incelemesi olarak gelişen bu makale, yoğun nüfuslu şehirlerin hali hazırda gelişmiş yapılı çevrelerinde, bisiklet rota-larının nasıl belirleneceğine odaklanmaktadır. Bunu yapmak için, sadece şehirde değil mahalle düzeyinde çok katmanlı mekansal verilerin analizi için, birtakım coğrafi bilgi sistemi (GIS) araçlarının nasıl kullanılacağını açıklamaktadır. Çalışma, büyük ölçüde topoğrafya, arazi kullanımı ve nüfusun özelliklerini birbirleriyle ilişkilendirirken, temel olarak şehir düzeyinde çakıştırma (overlay) analizi ve ve mahalle düzeyinde tamamlayacı olarak ağ analizini uygular. Sonuçlar, bu CBS araçlarının Türkiye gibi “veri yetersiz” bağlam-larda, sosyo-mekansal verileri çoklu mekansal ölçeklerde analiz etmek için kullanılmasının, mekansal politika üretiminde, özellikle ulaşım-rota planlaması konusunda, destekleyici mekanizmalar olduğunu doğrulamaktadır.
As a case study about İzmir (the third biggest metropolitan city in Turkey), this paper focuses on how to determine bicycle routes in already developed built environments of densely populated cities. To do so, it identifies how to deploy certain geographic information system (GIS) tools for analyzing multilayered spatial data not only at the city but also at the neighborhood level. When interrelating multiple characteristics of majorly topography, land use and population with each other, the study deploys mainly the overlay analysis and also network analysis as complementary to each other respectively at the city level and the neighborhood level. The results confirms that the use of these GIS tools for analyzing socio-spatial data especially at multiple spatial scales can support policy-makers’ decision-makings about route choices in the immediate future of their city even in a “data-poor” context,” such as Turkey.



 
Copyright © 2017 TMMOB
Bu sitenin tüm hakları Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesine aittir.