Planning: 30 (1)
Cilt: 30  Sayı: 1 - 2020
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
On Dokuzuncu Yüzyılda Doğu Akdeniz Liman Kentinin Yapısı
Urban Structure of the Eastern Mediterranean Port City in Nineteenth Century
Tülin Selvi Ünlü
doi: 10.14744/planlama.2019.46704  Sayfalar 1 - 14
Doğu Akdeniz liman kentlerinin pek çoğunun gelişiminde ve bazılarının da bir iskeleden liman kentine evrilmesinde, on dokuzuncu yüzyılın özellikle Doğu Akdeniz’de yarattığı üretim biçim ve ilişkilerindeki değişimin etkisini yadsımak olanaksızdır. Ancak öte yandan, söz konusu kentlerin, ortak bazı yapısal özellikler taşıdıkları ve sahip oldukları liman olanakları ile deniz üzerinden kurulan yeni bir ilişki ağı ve biçimini üreten birer aktör oldukları görülür. Peki, özellikle on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Doğu Akdeniz’de artan ticaret ve nüfus hareketlerinin birer odak noktası olan bu kentlerin, sahip oldukları benzer yapısal özellikler, yirminci yüzyıla kadarki süreçte nasıl bir gelişim ve değişim geçirmiştir? Bu soru çerçevesinde, söz konusu kentlere ilişkin çeşitli çalışmalar incelenerek, Doğu Akdeniz liman kentlerinin ortak yapısal özellikleri ve on dokuzuncu yüzyılda geçirdikleri benzerlik gösteren mekânsal değişim ele alınmıştır.
The Mediterranean attracted researchers as a field of study due to its existence as the material space of reciprocal and regenerative relationships between human beings, their culture and nature, land and sea. The port cities in the Eastern Mediterranean region had been mostly discussed in relation to their economic relationships, owing to their geographic location, and to globalization processes. In this study, the spatial structure of the Eastern Mediterranean port cities in the nineteenth century is discussed. Accordingly hereby, the shaping of the urban structure of the Eastern Mediterranean port cities is discussed in the study with reference to the components of urban structure throughout different examples. Since most of the previous studies on Mediterranean port cities focus on their economical and social aspects, this study aims to contribute to these studies with a spatial perspective.

ARAŞTıRMA MAKALESI
2.
Sürdürülebilir Mahalle Planlamasının Değişimi, Planlamada Yeni Eğilim “EkoYer” Yaklaşımı ve Türkiye’de Uygulanabilirliği
The Variation of Sustainable Neighborhood Planning, Planning New Trends “Ecodistrict” Approaches and its Application in Turkey
Selda Gülcan Ünal, Demet Erol
doi: 10.14744/planlama.2019.27676  Sayfalar 15 - 35
Farklı sosyolojik özellikleri ile mahalleler kent dokusunun en özgün parçasıdır. Aynı zamanda temel bir planlama birimi olarak mahalle her zaman plancıların ve kent vizyonerlerinin özel ilgi alanıdır. Literatürde mahallenin genel bir tanımı olmamakla birlikte mahalle sınırları hem öznel hem de nesnel olarak tanımlanabilmektedir. 20. yüzyılın başlarından beri, daha iyi ve yaşanabilir mahalleler oluşturmak amacıyla çeşitli teoriler ve modeller geliştirilmiştir. Sürdürülebilir kalkınma kavramının ortaya çıkması ile birlikte yer ve yerele vurgu sağlayarak mahalle planlaması için yeni girişimler yükselişe geçmiştir. Mahalle planlaması hareketleri 20. yüzyılın başından, günümüze kadar olan süreçte gelişirken, her planlama hareketi bir önceki yaklaşımdan çıkan derslere göre geliştirilmiştir. Bu makalede de sürdürülebilir mahalle temelli komşuluk birimi planlama hareketleri (tarihsel süreçteki sırası; Bahçe Şehir, Mahalle Birimi, Modernizm, Neo-gelenesel, Eko-kentleşme ve EkoYer hareketleri) ilgili yazındaki eleştirileri ile karşılaştırılarak açıklanmıştır. Yakın zamana rastlayan yaklaşım Ecodistrict olarak literatürde yer almaktadır. Ecodistict kavramının içeriğindeki yer ve yere vurgunun öncelikli olması nedeniyle makalede kavram EkoYer olarak kullanılmıştır. EkoYer hareketinin diğer yaklaşımların sürdürülebilirlik hedefli sentezi, birçok Amerikan ve Avrupa kentinde de uygulama olanağı bulmuştur. Bu nedenle makalenin hedefi Türkiye’deki mahalleleri daha sürdürülebilir ve yaşanabilir kılmak için EkoYer yaklaşımı ile planlamanın mümkün olabileceğidir. EkoYer yaklaşımında kullanılan sosyal, ekonomik, fiziksel bileşenler ile kriterler tanımlanmış, daha sonra Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) yöntemi kullanılarak Türkiye’de yere özgü sürdürülebilir mahalle EkoYer ajanda önerisi geliştirilmiştir. Bu amaçla, mahalle ölçeğinde sürdürebilir insan yerleşimleri tasarımını hedefleyen ve çerçeve niteliğinde içeriğe sahip olan EkoYer hareketinin ülkemizde uygulanabilirliği sonucuna varılmıştır.
Neighborhoods with different sociological characteristics are the most original part of the urban fabric. At the same time, as a basic planning unit, the neighborhood is always of special interest to planners and city visionaries. Although there is no general definition of neighborhood in the literature, neighborhood boundaries can be defined both subjectively and objectively. Since the beginning of the 20th century, various theories and models have been developed to create better and livable neighborhoods. With the emergence of the concept of sustainable development, new initiatives for neighborhood planning have been on the rise with emphasis on place and locality. While the neighborhood planning movements have developed from the beginning of the 20th century to the present day, each process has been selected according to the lessons learned from the previous approach. In this article, sustainable neighborhood based neighborhood unit planning movements (historical order; Garden City, Neighborhood Unit, Modernism, Neo-traditional, Eco-urbanization and Ecodistrict movements) are explained by comparing with their criticisms in the related literature. The most recent approach is the Ecodistrict in the literature. Since the emphasis on the place and place in the content of the Ecodistict concept has priority, the concept has been used as the EkoYer. The sustainability-targeted synthesis of the other approaches of the Ecodistrict movement has also been implemented in many American and European cities. Therefore article’s goal, more sustainable neighborhoods in Turkey and that there may be possible with the planning ecodistrict approach to make livable. Ecodistrict approach used in social, economic, physical components defined criteria, then the Analytic Hierarchy Process (AHP) in Turkey, using the method of location-specific sustainable neighborhood ecodistrict the organizer of proposals have been developed. For this purpose, it is concluded that the ecodistrict movement, which aims to design sustainable human settlements at the neighborhood scale and which has a framework content, is applicable in our country.

3.
Türkiye’deki Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetimi Süreçlerinin Stratejik Mekansal Planlama Süreçleri ile İlişkili Olarak Değerlendirilmesi
An Evaluation of Integrated Coastal Zone Management Processes in Relation to Strategic Spatial Planning Processes in Turkey
Murat Gülbitti, Burcu Halide Özüduru
doi: 10.14744/planlama.2019.09815  Sayfalar 36 - 53
Bu makale stratejik mekansal planlama sürecleri ile ilişkili olarak Türkiye’deki Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetimi (BKAY) süreçlerini incelemekte ve bu süreçlerin özelliklerini stratejik planlama pratikleri ile birlikte açıklamayı hedeflemektedir. Dünyada ve Türkiye’de özellikle 1990’lardan sonra stratejik mekansal planlamanın kapsamlı planlamaya alternatif olarak kentsel ve bölgesel planlama uygulamalarında etkili olmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu planlama yaklaşımı kapsamlı planlama ile karşılaştırıldığında daha esnek, eylem odaklı, katılımı destekleyerek ve karar alma süreçlerinde müzakereci olma özellikleriyle farklı seviyelerdeki devlet kurumlarının farklı ölçeklerde birlikte çalışmasını (çok düzeyli yönetişim) ve farklı sektörlerin işbirliğini ön plana çıkarmaktadır. Ancak, 2000’li yıllarda stratejik planların uygulama süreçlerine entegre edilememesi, yetki karmaşasından doğan sorunlar, plan süreçlerini destekleyen eylem plan ve programlarının eksikliği ile izleme ve değerlendirme aşamalarındaki yetersizlikler, bu planların öneminin azalmasına neden olmuştur. Son yıllarda, stratejik mekansal planlama yaklaşımının kentsel ve bölgesel planlama süreçleri ile ilişkilendirilmeye çalışıldığı görülse de bu konuda yapılan çalışmaların yetersiz olduğu anlaşılmaktadır. Bu makalede, bir stratejik mekansal planlama süreci olarak BKAY ve Planlama sürecinin mevcut yasal, kurumsal yapı ve planlama süreçleri ile ilişkisi incelenecektir. BKAY süreçlerinde yer almış uzmanlarla yapılan derinlemesine görüşmeler ışığında bu süreçlerin olumlu ve olumsuz yönleri belirlenerek, BKAY sürecinin yeniden etkinleştirilmesi için yapılması gereken düzenlemeler tartışılacaktır. Bu görüşmelerden elde edilen çıkarımlar ile kıyı alanları ve planlaması ile mevcut düzenlemelerin iyileştirilmesi için öneri planlama politikaları ve programları geliştirilebilecek; stratejik mekansal planlamanın güçlü yönleri ile kıyı alanlarının sürdürülebilir şekilde yönetimi arasında ilişki kurulabilecektir.
The purpose of this article is to evaluate Integrated Coastal Zone Management (ICZM) features and processes in relation to strategic spatial planning processes and practices in Turkey. Strategic planning processes have become effective in urban and regional planning and evolved as an alternative to comprehensive planning processes, in particular, in the 1990s. These processes are more flexible, action-oriented, participatory and deliberative, and they support planning activities that focus on collaboration of different levels of state institutions on various scales (multi-level governance) and sectors compared to comprehensive planning. In the 2000s, however, failure to integrate strategic plans into implementation processes, problems arising from the authority incompatibility, lack of action plans and programs that support planning processes and the inaptitude in monitoring and evaluation stages have reduced the significance of these plans. In recent years, while strategic spatial planning approaches are still associated with urban and regional planning processes, it is observed that the studies on this subject are insufficient. In this article, existing legal, institutional and planning structure of ICZM and Planning processes as significant strategic spatial planning processes will be analysed. The positive and negative aspects of ICZM processes and the possible re-enabling of ICZM processes will be discussed under the light of in-depth interviews with experts that are involved in ICZM processes in various cities in Turkey. The findings of the content analysis with these experts will offer an opportunity to develop new planning policies and programs for the improvement of current regulations regarding coastal area and planning, and to establish a relationship between the strengths of strategic spatial planning and sustainable management of coastal areas along with planning practices.

4.
Konya Ovası Bölgesi’nde Özel Ekonomi Bölgesi Oluşturulmasına Yönelik GZFT Analizi ve Uzman Görüşlerinin Değerlendirilmesi
Evaluation of SWOT Analysis and Expert Opinions on the Establishment of a Special Economic Zone in the Konya Plain Region
Emre Çakmak, İsmail Önden, Mesut Samastı
doi: 10.14744/planlama.2019.54771  Sayfalar 54 - 65
Dünya ticaretinde orta ve ileri teknoloji ürünlerinin toplam ticarete oranı hızla artmaktadır. Bu duruma uyum gösterebilme kabiliyeti, gelişen ülke ekonomilerinin başarısını etkileyen önemli faktörlerdendir. Bundan dolayı her ülke dünya ekonomisindeki yerlerini güçlendirebilmek veya koruyabilmek için çeşitli politikalar geliştirmektedirler. Özel ekonomi bölgeleri, ileri teknoloji üretimine yönelimi sağlamaları, etkin yönetim yapıları, lojistik kabiliyetleri ve ARGE altyapıları nedeniyle bu kapsamda önemli bir araç olarak ortaya çıkmaktadır. Konya Ovası bölgesinde de özel ekonomi bölgelerinin kurulmasına yönelik bir istek ve bu konuda çeşitli araştırmalar mevcuttur. Özel ekonomi bölgelerinin (ÖEB) nitelikleri ve kurguları ülkeden ülkeye değiştiğinden, bölgenin güçlü ve zayıf yönlerinin ortaya konulması ilk aşama olarak görülebilir. Bu noktada bölge uzmanlarının görüşlerinin yansıtılması, bölgenin beklentilerinin anlaşılmasında ve bölgeye özel ÖEB kurgusunun yapılabilmesinde önemlidir. Bu gerekçelerden dolayı 129 davetli uzman ile bir çalıştay gerçekleştirilmiş ve Ortak Akıl Platformu adımları ile sistematik şekilde uzmanlarla GZFT analizi gerçekleştirilmiştir. Uzmanlar ile yapılan çalışmanın ilk aşamasında GZFT çalışması gerçekleştirilmiş, ikinci aşamasında ise belirlenen sıkıntılara yönelik öneri geliştirme çalışması gerçekleştirilmiştir. GZFT çalışmasının sonucunda bölgenin konum avantajı, üretim kapasiteleri, maliyet avantajları gibi güçlü ve fırsatlar ortaya çıkmış. Bürokrasi, kurumsallaşma, nitelikli istihdam, limana mesafe gibi başlıkların ise tehdit veya zayıf yön olarak gösterilmiştir. Bu çalışma kapsamında elde edilmiş olan bulgular bölgede kurulması muhtemel olan ÖEB’e yönelik beklentiyi ortaya koymuştur. Bu nedenle, makale çalışması ÖEB ile ilgili bir ön çalışma olarak kurgulanmıştır.
The share of medium and high technology products in world trade is increasing rapidly. The ability to adapt to this situation is an important factor affecting the success of developing country economies. Therefore, each country develops various policies to protect its place in the world economy. Special economic zones (SEZ) are important tools in this context due to their orientation towards advanced technology production, effective management qualifications, logistics capabilities and R&D capabilities. There is also a discussion for the establishment of Special Economic Zones in Konya Region and there are various researches on this subject. Since the characteristics and the structure of special economic zones have changed from country to country, understanding of the strengths and weaknesses of the region can be regarded as the first stage. At this point it is important to reflect the views of the region experts, to understand the expectations of the region, and to make the special SEZ concept for the region. Due to these reasons, a workshop was held with 129 invited experts and a SWOT analysis was conducted with these experts in a systematic manner with the common knowledge platform steps. In the first phase of the workshop, the SWOT study was carried out. In the second phase, solution discussions for the determined problems in the first phase were carried out. As a result of the SWOT study, strong and opportunities such as location advantage, production capacities and cost advantages of the region emerged. Headings such as bureaucracy, institutionalization, lack of qualified employment and distance to the port are shown as threats or weaknesses. The findings obtained in this study revealed the expectation for the SEZ which is likely to be established in the region. For this reason, the article was designed as a preliminary study on SEZ.

5.
Sağlık Eşitsizlikleri, DSÖ Yaşam Kalitesi Ölçeği Üzerinden Bir Değerlendirme: Mersin İli Mezitli İlçesi Örneği
Health Inequalities, an Evaluation through WHO Quality of Life Scale: the case of Mersin Province Mezitli District
Ali Cenap Yoloğlu, Ahmet Öner Kurt, Yasemin Sarıkaya Levent, Tolga Levent, Sinan Burat, Servet Karaca, Serkan Gökalp
doi: 10.14744/planlama.2019.29484  Sayfalar 66 - 88
Bu çalışmanın amacı Mersin ili Mezitli İlçesi genelinde Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeğini kullanarak sağlık eşitsizliklerinin ortaya çıkmasında etkili olan kırılma noktalarını ortaya koymaktır. 18 yaş ve üstündeki nüfusa mahalle bazında mahalle nüfusu, yaş grubu ve cinsiyet gözetilerek uygulan toplam 1083 anket sonucunda bedensel, psikolojik, sosyal ve çevresel alan puanları açısından bireyin mensup olduğu sosyal sınıfı belirleyen tüm değişkenlerin yaşam kalitesi ölçeği üzerinde tanımlayıcı etkisi olduğu gözlenmiştir. Buna karşın yaşanılan mahallenin yaşam kalitesi ölçeği üzerinde doğrudan bir etkisi yoktur. Ancak mahallelerin homojen alanlar olmadığı düşünüldüğünde, aynı mahalle içindeki mekânsal nitelik farklılaşmaları (sağlık hizmetlerine kolay erişim, yeterli yeşil alan varlığı, yeterli gölgelik alan varlığı) yaşam kalitesi alan puanlarını etkilemektedir. Buna ek olarak bazı konut kullanım kolaylıkları da (konutun mülkiyeti, konutta kullanılan ısınma biçimi, evdeki oda sayısı, evde kullanılan içme suyu kaynağı, konutu kullanma süresi) yaşam kalitesi alan puanları üzerinde fark yaratan bir etkiye sahiptir. Dolaysıyla bireyin sınıfsal konumu hem doğrudan hem de konutun kullanım kolaylıkları ve çevresel olanaklar gibi dolaylı yollardan yaşam kalitesi ölçeğini etkilemektedir.
The purpose of this study is to reveal the breaking points which are effective in the emergence of health inequalities by using the World Health Organization Quality of Life Scale in Mersin province, Mezitli District. As the result of 1083 questionnaires in total applied to the population aged 18 years and over by considering neighborhood population, age group and gender it was observed that all the variables determining the social class status of the individuals have a determinative effect on the quality of life scale in terms of physical, psychological, social and environmental field scores. On the other hand, there is no direct effect of neighborhoods on quality of life scales. However, when neighborhoods are not considered to be homogeneous areas, spatial quality differences within the same neighborhood (easy access to health care services, adequate green space availability, adequate sheltering assets) affect quality of life scores. In addition, some housing conveniences (ownership of the house, the type of heating used in the house, the number of rooms in the house, the source of drinking water at home, the duration of use of the house) have an influence on the quality of life scores. Thus, the individual’s class position influences the quality of life scores both directly and indirectly such as convenience of the home and environmental facilities.

6.
Ankara’da Eğitimsel Sosyo-Mekansal Ayrışma
Educational Socio-Spatial Segregation in Ankara
Umut Erdem
doi: 10.14744/planlama.2019.52244  Sayfalar 89 - 103
Sosyo-mekansal ayrışma, kentler için her zaman büyük bir olgu olmuştur ve kentlerin sosyal ve mekansal çevresi küreselleşme temelli hegemonyaya paralel olarak dönüşürken ve yeniden yapılanırken daha da önem kazanmaktadır. Bu çalışma, Ankara ilinde eğitimin sosyo-mekansal ayrımının 2008’den 2014’e kadar 478 Ankara mahallesi için ve sırasıyla birincil, ikincil ve üçüncül olmak üzere üç eğitim seviyesi için tartışılmasını maçlamaktadır. Bu kapsamda, tüm eğitim düzeylerinin mekansal dağılımı ve mekansal bağımlılığı analiz edilmiştir. Sonrasında, tüm eğitim seviyelerinin mekansal dağılımı ve mekansal bağımlılığın mekansal olarak nasıl değiştiği tahmin edilmiştir. Mekansal veri analizleri, mekansal ayrışma yöntemleri ve mekansal istatistik yöntemleri gibi ileri mekansal analizler, Ankara’da eğitimsel ayrımcılığın mekansal dinamiklerini ortaya çıkarmak için kullanılmıştır. Bu çalışma, önemli sonuçları ortaya koymaktadır (i) her eğitim seviyesinin farklı eğilimlere sahiptir ve sosyo-mekansal ayrışmada mekansal bağımlılık paternleri belirgindir, (ii) yüksek öğretim eğitim seviyesinin hızlı bir düşüş eğilimine sahiptir, (iii) güney-kuzey düalizminin yeniden yapılanmıştır.
Socio-spatial segregation has always been a big phenomenon for cities and it is getting more crucial while the social and spatial environment of cities transforming and restructuring in line with the hegemony of globalization. This study aims at discussing the socio-spatial segregation of education in Ankara city for 478 Ankara neighborhoods from 2008 to 2014 regarding the three education levels, primary, secondary and tertiary, respectively. To do so, we analyzed the spatial distribution and spatial dependency of the socio-spatial segregation of all education levels. Then, we estimated how the spatial distribution and spatial dependency of the socio-spatial segregation of all education levels are evolved, spatially. Advanced spatial analyses methodologies like the exploratory spatial data analyses, segregation measures, and spatial statistics methods are used for uncovering the spatial dynamics of educational segregation in Ankara. This study reports significant results (i) each educational level have different trends and spatial dependency patterns are apparent in the socio-spatial segregation, (ii) tertiary education level has a fast decreasing trend, (iii) the south-north dualism restructured.

7.
Ara Toplu Taşıma Sistemlerinde Güvenlik Algısı: İstanbul’da Minibüs Örneği
Perception of Safety within Intermediate Public Transportation Systems: The Case of Minibüs' in İstanbul
Melis Oğuz
doi: 10.14744/planlama.2019.29981  Sayfalar 104 - 117
Kentsel taşımacılıkta önemli bir yeri olmasına rağmen minibüs ve ara toplu taşıma sistemleri Türk yazınında yeterince yer bulamamıştır. İhtiyaçları karşılan(a)mayan ve hızla büyüyen kentsel nüfusun ihtiyaçlarına cevap olarak ortaya çıkan minibüs taşımacılığı, kendiliğinden ve enformel gelişen bir kent kültürüne de ışık tutması açısından önemlidir. Doğası gereği belirsizlik ve kuralsızlığın etkin olduğu minibüs taşımacılığı kişisel güvenlik ile ilgili kaygı ve korkuları arttırıcı etkiye sahiptir. Bu makale, Ocak ve Şubat 2018’de gerçekleştirilen odak grup çalışmalarında elde edilen veriler ışığında güvenlik algısı ve güvenlik algısını etkileyen etmenleri ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Bu çalışma güvenlik algısının; bir sistemin nasıl çalıştığının ve özgün niteliklerinin anlaşılması için anahtar nitelikte olduğunu savunmaktadır. Çalışma bulguları, görüntü ve konforun güvenlik algısını etkileyen önemli faktörler olduğunu ortaya koymuştur. Görsel, işitsel ve kokusal uyaranlar minibüsün özel bir işletme olduğunu vurgular nitelikte olduğundan yolcular minibüste, bir toplu taşıma sisteminde özel mekan kurgusuna maruz kalmakta, bu da güvenlik algılarını olumsuz etkilemektedir. Çalışmadan elde edilen bir önemli bulgu da katılımcıların minibüs taşımacılığını tercih değil mecburiyet olarak tarif etmeleri ile ilgilidir. Odak grup tartışmalarının açık bir şekilde ortaya koyduğu üzere katılımcılar kendi korku ve rahatsızlıklarını hafifletebilmek için stratejik taktikler geliştirmekte, yolculukları ile ilgili hal ve tavırlarını; inmesi gereken durakta inmemek, seyahat zamanlamasını değiştirmek gibi güvenlikle ilgili yeni kırılganlıklar geliştirmelerine sebep olan belirli değişiklikler yaparak modifiye etmektedirler. Esneklik, büyüklük ve sunduğu hizmet açısından değerlendirildiğinde minibüs taşımacılığının potansiyelleri olduğu kadar zayıf yönleri de bulunmaktadır. 32 milyon günlük yolculuk hacmi olan metropoliten bir şehirde, basit bir arz-talep dengesine dayalı olarak gelişmiş enformel bir sistemin dinamiklerini anlamak önemlidir. Minibüs taşımacılığı, yolcu taleplerini, kentin mekânsal sınırlılıklarını ve ulaşım planlaması mekanizmalarını anlamak için önemli bir araştırma sahasıdır. Minibüs taşımacılığının iyileştirilmesine yönelik çalışmalar verimli olmayacaktır; ancak bu sistemin derinlemesine bir analizinin yapılması, mevcut toplu taşıma sistemlerinin geliştirilmesi için bir araç olma potansiyeli taşımaktadır.
Minibüs, as well as other intermediate public transportation systems, continue to be a much-neglected field of study in Turkey despite its significance in urban transportation. Having evolved in response to unmet needs of a growing urban population, minibüs provides a remarkable insight about an adventitious and informal urban culture. The uncertain and irregular nature of minibüs, as an intermediate public transportation system, generates fears and concerns about personal safety. Moving from a series of focus group studies conducted in January and February 2018, this paper claims that the examination of perception of safety of passengers is key to understanding the operation and the distinctive features of this specific intermediate public transportation system. Research findings indicate that the appearance of minibüs and the comfort of passengers are critical in people’s perception of safety. As visual, audio and olfactive stimuli represent minibüs as a private enterprise, the passengers are torn between the conception of using a public transportation and being exposed a setting that intimidates them for the sake of a shorter or a cheaper ride. One crucial finding derived from the focus group study is that participants describe minibüs as a compulsion rather than a preference. It also became clear that they have adopted various tactics to facilitate their state of discomfort and fear such as getting off at far-out places or choosing a different time of the day for travel. However, these tactics pave the way for new vulnerabilities. It appears to be obvious that the flexibility, the size and the range of service provided by the minibüs have its own potentials and weaknesses. In a metropolitan city of a daily commuting volume of 32 million, it is important to learn from this informally developed system relying on a basic supply-demand chain. As it is, minibüs is an important research field to understand the needs of the passengers, limits of city’s land use and transportation planning mechanisms. Arguably – as long as minibüs remains to a private establishment, efforts to overcome its weaknesses will remain frantic. However, its careful analysis can be an effective tool to improve the existing formal public transportation.

8.
Eğlence ve Yeme-İçme İşletmelerinin Turizm Faaliyetlerine Yönelik Görüş ve Algılamalarının Belirlenmesi Üzerine Bir Araştırma: Boğaziçi Alanı Örneği
An Investigation to Determine Opinions and Perceptions of Entertainment and Food & Beverage Businesses towards Tourism Activities: The Case of Bosphorus, İstanbul
Aslı Altanlar, Zeynep Enlil
doi: 10.14744/planlama.2019.50479  Sayfalar 118 - 135
Bu çalışma, turizm odaklı bir gelişim senaryosunda turizmden herhangi bir fayda sağlayamayacak kadar karar verme sürecinden soyutlanabilen yerel işletmelerin turizm gelişmesine yönelik tavır ve tutumlarını görünür kılmayı hedeflemektedir. Bu amaçla İstanbul’un önemli doğal ve kültürel kaynaklarından biri olan Boğaziçi Bölgesi’ndeki eğlence, yiyecek ve içecek hizmeti veren yerel işletmelere anket uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini Boğaziçi Bölgesi’nde soyut ve somut kültürel mirası ve doğal mirası ile ön plana çıkan 26 mahalledeki işletmeler oluşturmuştur. İşletmelerin turizm müdahalelerine karşı davranış ve tutumlarını ölçebilmek için elde edilen veriler Temel Bileşenler Analizini (TBA), “Ağırlıklandırılmış Doğrusal Kombinasyon Yöntemi (WCL)” kullanılarak analiz edilmiştir. Bu analizler sonucu, yerel işletmelerin turizm odaklı davranış ve tutumlarını belirleyen yedi adet faktör belirlenmiştir. Bu faktörler “turizm odaklı stratejiler”, “turizmin algılanan olumlu etkileri”, “rekabetçi çevre koşulları”, “sosyo- ekonomik çevre koşulları”, “yere bağlılık”, “sosyo kültürel çevre koşulları“, turizmin algılanan olumsuz etkileri” olarak adlandırılmıştır. Yerel işletmelerin turizme karşı davranış ve tutumlarını belirleyen en önemli faktörün “turizm odaklı stratejiler” olduğu görülmüştür. Sonuç olarak yerli ve yabancı girişimcileri kente çekmek üzere yapılan müdahalelerin mahalledeki sosyo-ekonomik ve fiziki dokusunda bir değişim meydana getireceği ve bu değişimin mahallenin özgün kimliğinin de değişmesine ve hatta hem mahalle sakinlerinin hem de yerel işletmelerin giderek yerlerinden edilmelerine neden olan bir soylulaşma sürecini tetikleyeceği unutulmamalıdır. Bu ise kent hakkı ve yerel kimlikle ilgili pek çok problemi de beraberinde getirecektir. Bu çalışma, sürdürülebilir ve adaletli bir kentsel gelişme için yerel halkı ve yere özgü değerleri gözeten kamu politikalarına ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır.
This study, therefore, aims at revealing reactions and attitudes towards tourism, of local enterprises, which are excluded from the decision-making process to the extent that they can get no benefits in a tourism-oriented development scenario. To that end, a questionnaire conducted on local food-beverage and accommodation enterprises at Bosporus Site, which is a significant natural and cultural asset of Istanbul. Population of the research consist enterprises at 26 neighborhoods, which stand out with their cultural and natural heritage. In order to measure reactions and attitudes of enterprises to tourism interventions, obtained data was analyzed through “Principal Components Analysis (PCA)”, “The Weighted Linear Combination Method (WCL)”. Seven factors as determinants of local enterprises’ reactions and attitudes towards tourism were concluded from the analysis. Those factors were respectively named “tourism- oriented interventions,” “positive influences of tourism”, “competitive environmental conditions”, “socio -economic environment perception”, place attachment”, “socio-cultural environment perception,” and “negative influences of tourism.” It was found that “tourism- oriented interventions” is the factor most determining local enterprises’ reactions and attitudes towards tourism. To conclude, it should be remembered that interventions made in order to attract local and foreign entrepreneurs to the city will change the socio-economic and physical texture of the neighborhood, and such a change, in turn will trigger a gentrification process which will also change authenticity of the neighborhood and will even pave the way for the gradual displacement of both inhabitants and local enterprises. That will bring along many problems regarding the right to the city and local identity. This study shows that public policies safeguarding local people and indigenous values are required for a sustainable and fair city development.

9.
Hücresel Özişlem Yöntemi ile İzmir Körfez Tüp Geçiş Projesinin Rant Artışına Etkisinin Tahminlemesi: İnciraltı Örneği
Forecasting the Effects of İzmir Bay Tube-Tunnel Project on Rent Increase with Cellular Automata Method: The Case of İnciraltı
Hüseyin Mert Arslan, Yavuz Duvarcı
doi: 10.14744/planlama.2019.02414  Sayfalar 136 - 146
Bir kentin zaman içerisinde uğradığı değişimin, gelişme yönünün ve arazi kullanımlarındaki değişim eğilimlerinin simülasyonlarla belirlenmesi ile geleceğe yönelik tahminler yapmak etkili bir planlama çalışmasında oldukça önemlidir. Mevcut literatürde, kentlerin çevreye yayılımı; Hücresel Özişlem, Çok Ajanlı Sistemler, Yapay Sinir Ağları gibi karmaşık sistem modelleme teknikleri ile modellenmektedir. Hücresel Özişlem bu yöntemlerin en çok uygulananlarından biridir. Kentsel mekanın zamanda uğradığı değişim ve CBS’de Hücresel Özişlem (HÖ) yöntemiyle tahminlenmesi önemi artan bir konu olmuştur. Ülkemiz gündeminde yer alan köprü, tüp geçit, vb. projelerin kendileri kadar önemli ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri vardır. Özellikle bu tür mega-projelerin kentsel rantlara olduğu kadar, planlama süreçlerine de olumlu/olumsuz ikincil ve sinerjik etkileri bulunmaktadır. Bu tür etkilerin gelecekte ne olacağı da planlama açısından aynı derecede önemlidir. Ancak, mega-projelerin kentsel ranta söz konusu yöntemle etkisinin ele alınması oldukça yenidir. Rayiç bedel ve rantı belirleyen parametreler hakkında emlakçı görüşleri veri alınarak İzmir İnciraltı’ndan geçmesi planlanan İzmir Körfez Tüp Geçiş Projesinin (İKTG) HÖ ile üç olası senaryo bazında ve 2016’dan sonra beşer yıllık dönemlerde rant etkileri simüle edilmiştir. Yöntemin işleyiş sınaması yapılmış, İnciraltı bölgesindeki rantların geleceğe ilişkin verisi üretilmiştir. İKTG’nin, bölgenin hangi noktalarına güçlü etkide bulunabileceği gözlemlenmiştir. Böylece, büyük projelerin olası rant etkisi ile ilgili planlamanın yararlanabileceği ve ileride yazılıma dönüştürülebilecek elverişli bir araç geliştirilmiştir.
Using simulations and perform predictions with results of the simulation to discover the changes in cities over time, the direction of growth and tendency of change patterns is pretty vital for an effective planning study. In the current literature, the sprawl of cities to their closer environs have in general been modeled by complex methods such as Cellular Automata, Multi-agent Systems and Artificial Neural Networks. Cellular Automata is one of the most common of these methods. Urban spatial change and its simulation by GIS-based Cellular Automata (GCA) is a trending issue. Such mega-projects as the bridge and tube-tunnel projects, etc., which are at the agenda of our country, are supposed to have quite important socio-economic and environmental impacts as well as the importance given to the traffic relief and transportation. These big project are known to have the secondary and synergetic impacts on urban rental values, too, and also positive and negative effects on the planning process.However, estimation of urban rent impacts of mega-projects through the method is quite new. Using data of current land values and realtor opinions on determining rent parameters, rent impacts were estimated for Izmir Bay Tube-Tunnel Project (IBTT) for three scenarios and 5-year periods after 2016. The method utility was tested for Inciraltı region, and which locations would be significantly affected by the IBTT were detected. A useful instrument that the planning can use to know rent impacts of big projects, which can be a software application in the future, was developed.



 
Copyright © 2019 TMMOB
Bu sitenin tüm hakları Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesine aittir.