Planlama Dergisi - Planning: 36 (2)
Cilt: 36  Sayı: 2 - 2026
1. 
Editörden
Editorial

Sayfa XII

ARAŞTIRMA MAKALESI
2. 
Türkiye’deki Kentsel Sit Alanlarına Yönelik Doku ve Morfoloji Temelli Bir Tipoloji Çalışması
A Texture and Morphology-Based Typology Study for Urban Conservation Areas in Türkiye
Murat Kitir
doi: 10.14744/planlama.2026.80148  Sayfalar 221 - 247
Anadolu coğrafyası, barındırdığı zengin kentsel miras ile öne çıkmakla birlikte, bu mirasın en önemli bileşenleri olan kentsel sit alanları koruma uygulamalarında genellikle tek bir kategoride ele alınmaktadır. Bu durum, her biri özgün coğrafi ve tarihsel koşulların ürünü olan tarihi kent dokularının kendilerine has kimliklerinin zarar görmesi riskini taşımaktadır. Bu çalışma, Türkiye'deki kentsel sit alanlarının standart koruma yaklaşımlarının ötesinde, morfolojik çeşitliliklerini temel alan bir sınıflandırma geliştirilmesini amaçlamaktadır. Bu hedef doğrultusunda, Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesinden seçilen 35 kentsel sit alanı; topografik yapı, yol ağı morfolojisi, kentsel doku yoğunluğu, yapı-boşluk oranı ve sınır geçirgenliği olmak üzere beş temel metrik üzerinden sayısal analizlere tabi tutulmuştur. Araştırmanın bulguları, topografyanın kentsel formun ana belirleyicisi olduğunu ve bu etkinin özellikle yol ağı karakterinde kendini gösterdiğini ortaya koymuştur. Analizler sonucunda, düz arazilerde gelişen "Planlı ve Yoğun Ova/Plato Kentleri"; engebeli arazilere sıkışmış "Organik ve Yoğun Geleneksel Merkezler"; doğal peyzajla bütünleşmiş "Organik ve Seyrek Yamaç/Vadi Yerleşimleri" ve karmaşık yapılara sahip "Hibrit Bölgesel Merkezler" olmak üzere dört ana morfolojik tip tanımlanmıştır. Bu tipoloji, her bir dokunun özgün yapısal mantığını ortaya koyarak, plancı ve kanun yapıcılara tek tip müdahaleler yerine bağlama duyarlı, esnek ve etkili koruma stratejileri geliştirmeleri için bilimsel bir altlık sunmaktadır. Çalışma, morfolojik analizin, kentsel mirasın korunmasında güçlü bir analitik ve yönlendirici araç olabileceğini göstermektedir. Bu bağlamda, özgün dokuların tespiti koruma süreçlerine doğrudan ve yapıcı bir katkı sağlayacaktır.

3. 
Konut Cephelerinde Çıkmanın/Balkonun İmara Bağlı Değişimi: Konya Örneği
The Change of Cantilever/Balcony in House Facade Based on Zoning: Konya Sample
Gevher Sayar, Dicle Aydın
doi: 10.14744/planlama.2026.90698  Sayfalar 248 - 275
Geleneksel mimaride yapı karakteri yerel unsurlar ve yapı kültürüyle şekillenirken, günümüzde bu rolü yapı malzemeleri, işlevsel gereksinimler, çağdaş tasarım anlayışı ve imar yönetmelikleri üstlenmiştir. Özellikle cephe düzeni ve mimari kimlik, inşa ve imar kurallarının etkisiyle biçimlenmektedir. Geleneksel yapılarda çıkma, cumba, şahniş ve cihannüma gibi elemanlar, bulundukları çevrenin kültürel ve coğrafi özelliklerine göre farklılaşmıştır. Günümüz apartmanlarında ise cephe karakteri; çıkma, balkon, konsol ve teras gibi doluluk–boşluk ilişkisine dayalı mekânsal öğelerle oluşmaktadır. Ancak bu öğelerin kullanımı büyük ölçüde imar mevzuatıyla sınırlandırılmaktadır. Bu çalışma, konut cephelerinde sokağa açılan elemanların gelenekselden günümüze geçirdiği dönüşümü, Konya örneği üzerinden incelemektedir. 1933 öncesinden günümüze kadar çıkma ve balkonlara ilişkin düzenlemeler analiz edilmiştir. Geleneksel Konya evlerinde çıkma ve balkonların sokağa taşan elemanlar olduğu, apartmanlaşma süreciyle birlikte bu durumun kısıtlandığı görülmektedir. 1933 sonrası getirilen kurallarla çıkma ve balkonların ölçüleri, yönleri ve parsel ilişkileri tanımlanmış; balkonlar zamanla inşaat alanı dışında kalan, kullanımı artan mekânlara dönüşmüştür. Günümüzde ise özellikle site düzenlemeleriyle balkonlar, konutun dışa açılan çok işlevli önemli mekânları hâline gelmiştir.

4. 
Köpek Gezdirmek: Kentsel Mekanda Sosyalleşmenin Çabasız Bir Formu
Dog Walking: An Effortless Form of Socialization in Urban Space
Eser Ergönül
doi: 10.14744/planlama.2026.62333  Sayfalar 276 - 289
Bu çalışma, köpek gezdirme pratiğinin kentliler arasında “tanıdık yabancı” ilişkilerini, yüz aşinalığını ve mikro düzeydeki sosyal bağları nasıl şekillendirdiğini incelemektedir. Milgram’ın tanıdık yabancı kavramı, Granovetter’in zayıf bağ kuramı ve Oldenburg’un üçüncü mekân yaklaşımından yararlanan araştırma, köpek gezdirmeyi bireysel rutin ile kendiliğinden gelişen sosyal etkileşimi birleştiren çabasız bir kent sosyalleşmesi biçimi olarak ele almaktadır. Ankara’daki 2 kent parkında düzenli olarak köpek gezdiren katılımcılarla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelere dayanan bulgular, ortak mekânlarda tekrarlanan karşılaşmaların yakın bağlar kurulmasa bile aşinalık, güven ve aidiyet hissi yarattığını göstermektedir. Ancak bu deneyim bireysel eğilimler, sosyal açıklık ve mekânın fiziksel özelliklerine göre farklılaşmaktadır. Köpek parkları ve yeşil alanlar gibi iyi tasarlanmış ve bakımı yapılan mekânlar, rastlantısal karşılaşmaları artırarak zayıf sosyal bağları güçlendirmektedir. Ayrıca küçük ölçekli müdahalelerin – banklar, açık yollar ve topluluk etkinlikleri – gündelik etkileşimleri önemli ölçüde artırabileceği görülmüştür. Bireysel boyutunun ötesinde, köpek gezdirme kentsel kimliği ve bir arada yaşama kültürünü pekiştiren anlamlı bir toplumsal deneyim olarak öne çıkmaktadır. Çalışma, bu tür düşük eşikli gündelik karşılaşmaların kentte duygusal ve mekânsal aidiyetin oluşumuna somut katkılar sunduğunu ortaya koymaktadır.

5. 
Kentsel Dönüşüm Bağlamında Mekânsal Adalet ve Mekânsal Veri Altyapıları: Bibliyometrik Bir İnceleme (1997–2025)
Spatial Justice and Spatial Data Infrastructures in the Context of Urban Transformation: A Bibliometric Analysis (1997–2025)
Fatih Taktak
doi: 10.14744/planlama.2026.93798  Sayfalar 290 - 312
Bu çalışma, kentsel dönüşüm araştırmalarının iki temel ancak geleneksel olarak ayrı ilerleyen alanı olan mekânsal adalet ve mekânsal veri altyapılarının (SDI) karşılaştırmalı bibliyometrik analizini sunmaktadır. Mekânsal adalet literatürü eşitlik, katılımcı yönetişim ve hak temelli kentleşmeye odaklanırken; SDI araştırmaları daha çok coğrafi bilgi teknolojileri, veri yönetimi ve dijital planlama süreçlerine yönelmiştir. Bu farklılıklara rağmen, dijital eşitsizlik, algoritmik dışlanma ve verinin siyaseti gibi konular etrafında giderek artan bir kavramsal yakınsama gözlenmektedir. 1997–2025 yılları arasında Web of Science Core Collection’da yayımlanmış 608 hakemli makaleye dayanarak yürütülen bu çalışma, Bibliometrix R paketi ve Biblioshiny arayüzü kullanılarak yayın eğilimlerini, işbirliği ağlarını, anahtar kelime eşoluşumlarını, tematik kümeleri ve tarihsel atıf akışlarını incelemiştir. Bulgular, SDI araştırmalarının hızlı teknolojik gelişim ve disiplinler arası işbirliğiyle öne çıktığını; mekânsal adalet çalışmalarının ise daha parçalı olmakla birlikte güçlü bir kuramsal derinlik sunduğunu göstermektedir. Ortaya çıkan ortak araştırma alanı, adalet odaklı planlama ilkelerinin teknik altyapılarla bütünleştirilmesi gereğine işaret etmektedir. Çalışma, SDI’ların eşitlik temelli kentsel yönetişim çerçeveleriyle uyumlaştırılmasına yönelik bütünleştirici bir yaklaşım önererek, kapsayıcılık, şeffaflık ve temsili adaletin veri odaklı planlama süreçlerinde kurumsallaştırılmasına katkı sağlamaktadır.

6. 
Ankara’da Farklı Yeşil Alan Oranlarına Sahip Mahallelerde Yaşayan Çocukların Yeşil Alan Deneyimleri
Children’s Experiences of Green Spaces in Ankara Neighborhoods with Different Green Space Ratios
Yücel Can Severcan, Neşe Aydın, Senanur Yaman
doi: 10.14744/planlama.2026.97355  Sayfalar 313 - 338
Bu çalışma, yeşil alan oranı farklı olan mahallelerde yaşayan çocukların yeşil alanlarda geçirdikleri süreleri karşılaştırmayı ve bulgulardaki farklılıkları, deneyimlenen aktiviteler ve karşılaşılan sorunlar üzerinden açıklamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın bulguları, Ankara’daki yedi mahallede yürütülmüş bir araştırmaya dayanmaktadır. Seçilen mahallelerin yeşil alan oranları, objektif ölçüm yöntemleriyle hesaplanmıştır. Zaman bazlı veriler, 9-14 yaş arası çocukların ilkbahar mevsim koşullarında doldurdukları aktivite günlüğü çalışmalarından; yapılan aktiviteler ve karşılaşılan sorunlara ilişkin veriler ise aynı çocuklarla gerçekleştirilen katılımcı haritalama çalışmalarından elde edilmiştir. Bulgular, hafta içi günlerde yeşil alan oranı daha düşük ve yüksek mahallelerde yaşayan çocukların park, konut/site bahçesi ve genel anlamda yeşil alan kullanım sürelerinin farklılaşmadığını göstermektedir. Ancak, hafta sonlarında, yeşil alan oranı daha yüksek olan mahallelerde yaşayan çocuklar özellikle parklarda daha fazla vakit geçirmektedir. Her iki mahalle grubunda da çocukların yeşil alanlarda yaptıkları aktivitelerin oranı ve çeşitliliği büyük ölçüde benzer de olsa, yeşil alan oranı daha yüksek olan mahallelerde yaşayan çocuklar bu oranın daha düşük olduğu mahallelerde yaşayan çocuklara kıyasla yeşil alanlarda daha fazla sorun deneyimlemektedir. Deneyimlenen sorunların sayısı ve türü, her iki mahalle grubunda da hem yaş hem de yeşil alan türü bazında farklılaşmaktadır. Bu bulgular, çocukların yeşil alanlarla etkileşimini artırmayı amaçlayan şehir plancıları ve kentsel tasarımcılar için önemli ipuçları sunmaktadır.

7. 
Türkiye’de Bölgesel Kalkınma: Yapısal Süreklilik, Sınırlı Hareketlilik ve Mekânsal Kilitlenme (1969–2025)
Regional Development in Türkiye: Structural Persistence, Limited Mobility, and Spatial Lock-in (1969–2025)
Tuna Batuhan
doi: 10.14744/planlama.2026.09887  Sayfalar 339 - 356
Bu çalışma, Türkiye’de bölgesel kalkınma dinamiklerini 1969–2025 dönemini kapsayan Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Endeksi (SEGE) verileri üzerinden boylamsal bir analizle incelemektedir. Kalkınmayı statik bir sıralama sonucu olarak ele alan yaklaşımların ötesine geçerek bu çalışmada SEGE, iller arası yapısal sürekliliği, bölgesel hareketliliği ve mekânsal kilitlenme mekanizmalarını analiz etmeye imkân tanıyan zamansal bir analitik çerçeve olarak kavramsallaştırılmaktadır. Elde edilen bulgular, Türkiye’de bölgesel eşitsizliklerin geçici farklılıklardan ibaret olmadığını; aksine güçlü patika bağımlılığı, kümülatif nedensellik ve asimetrik hareketlilik yapıları aracılığıyla tarihsel olarak yeniden üretildiğini göstermektedir. Zaman içinde kalkınma paradigmalarında ve ölçüm çerçevelerinde önemli değişimler yaşanmasına rağmen il sıralamalarının dikkat çekici bir istikrar sergilemesi, sınırlı yakınsama ve belirgin bir hiyerarşik sürekliliğe işaret etmektedir. Analiz, istikrarlı bir çekirdek, yarı-geçirgen bir orta katman, durağan bir orta-alt bant ve yapısal olarak kilitlenmiş bir çevreden oluşan çok katmanlı bir mekânsal yapı ortaya koymaktadır. Bu katmanlar arasındaki hareketlilik son derece sınırlı olup alt bölgelerde “yapışkan zemin”, üst bölgelerde ise “cam tavan” etkilerine ilişkin güçlü bulgular sunulmaktadır. Bu sonuçlar, yakınsama temelli geleneksel bölgesel kalkınma yaklaşımlarını sorgulamakta ve mekân-kör politika çerçevelerinin sınırlılıklarını ortaya koymaktadır. Çalışma, Türkiye’de bölgesel eşitsizliklerin temel sorununun yalnızca gelişmişlik düzeyi farklarından değil, bölgeler arası hareketliliğin kısıtlı olmasından da kaynaklandığını ileri sürmektedir. Bu doğrultuda, politika odağının büyüme maksimizasyonundan yapısal dönüşüm ve hareketlilik üretimine kaydırılması gerektiği vurgulanmakta; yer-duyarlı, kapasite odaklı ve dirençlilik temelli politika tasarımına işaret edilmektedir.

8. 
Zanaatkârlık için bir İlişkisel Çerçeveye Doğru: İstanbul Zilciliğinin Ekonomik Coğrafyasında Sembolizm, Israr ve Akışkanlık
Toward a Relational Framework for Craftsmanship: Symbolism, Persistence, and Fluidity in the Economic Geography of Istanbul Cymbalsmiths
Berkay Küçükbaşlar, Yiğit Evren
doi: 10.14744/planlama.2026.68888  Sayfalar 357 - 374
Yerel bilgi birikimi ve kültürel sermayenin mekânsal taşıyıcısı olarak zanaat ekonomileri, özgün ilişkisel dinamikleriyle öne çıkan önemli bir çalışma sahasıdır. Ekonomik coğrafya yazınında zanaatkârlık çoğunlukla bölgesel kalkınmanın kültürel temelleri bağlamında araçsallaştırılmıştır. Bu çalışma, zanaat coğrafyalarının kendine özgü hayatta kalma ve bir arada var olma mekanizmalarını irdelemek için ilişkisel ekonomik coğrafya çerçevesini benimser. Bathelt ve Glückler (2003, 2011) ekonomik eylemin gözlemlenebilir yönlerini bir ilişkisel düzleme yansıtarak gözlemlenebilen üç temel özelliği tanımlamışlardı: Bağlamsallık, izlek bağımlılığı ve olumsallık. Bu kavramsallaştırma, çalışmanın kuramsal çıkış noktasını oluşturmaktadır. İstanbul’un çağdaş zanaat coğrafyaları, barındırdığı ilişkisel süreklilikler ve kopuşlarla bu bağlamda verimli bir araştırma sahası sunmaktadır. 17. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin askeri ihtiyaçları doğrultusunda İstanbul'da doğan ve Zilciyan ailesi tarafından sürdürülen zil yapımı zanaatı, önemli anlamsal ve mekânsal dönüşümler ve kırılmalar yaşamıştır. Tüm kopuşlara karşın İstanbul’da üretim bugüne dek süregelen usta-çırak silsilesi içerisinde parçalanarak ve yer değiştirerek de olsa devam edegelmiştir. Geleneksel üretime devam eden ve “el yapımı Türk zilleri” efsanesinin gerçek mirasçısı oldukları inancıyla küresel piyasada kendilerine özgü stratejileri ile yer bulan İstanbul zilcilerinin özgül ağırlığı toplam küresel gelirden aldıkları paydan bağımsız olarak yüksektir. Bu özgün varoluş yukarıda bahsi ilişkisel bir bütüncül çerçeve ile ele alınabilir. Bağlamsallık yere bağlı sembolik itibarın birikimi ile, izlek bağımlılığı geleneksel yapma biçimlerinin ısrarlı sürdürülüşü ile, olumsallık ise etnik sınırların ötesindeki örtük bilginin aktarım mekanizmaları ile kavramsallaştırılır. İlişkisel ekonomik coğrafya çerçevesinin sunduğu üç temel boyutu zanaat coğrafyaları özelinde sırasıyla sembolik kalınlık, zanaatkâr ısrarı ve miras akışkanlığı olarak damıtılarak yeniden yorumlanır.

DERLEME
9. 
Bir Plan Uygulama Aracı Amacından Nasıl Saptırılır: Trampa mı, İmar Hakkı Aktarımı mı?
How Is a Planning Implementation Tool Deviated from Its Intended Purpose: Land Exchange or Transfer of Development Rights?
Melih Ersoy
doi: 10.14744/planlama.2026.60948  Sayfalar 375 - 385
Türkiye’de imar planı uygulama araçları arasında kamulaştırma, ifraz-tevhit ve arsa düzenlemesi temel yöntemlerdir. Bunlara ek olarak, sit alanlarında uygulanan trampa (mal değişim sözleşmesi) ve imar hakkı aktarımı (İHA) gibi araçlar bulunmaktadır. Trampa, sit alanındaki özel mülkiyete konu taşınmazın Hazine arazisiyle değiştirilmesini öngörmekte ancak etkinliği sınırlı kalmaktadır. İHA ise uluslararası örneklerde koruma alanlarındaki imar haklarının, yoğunlaşmanın teşvik edildiği alıcı bölgelere aktarılmasını sağlayan bir planlama aracıdır. Türkiye’de İHA ilk kez 2004’te yasal düzenlemeye kavuşmuş, ancak uzun süre yönetmelik eksikliği nedeniyle uygulanamamıştır. Danıştay, plan notlarıyla yapılan aktarımları hukuka aykırı bulmuştur. 2024 ve 2025 yıllarında yapılan yasal düzenlemelerle İHA, İmar Kanunu’na tanımlanmış ve uygulama usulleri yönetmelikle belirlenmiştir. Ancak yeni düzenleme, İHA’yı yalnızca umumi ve kamu hizmet alanlarıyla sınırlamakta, alıcı-verici parseller arasında özendirici mekanizmalar içermemekte ve planlama sürecinin bütünlüğünü gözetmemektedir. Yeni düzenleme, tekil parsel düzeyinde yüksek yoğunluklu yapılaşmalara izin vermeyen imar planlarının plan değişiklikleriyle çok katlı yüksek yoğunluklu yapılaşmaların oluşmasını önleyecek hiçbir önlem getirmemektedir. Daha da vahimi, yeni düzenlemeyle bu tür yapılara ek olarak plan sonrasında rastgele belirlenen alıcı parsel ya da adalara ek yoğunluk getirerek var olan sorunu daha da içinden çıkılmaz hâle sokmaktadır. Bu hâliyle İHA, Batı’daki kazankazan modelinden uzaklaşarak trampanın bir türevi hâline gelmiştir. Makale, gerçek bir İHA modelinin koruma ve gelişim arasında denge kurabileceğini, ancak mevcut düzenlemenin rant odaklı, parçacı ve adaletsiz uygulamaları engellemekten uzak olduğunu ileri sürmektedir.

10. 
Yeniden Belediyeleştirme Politikaları: Kavramsal Çerçeve, Küresel Uygulamalar ve Türkiye Deneyimi
Remunicipalization Policies: Conceptual Framework, Global Practices and Türkiye’s Experience
Ömer Adil Ocak, Mehmet Penpecioglu
doi: 10.14744/planlama.2026.82474  Sayfalar 386 - 401
Bu derleme makale, 2000’li yıllardan itibaren küresel ölçekte giderek yaygınlaşan yeniden belediyeleştirme politikalarını kavramsal, coğrafi ve sektörel boyutlarıyla ele almakta; Türkiye’de bu olgunun neden sınırlı ve görünmez kaldığını karşılaştırmalı bir perspektifle tartışmaktadır. Neoliberal kentsel politikaların bir uzantısı olarak 1980’lerden itibaren yaygınlaşan özelleştirme uygulamaları; hizmet kalitesinde düşüş, fiyat artışları, demokratik denetimin zayıflaması ve toplumsal eşitsizliklerin derinleşmesi gibi çok boyutlu krizler üretmiştir. Bu krizlere verilen siyasal ve yönetsel yanıtların başında gelen yeniden belediyeleştirme, makalede yalnızca teknik bir mülkiyet dönüşümü olarak değil; ekonomik, politik, sosyal ve ekolojik boyutları olan çok katmanlı bir kentsel politika alanı olarak ele alınmaktadır. Çalışma, 2010–2026 döneminde yayımlanmış 268 akademik kaynağın sistematik analizi ile küresel Kuzey ve Güney’deki yeniden belediyeleştirme pratiklerini karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Bulgular, yeniden belediyeleştirmenin özellikle su ve enerji hizmetlerinde yoğunlaştığını; Küresel Kuzey’de demokratik katılım, şeffaflık ve iklim hedefleriyle, Küresel Güney’de ise temel hizmetlere erişim ve sosyal adalet talepleriyle şekillendiğini göstermektedir. Makale ayrıca, yeniden belediyeleştirmenin otomatik olarak demokratikleşme anlamına gelmediğini; bu nedenle literatürde giderek önem kazanan “demokratik yeniden belediyeleştirme” tartışmasını merkeze almaktadır. Türkiye deneyimi, Çeşme–Alaçatı su hizmetleri vakası üzerinden ele alınmakta; Türkiye’nin küresel Kuzey ile Güney arasında konumlanan yarı-çevresel siyasal-ekonomik yapısının, yeniden belediyeleştirme dinamiklerini nasıl sınırladığı analiz edilmektedir. Sonuç olarak çalışma, yeniden belediyeleştirmenin postneoliberal bir ufuk sunduğunu; ancak bu ufkun ancak güçlü demokratik katılım mekanizmaları, toplumsal mobilizasyon ve kurumsal kapasite ile anlamlı bir dönüşüme evrilebileceğini savunmaktadır.

11. 
Türkiye’de Kırsal Yerleşimlerin Mekânsal Yapısı ve Dönüşümüne Yönelik Akademik Yaklaşımların Yeniden Değerlendirilmesi: Tematik ve Analitik bir İnceleme
Revisiting Academic Approaches to the Spatial Structure and Transformation of Rural Settlements in Türkiye: A Thematic and Analytical Assessment
İlker Güçü
doi: 10.14744/planlama.2026.37790  Sayfalar 402 - 411
Türkiye'de kırsal yerleşimler, yapı düzenleri, yerleşim dokuları ve mekânsal yapıları açısından çeşitli tipolojiler sergilemektedir. Bununla birlikte, bu yerleşimlerin mekânsal yapısındaki zaman içindeki değişime ilişkin çalışmaların azlığı da dikkat çekicidir ve mevcut literatür, kırsal mekânı öncelikle sosyal, ekonomik veya idari süreçlerle değerlendirmektedir. Bu durum, mekânsal yapının analitik bir kategori olarak yeterince ele alınmadığına işaret etmektedir. Böylelikle çalışma Türkiye'deki kırsal mekâna yönelik akademik yaklaşımların kırsaldaki dönüşüm süreçlerini ne ölçüde kapsadığını ve planlama disiplini için nasıl bir teorik çerçeve sunduğunu analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, TR Dizin veri tabanında yer alan ve mimarlık, planlama ve coğrafya alanlarında yayınlanan makaleler, nitel içerik analizi ve temalar yoluyla incelenmiştir. İncelenen örneklem doğrultusunda, Türk akademik literatüründe kırsal yerleşmelerin mekânsal organizasyonunun dört temel tematik yaklaşım etrafında şekillendiği görülmektedir. Bu yaklaşımlar; (1) fiziksel ve morfolojik özelliklere odaklanan çalışmalar, (2) planlama tercihleri ve yerleşim ölçeğini esas alan değerlendirmeler, (3) yerel doku, yerel kimlik ve koruma odaklı yer okumaları ile (4) sosyo-mekânsal dönüşüm süreçlerini irdeleyen araştırmalar olarak sınıflandırılmaktadır. Bununla birlikte, bu yöntemler çoğunlukla birbirinden bağımsız olarak uygulanmakta ve mekânsal analizler kısıtlı yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Bulgular, Türkiye’de kırsal yerleşimlere ilişkin akademik üretimde mekânsal, sosyal ve planlama boyutlarını bütüncül biçimde ele alan analitik yaklaşımlara duyulan ihtiyacı ortaya koymaktadır. Çalışma, kırsal yerleşimlerin mekânsal organizasyonunu analitik bir çerçevede değerlendiren literatürün sistematik bir okumasını sunarak, bu alandaki kavramsal ve metodolojik boşlukların görünür kılınmasına katkı sağlamaktadır.

GÖRÜŞ YAZISI
12. 
Rant Temelli Bir Enformel Sosyal Güvenlik Mekanizması Olarak Türkiye Kentleşmesi
Turkish Urbanization as a Rent-based Informal Social Security Mechanism
Murat Cemal Yalçıntan
doi: 10.14744/planlama.2026.56578  Sayfalar 412 - 415
Makale Özeti |Tam Metin PDF

13. 
“Gölgeler Şehri” Barselona’dan İstanbul’a: Olimpiyatlar, Mülksüzleştirme ve Kentsel Mekânın Yeniden Yazımı
The “City of Shadows”: From Barcelona to Istanbul — Olympics, Dispossession, and the Rewriting of Urban Space
Kumru Çılgın
doi: 10.14744/planlama.2026.90236  Sayfalar 416 - 426
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale