Planlama Dergisi - Planning: 36 (1)
Cilt: 36  Sayı: 1 - 2026
EDITÖRYAL
1. 
Editörden
Editorial

Sayfa XI

ARAŞTIRMA MAKALESI
2. 
Ulaşımda Mekânsal Adalet Krizi: Kırsal Alanların Karbonsuz Ulaşım Politikalarında Dışlanması
Spatial Justice Crisis in Transportation: The Exclusion of Rural Areas from Carbon-Neutral Transport Policies
Rukiye Gizem Öztaş Karlı
doi: 10.14744/planlama.2025.70370  Sayfalar 1 - 23
Ulaştırma sektörünün karbonsuzlaştırılması, iklim değişikliğiyle mücadelede stratejik bir öncelik hâline gelmiştir; ancak mevcut ulusal geçiş stratejileri, temelde elektrikli araç altyapısı ve akıllı mobilite sistemleri gibi kentsel odaklı teknolojik müdahaleler etrafında planlanmaktadır. Bu yaygın kentsel merkezcilik, kırsal alanları sistematik biçimde dışlayarak mekânsal adalet krizini derinleştirmekte ve temel hizmetler ile hareketlilik haklarına erişimdeki eşitsizliği artırmaktadır. Bu adaletsizlik, Fraser’ın üç boyutlu adalet modeli (yeniden dağıtım, tanınma ve temsiliyet) ile Lefebvre’in kente hakkı kavramı çerçevesinde kuramsal olarak ele alınmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye’nin ulaştırma, iklim ve kalkınma gündemini tanımlayan on altı ulusal politika belgesinde kırsal alanların nasıl temsil edildiğini analiz etmek ve mekânsal adaletsizliğin en belirgin boyutlarını ortaya koymaktır. Nitel doküman ve tematik analiz yoluyla yürütülen araştırma, dışlanmayı pekiştiren birbiriyle ilişkili üç tema ortaya koymaktadır: kırsal hareketliliğin yalnızca altyapı yatırımları ve verimlilik kaygılarıyla ele alındığı kırsalın temsiliyet yokluğu; politika uygulamasının sosyal eşitlikten ziyade teknik fizibilite ve ekonomik verimlilik tarafından yönlendirildiği teknokratik planlama yaklaşımı; düşük karbonlu yatırımların kentsel merkezlerde yoğunlaşmasını sağlayan karbon-nötr ulaşım politikalarında kırsalın görünmezliği. Bulgular, mevcut merkezi planlama yaklaşımının kentsel-kırsal eşitsizlikleri yeniden ürettiğini göstermektedir. Çalışma, hak temelli ve eşitlikçi bir geçişi sağlamak için talebe duyarlı ulaşım modellerini entegre eden, yerel katılımı güçlendiren ve dijital eşitsizlikleri ele alan bütüncül bir politika yaklaşımı önererek sonuçlandırılmakta ve böylece ulaşım adaleti literatürüne katkıda bulunmaktadır.

3. 
Doğu–Batı Ayrımının Ötesinde: Türkiye’de Hızlı Büyüyen Firmaların Mekânsal Örüntüsü
Beyond the East–West Divide: The Spatial Pattern of High-growth Firms in Türkiye
Feride Gönel, Hikmet Kaya
doi: 10.14744/planlama.2026.37531  Sayfalar 24 - 40
Yeni firmaların kurulması ve büyümesi, bölgelerin sosyo-eko-nomik kalkınmasında kritik bir rol oynamaktadır. Araştırmalar, genellikle ceylan veya sıçrama yapan firmalar olarak adlandırılan Hızlı Büyüyen Firmaların (HBF'ler), coğrafi dağılımları yoluyla bölgesel eşitsizlikler sorununun çözümüne katkıda bulunabileceğini öne sürmektedir. Birch'in 1970'lerin sonlarında Amerika Birleşik Devletleri için yaptığı öncü çalışma, nispeten az sayıdaki firmanın yeni istihdam fırsatları yaratma potansiyeline sahip olduğunu ortaya koymuş; bu durum, hızlı büyüyen bu firmaların ayırt edici özelliklerini ve davranışsal kalıplarını inceleyen sonraki çalışmalara zemin hazırlamıştır. Türkiye'de yerleşik firmaların büyük bir oranı (%41,1) Marmara Bölgesi'nde, özellikle de İstanbul'da yoğunlaşmıştır ve HBF'ler de benzer şekilde bu alanda kümelenmiştir. Ancak, ülkenin geri kalanında HBF'lerin coğrafi ve sektörel dağılımı konusunda sınırlı ampirik kanıt bulunmaktadır. Bu çalışma, NUTS-2 bölgesel verilerini ve NACE Rev.2 sınıflandırmasını kullanarak, İstanbul dışındaki HBF'lerin coğrafi yoğunlaşmasını incelemeyi amaçlamaktadır. 2012 ve 2019 yıllarına ait firma düzeyindeki veriler, İstanbul dışındaki HBF'lerin en yoğun olduğu bölgeleri ve sektörleri belirlemek amacıyla Lokasyon Katsayısı (Location Quotient) yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçlar, HBF'lerin belirgin bir doğu–batı ayrımı olmaksızın Türkiye'nin çeşitli bölgelerine dağıldığını göstermektedir. Bu örüntüyü belirgin bir sektörel ayrışma şekillendirmektedir: İmalat sanayisindeki HBF’ler ağır-lıklı olarak batı bölgelerinde konumlanırken, inşaat sektöründeki HBF'lerin doğu bölgelerinde yoğunlaştığı görülmüştür.

4. 
6 Şubat 2023 Depremleri Sonrası Yerel Yönetimlerde Afet Yönetimi: Stratejik Planların Çok Boyutlu Analizi
Disaster Management in Local Governments After the February 6, 2023 Earthquakes: A Multi-dimensional Analysis of Strategic Plans
Elif Kırpık
doi: 10.14744/planlama.2026.66674  Sayfalar 41 - 54
Bu çalışma, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen on bir ilin belediyelerinin 2025–2029 stratejik planlarını karşılaştırmalı olarak inceleyerek afet yönetimi kapasitelerindeki farklılaşmaları çok boyutlu bir çerçevede değerlendirmektedir. Araştırma, finansal kapasite, kurumsal kapasite, operasyonel kapasite ve toplumsal hazırlık boyutlarını entegre eden özgün bir analitik yaklaşım geliştirmiştir. Karşılaştırmalı vaka analizi yöntemiyle yürütülen araştırmada, stratejik planlarda yer alan amaç, hedef ve faaliyetler sistematik biçimde kodlanmış; planların mali çerçeveleri ile söylemsel vurguları birlikte değerlendirilmiştir. Bulgular, belediyelerin afet yönetimine ilişkin önceliklendirmelerinde belirgin farklılıklar bulunduğunu, yüksek mali kaynaklara sahip olanların her zaman güçlü kapasite geliştiremediklerini, sınırlı kaynaklara sahip bazı belediyelerin ise yenilikçi ve kapsayıcı stratejilerle öne çıkabildiklerini göstermektedir. Çalışmanın özgün katkısı, nicel kapasite ölçümlerini stratejik planlardaki travmatik söylem analiziyle birleştiren hibrit yaklaşımıdır. 6 Şubat depremlerinin kurumsal hafızada farklı biçimlerde temsil edildiği görülmüş; travmayı vizyoner bir çerçeveye taşıyan belediyeler yüksek kapasite ile uyumlu bir söylem geliştirirken, travmayı teknikleştiren ya da görünmez kılan söylemler daha sınırlı kapasite ile örtüşmüştür. Sonuç olarak, belediyeler Aşkınlaştırıcı Liderlik, Dönüştürücü Öğrenme, Adaptif İnovasyon ve Temel Hizmet olmak üzere dört tipoloji altında sınıflandırılmıştır. Bu tipoloji, afet yönetimi kapasitesinin yalnızca mali göstergelerle değil, söylemsel stratejiler ve kurumsal yönelimlerle de şekillendiğini göstermekte; literatüre çok boyutlu kapasite değerlendirmesi ve özgün bir sınıflandırma modeli kazandırmaktadır.

5. 
Kamusal Mekânın (Yeniden) Üretiminde Protesto: Kızılay’da Karşılaştırmalı Bir Mekânsal Koreografi Analizi (2013–2025)
Protest and the (Re)production of Public Space: A Comparative Spatial Choreography Analysis in Kızılay (2013–2025)
Duygu Cihanger Ribeiro
doi: 10.14744/planlama.2026.64624  Sayfalar 55 - 73
Araştırma, kamusal mekânın toplumsal üretimi, biçimi ve kullanımı arasındaki dinamik ilişkiyi kentsel protestoları odağa alarak sosyo-mekânsal bir çerçevede incelemektedir. Vaka olarak, kamusal mekânın kaybı ve kamusal alanın çöküşü tartışmalarına uzun süredir konu olan Kızılay Meydanı'ndaki 2013 Gezi Parkı ile 19 Mart 2025 sonrası protestolar, politik bağlamları göz ardı edilmeksizin ele alınmaktadır. Meydan, erken Cumhuriyet döneminde kamusal bir mekân olarak tasarlanmış; ancak 1980'lerden itibaren artan trafik ve ticarileşmeyle mekânsal ve işlevsel bütünlüğünü yitirmiştir. Yine de Kızılay, tüm bu planlama kararlarına, tasarım müdahalelerine ve yasal sınırlamalara rağmen bugün Türkiye'nin en önemli protesto alanlarından biri olmaya devam etmektedir. Araştırma, nitel bir yaklaşım çerçevesinde mekânsal analiz ve karşılaştırmalı dönem incelemesine dayanmaktadır. Kamusal alan ve mekân kuramları çerçevesinde çalışma, kentsel protestoları yalnızca politik eylemler olarak değil, kamusal mekânı yeniden üreten pratikler olarak "mekânsal koreografi" yaklaşımıyla ele almaktadır. Bu doğrultuda vaka analizleri, Kızılay'ın morfolojik dönüşüm süreci ve politik tarihiyle ilişkilendirilerek incelenmektedir. Bulgular, 2013'te yaratıcı mekân üretiminin baskın olduğunu, 2025 protestolarının ise ar-tan denetim altında geçici ve kısa süreli bir mekân sahiplenmesi pratiğine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Bu dönüşüm, kamusal mekânın üretiminin değişen politik ve toplumsal koşullara yanıt olarak nasıl sürekli yeniden biçimlendiğini göstermektedir.

DERLEME
6. 
Mekân, Toplum ve Kimlik Ekseninde Mahallenin Dönüşen Anlamı
The Transforming Meaning of the Neighborhood in Terms of Space, Society, and Identity
Esra Şentürk, Nilufer Kart Aktaş
doi: 10.14744/planlama.2026.74508  Sayfalar 74 - 85
Osmanlı Dönemi'nden günümüze mahalleler, “bireylerin sosyal ilişkilerini şekillendiren”, “aidiyet duygusunu pekiştiren” ve “kent dokusunun temel bileşenlerinden” biri olarak önemini korumuştur. Kentleşme süreçlerinde meydana gelen dönüşüm-ler ve modernleşme dinamikleri mahalle kültüründe değişimlere yol açsa da, “mahalle” olgusu toplumsal bağların korunmasında, ortak değerlerin sürdürülmesinde ve yerel kimliğin inşasında belirleyici bir unsur olmaya devam etmektedir. Bu bağlamda mahalle, yalnızca bir yerleşim alanı olmanın ötesinde, toplumsal dayanışmayı güçlendiren, kültürel sürekliliği sağlayan ve kentsel kimliğin oluşumunda merkezi bir rol oynayan bir yapı olarak ele alınmaktadır. Bu çalışmada Osmanlı kentlerindeki cemaat temelli mahalle düzeninden başlayarak, Cumhuriyet’in kuruluşu ile ortaya çıkan merkeziyetçi planlama anlayışı, 1950 sonrası “hızlı kentleşme süreci”, 1980’lerle birlikte “neoliberal politikaların” etkisi ve 2000’li yıllarda yoğunlaşan “kentsel dönüşüm” uygulamaları çerçevesinde mahallenin biçimsel ve anlam bakımından geçirdiği değişimler incelenmiştir. Dolayısıyla bu çalışmada mahalle kavramı tarihsel bir perspektifle ele alınarak, mahallenin mekânsal (fiziksel yapı, planlama, kent dokusu) ve toplumsal (komşuluk ilişkileri, aidiyet, kimlik) boyutlarda geçirdiği evrimin ve dönüşümün açıklanması amaçlanmaktadır. Sonuç olarak, Osmanlı Dönemi'nde dinî ve toplumsal değerlerin şekillendirdiği, dayanışma temelli bir yerleşim birimi olarak varlık gösterirken, modernleşme, sanayileşme ve kentleşme süreçleriyle birlikte mahalle; fiziksel yapısının yanında toplumsal ilişkiler, toplumsal hafıza ve kimlik bakımından önemli dönüşümler geçirmiştir.

7. 
UNESCO Dünya Mirası Programının Gelişimi İçinde İstanbul Kararlarının Dönüşümü
The Transformation of Decisions on Istanbul within the Evolution of the UNESCO World Heritage Programme
İclal Sema Dinçer
doi: 10.14744/planlama.2026.36097  Sayfalar 86 - 95
Bu çalışma, İstanbul’un Tarihi Alanlarının 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kaydedilmesinden 2025 yılına dek Dünya Mirası Komitesi tarafından alınan kararların sistematik içerik analizine dayanarak alanın korunma durumuna ilişkin bütüncül bir değerlendirme sunmaktadır. Değerlendirme, UNESCO’nun yarım yüzyılı aşan kurumsal mirası, uluslararası koruma kuramındaki paradigma değişimleri ve Dünya Mirası programının uygulama rejimlerinde gözlenen yapısal dönüşümler bağlamında konumlandırılmaktadır. 1985–2025 döneminde İstanbul’a ilişkin kabul edilen 27 kararın incelenmesi, Komite’nin müdahale ve izleme önceliklerinin yedi tematik eksende yoğunlaştığını göstermektedir: koruma ve yönetim planlaması; koruma ve restorasyon müdahaleleri; mega projeler ve kentsel yenileme süreçleri; büyük ölçekli ulaşım ve altyapı yatırımları; Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi’ne yönelik risk parametreleri; izleme raporları, miras etki değerlendirmeleri ve olağanüstü evrensel değer; kapasite geliştirme ve mali destek mekanizmaları. Bu tematik yapıların zamansal dağılımı, 2004 ve 2012’nin kritik kurumsal kırılma noktaları olduğunu göstermiş ve dönemlendirme 1985–2003, 2004–2012 ve 2013–2025 şeklinde yapılandırılmıştır. Dönem analizleri, özellikle son evreye ait kararların, etkin korumanın sürdürülebilirliği için yönetim planının yönetişim kapasitesinin güçlendirilmesini, etki değerlendirmelerinin metodolojik tutarlılıkla uygulanmasını, büyük ölçekli projelerde miras değerlerinin öncelikli karar kriteri olarak ele alınmasını ve müdahale süreçlerinde uluslararası normatif çerçeveye uyumun zorunlu olduğunu göstermektedir.

GÖRÜŞ YAZISI
8. 
Geleceğin Kurgulanması ve Modern Öznenin Sahnesi: Chronotopia ile Flânerie Arasında Toplumsal Yaşamın Maddi Üretimi
Constructing the Future and the Stage of the Modern Subject: The Material Production of Social Life Between Chronotopia and Flânerie
Murad Babadağ
doi: 10.14744/planlama.2025.37791  Sayfalar 96 - 100
Makale Özeti |Tam Metin PDF

9. 
6 Şubat 2023 Depremi Sonrasındaki Nüfus Hareketleri ve Bunların Etkileri
Population Movements and Their Effects Following the February 6th, 2023 Earthquake
Ali Cenap Yoloğlu, Fikret Zorlu
doi: 10.14744/planlama.2026.76168  Sayfalar 101 - 102
Makale Özeti |Tam Metin PDF

KITAP İNCELEME
10. 
İnşa Etmek ve Yaşamak: Şehir Etiği
Building and Dwelling: Ethics for the City
Nil Temelli
doi: 10.14744/planlama.2026.76743  Sayfalar 103 - 105
Makale Özeti |Tam Metin PDF

SUNUŞ
11. 
Plancı Gözüyle Ekonomik Mekânı Anlamak: Planlama ve Ekonomik Coğrafyanın Ara Kesitinde Prof. Dr. Ayşe Nur Ökten’e Armağan
Understanding the Economic Landscape Through the Eyes of a Planner: A Tribute to Prof. Dr. Ayşe Nur Ökten at the Intersection of Planning and Economic Geography
Yiğit Evren
doi: 10.14744/planlama.2026.00187  Sayfalar 106 - 109
Makale Özeti |Tam Metin PDF

DERLEME
12. 
İnsan-Mekân Etkileşimi Çerçevesinde Paradigma Kaymaları
Paradigm Shifts in the Framework of Human-Space Interaction
Ayşe Nur Ökten
doi: 10.14744/planlama.2026.65391  Sayfalar 110 - 118
Günümüzde insanın toplumsal, yapay ve doğal çevresiyle etkileşimini değiştiren çok büyük teknolojik geçişler deneyimleniyor. Bu geçişlerin yol açtığı ve açacağı zincirleme etkilere odaklanan dönüşüm yazınında; dönüşümlerin ekonomik, toplumsal, kültürel ve coğrafi boyutlarını farklı düzlemlerde ele almak gerektiğini savunan güçlü bir akım yerleşmiş durumda. Bu tavrın sosyal bilimlerdeki başlangıcı ise yirminci yüzyılın ilk yarısına dayanıyor. 1950’lerden bu yana güçlenen epistemolojik arayışlar; ekonomik ve toplumsal coğrafya, siyaset bilimi, örgütlenme ve planlama disiplinlerinde de çok-düzlemli, çok-disiplinli kavramsallaştırmaları ve yöntemleri gündeme getiriyor. Bu yazı; ekonomik ve toplumsal mekânla ilgili paradigma kaymasının temelinde yatan düşüncenin evrimini, sosyal bilimlerdeki öncülerini izleyerek ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çerçevedeki kavramlar, yaklaşımlar ve tartışmalar ele alındıktan sonra sonuç bölümünde; gerçek yaşam koşullarından doğan gündelik pratikler ile kurumsal düzenleme pratikleri arasındaki çelişkiler ve bu konudaki bazı öneriler, eleştiriler ve kaygılar üzerinde durulmuştur.

ARAŞTIRMA MAKALESI
13. 
Türkiye’deki Kent Merkezlerinin Etki Alanlarının Reilly Çekim Modeli ile Analizi: 1970–2020 Dönemi
Analysis of Urban Influence Sphere in Türkiye through the Reilly Gravity Model: The Period of 1970–2020
Senay Oğuztimur, Adem Sakarya
doi: 10.14744/planlama.2026.44635  Sayfalar 119 - 133
Bu çalışma, Türkiye’deki kent merkezlerinin karşılıklı ticari ilişkilerinden kaynaklanan etki alanlarını Reilly’nin çekim modeli çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Kentlerin etki alanlarının zamansal değişimini inceleyen araştırma, bu belirlemeyi Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamında, ters mesafe ağırlıklı enterpolasyon yöntemi ile gerçekleştirmektedir. Bu yönüyle çalışma, literatürdeki benzer araştırmalardan yöntemsel olarak ayrışmaktadır. Reilly’nin Newton’un evrensel çekim modelinden esinlenerek geliştirdiği model, 1970 yılından itibaren onar yıllık periyotlarla Türkiye kentlerinin etki alanlarını belirlemek amacıyla uygulanmıştır. Süreç analizi yaklaşımının tercih edilmesindeki temel neden, toplumsal ve mekânsal dönüşümlerin sağlıklı bir biçimde izlenebilmesi için uzun dönemli bir veri setine ihtiyaç duyulmasıdır. Çalışmada kullanılan temel değişkenler; 1970, 1980, 1990, 2000, 2010 ve 2020 yıllarına ait kent nüfusları ile il merkezleri arasındaki karayolu mesafeleridir. Elde edilen bulgular, Türkiye’deki kurumsal yapıdaki ve sosyo-ekonomik yaklaşımlardaki değişimlerin mekânsal düzleme yansımalarını göstermesi bakımından dikkate değerdir. Zaman içinde kentleşme dinamiklerinde gözlemlenen en çarpıcı eğilimler; büyük kent merkezlerinin etki alanlarında belirgin bir yoğunlaşma, Anadolu’daki orta ölçekli kentlerin bazıları açısından ise etki kaybıdır. Özellikle İstanbul’un etki alanındaki sürekli artış, Türkiye’deki dengesiz kalkınma stratejilerinin mekânsal bir yansıması olarak değerlendirilebilir. İstanbul’un ardından gelen diğer büyük kentlerin de etki alanlarını genişlettiği, Reilly modeli aracılığıyla nicel olarak ortaya konulmuştur.

14. 
Endüstriyel Simbiyoz Faaliyetleri Gelişiminde Yakınlık Bileşenlerinin Rolü: Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi Örneği
The Role of Proximity Components in the Development of Industrial Symbiosis Activities: The case of Eskişehir Organised Industrial Zone
Neslihan Elif Alpar, Senem Kozaman Aygün
doi: 10.14744/planlama.2025.70487  Sayfalar 134 - 153
Döngüsel ekonomiye dayalı endüstriyel simbiyoz faaliyetleri, sanayi kümelerinin olumsuz çevresel etkilerinin azaltılması ve sürdürülebilir bölgesel kalkınmanın desteklenmesi açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Türkiye’de, temiz üretim ve eko-verimlilik hedeflerine öncelik veren 10. Kalkınma Planı’nın ardından, 11. Kalkınma Planı’nda da endüstriyel simbiyoz uygulamaları destek programları arasına alınmış ve bu tür iş birliklerinin kamu eliyle teşvik edilmesi hedeflenmiştir. Literatürde, endüstriyel simbiyoz ilişkilerinin gelişimi; aktörler arası etkileşimler, yığılma dışsallıkları, kurumsal, organizasyonel ve teknik koşullar çerçevesinde ele alınmaktadır. Çevresel ekonomik coğrafya alanında ise, atık alışverişine dayalı ilişkilerin oluşumunda yakınlık (proximity) kavramı öne çıkmakta; coğrafi, sosyal, bilişsel, organizasyonel ve kurumsal boyutlardaki yakınlıkların bu süreçteki rolü tartışılmaktadır. Bu kuramsal yaklaşımdan hareketle, çalışmada Türkiye’de endüstriyel simbiyozun gelişiminde yerel dinamiklerin ve yakınlık faktörlerinin etkisi, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi örneği üzerinden incelenmiştir. Bölgedeki firmalar arasında gerçekleşen yan ürün alışverişi, sosyal ağ analizi ile değerlendirilmiş; ilişkilerin yapısı ortaya konmuştur. Ayrıca, simbiyoz ilişkilerini etkileyen unsurlar yarı yapılandırılmış mülakatlar yoluyla araştırılmıştır. Bulgular, firmalar arası simbiyotik iş birliklerinin gelişiminde coğrafi yakınlık, teknik yetkinlik ve piyasa bilgisi benzerlikleri, karşılıklı ekonomik faydalar, yasal düzenlemeler ve kolaylaştırıcı kurumların önemli roller oynadığını göstermektedir. Yığılma ekonomisinin sunduğu avantajların yanında, yan ürün alışverişi firmaların teknoloji kullanımı ve yenilikçilik kapasiteleriyle de doğrudan ilişkilidir. Bu yetkinliklerin geliştirilmesinde ve döngüsel ekonomiyi destekleyecek faaliyetlerin artmasında kamu yatırımları ve projeleri de kritik bir rol üstlenmektedir.

15. 
İstanbul’un Yeme-İçme Sektöründeki Kadın Şeflerin Girişimcilik Pratikleri Üzerine Aktör Merkezli Bir Analiz
Entrepreneurial Practices of Women Chefs in Istanbul’s Food and Beverage Sector: An Actor-centered Analysis
Ezgi Akdoğan-Odabaş, Yiğit Evren
doi: 10.14744/planlama.2026.87262  Sayfalar 154 - 171
Son yıllarda popülerlik kazanan girişimcilik ekosistemi yaklaşımı, girişimciliği belirli bir yerde ve zamanda aktörler, kurumlar ve kaynaklar arasındaki ilişkiler içinde şekillenen bir süreç olarak ele almaktadır. Ancak literatürde ekosistemi oluşturan kurumsal düzenlemeler ve kaynak bileşenleri ayrıntılı biçimde tartışılsa da, girişimcilerin bu yapısal bileşenlerle nasıl etkileşime geçtiği, mevcut kaynakları hangi pratiklerle harekete geçirdiği ve bu etkileşimin ekosistemi nasıl yeniden ürettiği ya da dönüştürdüğü gibi sorular ikinci planda kalmaktadır. Buna ek olarak meselenin toplumsal cinsiyet boyutu da girişimcilik ekosistemine ilişkin çalışmalarda ekseriyetle göz ardı edilmektedir. Bu çalışma, girişimcilik ekosistemi yaklaşımını faillik perspektifiyle geliştirerek, girişimcilerin statü ve cinsiyet kaynaklı yapısal kısıtlar karşısında nasıl eyleme geçtiklerini anlamayı amaçlamaktadır. Saha araştırmasının odağına İstanbul’un yeme-içme sektöründe faaliyet gösteren girişimci kadın şefler alınmıştır. Çalışma bir nitel araştırma olarak kurgulanmış, kendi işletmesi olan 20 kadın şef ve sektörle ilişkili 5 uzman/kurum temsilcisi dahil toplam 25 kişiyle yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları, girişimci kadın şeflerin toplumsal konumları, ekosistem kaynaklarına erişim olanakları ve sektördeki erkek egemen düzenle kurdukları ilişkileri bakımından ayrıştıklarını ve girişimcilik açısından iki farklı faillik biçiminin öne çıktığını göstermektedir: reaktif ve proaktif faillik. Kaynaklara ve formel ağlara erişimi sınırlı olan reaktif şefler, zorlayıcı koşullarla karşılaştıklarında sadece küçük çaplı yenilikler yapabilmektedirler. Bu nedenle bu grubun girişimcilik ekosistemi üzerindeki etkileri sınırlıdır. Proaktif şefler ise olası koşulları öngörerek hazırlık yapmakta ve stratejik adımlar atarak ekosistemin kaynaklarını aktif olarak kullanabilmektedirler. Dolayısıyla yenilikçi ve dönüştürücü pratikleri hayata geçirme konusunda, reaktiflere kıyasla, daha yetkindirler.

16. 
Metropol Çeperinde Kök Salmak: Organik Tarımın Sosyal Pratik Olarak Yerleş(tiril)me Girişimleri
Taking Root in the Peri-Urban Area of Bursa: Embedding Organic Farming as a Social Practice
Ebru Seçkin
doi: 10.14744/planlama.2025.82085  Sayfalar 172 - 184
Bu çalışma, metropol çeperinde organik tarımın sürdürülebilirliğini sosyal pratik teorisi ve eleştirel realizm bakış açısıyla incelemektedir. Bu çalışmanın temel savı; organik tarımın devamlılığı sadece bireylerin tercihi ya da politikalara bağlı değildir. Organik tarımın devamlılığı bireyler tarafından gerçekleştirilen rutinleşmiş davranışlar haline gelmesine bağlıdır. Bu bağlamda makalenin amacı organik tarımın sosyal pratik olması için etkili olan faktörleri anlamaktır. Ampirik bulgular, Bursa’nın metropol çeperinde organik tarımı şekillendiren dört temel dinamiği ortaya koymaktadır: (1) sözleşmeli üretim modelleri, (2) kamu destek mekanizmaları ve kurumsal etkileşim, (3) kolektif öğrenmenin varlığı ya da yokluğu ve (4) kentten kırsala göç eden yeni bir üretici profilinin ortaya çıkışı. Firmalar aracılığıyla veya kamu projeleriyle gerçekleşen geçişlerde, çiftçilerin gündelik pratikleri, organik tarımın gerektirdiği bilgi, beceri ve maddi kapasiteyle uyumsuzluk göstermektedir. Bu durum uzun vadede çiftçilerin organik tarıma devam etmesini zayıflatmaktadır. Buna karşın gündelik pratikleriyle uyumlu olan çiftçiler, organik tarıma devam etmektedir. Sonuç olarak geliştirilecek politikalarda, organik tarımın yaygınlaşması ve devamlılığı çok boyutlu ve ilişkisel bir süreç olarak ele ele alınmalı ve yerel bağlama özgü müdahaleler geliştirilmedir.

17. 
Türk Gemi Söküm Endüstrisinin Yer Değiştirme Dinamikleri ve Düzenleyici Çerçeve Bağlamında İlişkisel Ekonomik Coğrafya Perspektifinden Analizi
Understanding Relocation Dynamics and the Changing Regulatory Framework of the Turkish Shipbreaking Industry: An Empirical Analysis from a Relational Economic Geography Perspective
Büşra Gezer, Yiğit Evren, Nuri Yavan
doi: 10.14744/planlama.2026.45087  Sayfalar 185 - 204
Türkiye’de gemi söküm endüstrisi, görece zayıf düzenlenmiş çalışma koşulları ile çevre ve iş sağlığı ve güvenliği standartlarını (İSG) yükseltmeyi amaçlayan uluslararası düzenlemeler arasında uzun süredir devam eden gerilimlerle karakterize edilmektedir. Çevre ve İSG üzerinde yarattığı olumsuz etkiler nedeniyle 1970'lerin ortasında Haliç’ten Aliağa’ya taşınan bu endüstri, günümüzde benzer sorunlarla Aliağa’daki faaliyetlerine devam etmektedir. Endüstrinin söz konusu bağlamı, mekân, çevre, emek ve düzenlemeler arasındaki ilişkilerin karmaşık doğasını göz önüne sererek gelişmekte olan bir ekonomik peyzajın dinamiklerini ve dönüşümünü analiz etmek için zengin bir ampirik zemin sunmaktadır. Çalışmada, Türk gemi söküm endüstrisinin tarihsel süreç içinde geçirdiği dönüşüm ilişkisel ekonomik coğrafya perspektifinden ele alınmaktadır. Bu yaklaşım ekonomik eylemi, analizin merkezine almakta; aktör ağları içinde sürekli olarak yeniden üretilen ve mekân tarafından filtrelenen bir sosyal eylem olarak kabul etmektedir. Çalışma, Türk gemi söküm endüstrisinde üretim organizasyonunun firma düzeyindeki yeni mekânsal ve kurumsal gereklilikler karşısında nasıl dönüştüğünü ortaya koymak için mekân-zamansal bir çerçeve sunmaktadır. Çalışma, nitel bir araştırma olarak tasarlanmış ve sektör temsilcileriyle 33 yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, yer değiştirme ve düzenleyici çerçevedeki değişimlerin endüstri üzerindeki etkilerinin farklı zamansal ve organizasyonel katmanlarda hissedildiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda yer değiştirme, uzun vadede yerel değer zincirini kademeli bir biçimde dönüştürüp yeni aktörlerin ortaya çıkmasının önünü açarken; düzenlemelerdeki değişimler, endüstrideki yerleşik pratiklerin görece kısa vadede yenileriyle değişmesine neden olmuştur. Firma düzeyinde mevcut pratikler büyük ölçüde yok olurken yenilerinin ortaya çıkması, firmaların değişen düzenlemelere uyum sağlama yeteneklerine bağlı olarak farklı şekillerde gözlenmiştir.

18. 
Güç ve Mekân Arasındaki İlişkiyi Yeniden Düşünmek: Türkiye Futbol Endüstrisinde İlişkisel Geometriler
Rethinking the Relation between Power and Space: Relational Geometries in the Turkish Football Industry
Cemre Yaz Demircioğlu, Yiğit Evren
doi: 10.14744/planlama.2026.32068  Sayfalar 205 - 220
Bu makale mekânı Massey’nin ontolojik kabulünden hareketle ilişkisel bir bakışla ele alır. Massey'nin mekânın açıklığı, eşzamanlılığı ve güçle dolu olması üzerine kurduğu bu temel, Allen’ın gücü bir mülkiyet değil topolojik bir kapasite olarak gören yaklaşımıyla derinleşir. Ancak makalenin asıl teorik hedefi ve özgün amacı, mekânsal ve ilişkisel perspektiften ele alınan bu soyut güç tartışmasını Yeung’un (2005) "ilişkisel geometriler" kavramsallaştırmasında tariflediği iki güç biçimi olan "ilişkisel tamamlayıcılık" ve "ilişkisel özgüllük" üzerinden somutlaştırmaktır. Bu somutlaştırma, ekonomik coğrafyada görece az çalışılmış bir endüstri olan futbol üzerinden yapılır. Futbolun iş birliğine dayalı üretim süreci yerel taraftar gruplarından küresel yayıncı kuruluşlara, ulusal federasyonlardan devlet mekanizmalarına kadar çok aktörlü, çok ölçekli ve çok düzeyli bir yapı arz eder. Bu karmaşık yapı içinde farklı aktörler arasındaki ilişkisel tamamlayıcılıklar ve özgüllükler görünür hâle gelir. Futbolun kâr maksimizasyonundan ziyade başarı, prestij ve aidiyet odaklı kendine has doğası onu güç ilişkilerinin mekânda nasıl farklı geometriler ürettiğini anlamak üzere iyi bir örnek hâline getirir. Makale, Türkiye’de futbol endüstrisinin iktisadi ve mekânsal dönüşümünü tarihsel bir perspektiften ele alarak, İstanbul ve Anadolu kulüpleri arasındaki yapısal eşitsizliklerin nedenlerini ve sonuçlarını irdeler. Özellikle 1990 sonrası büyüyen ekonomik ölçek; medyanın, devletin ve küresel sermayenin artan etkisiyle birlikte futbolun ilişkisel geometrilerinde önemli değişimlere yol açar. Bu süreçte güç, sadece finansal sermaye üzerinden değil, aktörlerin ağlara erişim kapasiteleri ve etkileşimleri yoluyla mekânda yeniden üretilir.

LookUs & Online Makale