Planning: 29 (2)
Cilt: 29  Sayı: 2 - 2019
Özetleri Gizle | << Geri
GÖRÜŞ YAZISI
1.
İstanbul’da Kentsel Dönüşümle Kaybolan Kentsel Yeşil Koridorlar: Haliç- D100- Zeytinburnu Sahil İşlevsiz Yeşil Koridoru Üzerine Bir Değerlendirme
Green Corridors Lost By Urban Regeneration In Istanbul: An Evaluation On Halic- D100- Zeytinburnu Coast Non-Functional Green Corridor
Aliye Ceren Onur
doi: 10.14744/planlama.2019.59454  Sayfalar 79 - 89
Makale Özeti | Tam Metin PDF

DERLEME
2.
Turistik Mekânda Gerçekliğin Algısal Değişimi: Modern ve Post-Modern Turizm Deneyimlerinde Özgünlük
The Perceptual Change of Reality in Tourist Places: Authenticity in Modern and Post-Modern Tourism Experiences
Müzeyyen Sağıroğlu
doi: 10.14744/planlama.2019.42204  Sayfalar 90 - 101
Bir topluma ait kültürel kimliğin ve mekâna ait kültürel birikimin devamlılığı, onları zamanın ve çeşitli dışsal faktörlerin yıkıcı etkisinden korumakla ve özgün karakterleri ile gelecek kuşaklara ulaşmasını sağlamakla mümkün olmaktadır. 1980’lerden itibaren çeşitli politikalar ile tarih ve kültürün küresel piyasaya yeniden sunumu, 1960’larda başlayan özgünlük tartışmalarını turizm bağlamında daha da kuvvetlendirmiştir. Bu derleme çalışması, özellikle 1930lu yıllardan itibaren şekillenen özgünlük kavramının değişen ve evrilen rollerini ortaya çıkararak, modern ve post-modern dönemde turizm deneyimlerinde özgünlük konusunda yapılan başlıca çalışmaları irdelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, makalenin birinci bölümünde, çeşitli uluslararası koruma metinlerinde özgünlük kavramının gelişimi; makalenin ikinci bölümünde, modern dönem turizm yazınında yapılan özgünlük çalışmalarının teorik başlangıcı sayılan Boorstin (1961) ve MacCannell’ın (1976) ve ardından Cohen’in (1979) çalışmaları; makalenin üçüncü bölümünde ise post-modern dönem turizm yazınında yapılan önemli çalışmalardan olan Urry (1990) ve Wang (1999)’in çalışmaları incelenmiştir. Değerlendirme bölümünde, yapılan araştırmaya dayalı olarak, elde edilen bilgiler özetlenmiş, temel saptamalar sonuç bölümünde tartışılmıştır. Bu çalışma turizm sosyolojisine dayanan eleştirel bir yaklaşımı referans alarak, özgün değerlere sahip kentsel alanın, sahte gerçeklikler ile turist bakışına nesne üreten ve piyasa ekonomisi tarafından yapılandırılmış bir turistik boşluk haline dönüşümü konusunda farklı bakış açılarının geliştirilmesini hedeflemektedir.
The sustainability of cultural identity of society and cultural accumulation of space is possible by protecting them from the destructive effects of time and various external factors and by ensuring that they reach to the future with their authentic characters. Since the 1980s, the representation of past and culture to the global market with various policies has further strengthened the debate on authenticity that started in the 1960s in the context of tourism. The aim of the present study was to scrutinize the main works on authenticity in tourism experiences in the modern and post-modern periods by revealing the changing and evolving roles of the concepts of authenticity that has been shaped since the 1930s. In this context, the first part of the present study shows the development of the authenticity concept in international doctrinal documents on conservation. The second part discusses the works by Boorstin (1961), MacCannell (1976), and Cohen (1979), who are considered the theoretical beginning of the authenticity studies in the modern tourism literature. The third part examines the studies by Urry (1990, 1995) and Wang (1999), which are important studies in the post-modern tourism literature. The obtained information based on the research is summarized in the review section. The main implications are discussed in the conclusion part. The present study, which takes a critical approach based on tourism sociology, aims to develop different perspectives on the transformation of authentic urban place into a touristic space structured by the market economy that produces objects for the tourist gaze with constructed false realities.

3.
Yerel Demokrasi Arayışında Mahalle Yönetimi
Neighborhood Governance in the Pursuit of Local Democracy
Kumru Çılgın, Funda Yirmibeşoğlu
doi: 10.14744/planlama.2019.55823  Sayfalar 102 - 104
Planlama disiplini kadar mekân sosyolojisinin de ilgi alanı olan mahallenin, topluluk-temelli yöntem ve araçlarla iyileştirilebilmesi için Türkiye’deki mevcut planlama sistematiğinde ve mevzuatında ayrıcalıklı bir yere sahip olması gerekliliğine ve başta mekânsal düzenlemeler olmak üzere merkezi yönetimin karar alma mekanizmalarına dahil olmada gerçek katkılar sunabileceğine inanılmaktadır. Kentin tarihiyle ve yapılanmasıyla özdeş olan bu birim, aslında çok düzeyli ve çok aktörlü yönetişimin de önemli bir bileşenidir. Türkiye’dekinden farklı olarak Batı’da, uzun yıllardır daha çok sivil toplum, katılım, yetki desantralizasyonu gibi yerel (katılımcı) demokrasinin ilgisindeki yaklaşımların konusu olagelmiş; mahalle yönetimi fikri ve uygulaması ise kamu politikasına bağlanmıştır. Yerel demokrasiyi oluşturabilmek ve güçlendirebilmek için mahalle tabanlı bir örgütlenme modelinin, bugün en eleştirilen noktada devletin de demokratikleşmesinde önemli adımlar atılmasına yardımcı olacağı düşünülmektedir. Bu görüşten yola çıkarak makale, 31 Mart 2019 yerel seçimleri yaklaşırken mahalle yönetimini ve -tek yetkilisi sayılması nedeniyle- muhtarlığı da süregiden tartışmalara dahil etmeyi; yanı sıra yalnızca seçim öncesini değil, seçim sonrasındaki 5 yıllık yönetim sürecini de hedefleyerek öneriler geliştirmeyi; mahalle içerisinden öznelerin talep ve beklentilerini ise görünür kılmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri ile “Yeni Türkiye” yaklaşımında, merkezi otorite tarafından sürekli yeniden şekillendirilen yetki ve sorumluluk alanı tariflerinden ve siyasi iktidarın beyanlarından çıkarımlarla muhtarlık kurumunun hukuki boyutundaki düzenlemeler ele alınacaktır. Ardından İstanbul, Sarıyer İlçesi’nde uzun yıllardır kentsel dönüşüm baskısı karşısında örgütledikleri mücadele ve dayanışma pratikleriyle öne çıkan Sarıyer mahallelerinin, muhtar(lık)lardan talep ve beklentilerini içeren söylemleri incelenecektir. Sarıyer Mahalleler Birliği çatısı altında bir araya gelen Sarıyer mahallelerinin seçilme nedeni; hakları adına mahalle dernekleri, kooperatifleri ve muhtarlık gibi mevcut kurumsal yapılanmaları kullanma ve dönüştürme gücüne sahip olmalarıdır. Sonuçta ise yerel demokrasiye ulaşmayı kolaylaştıracak çeşitli ilkeler hatırlatılmaya, mahalle yönetimi ve muhtarlık merkezli öneriler geliştirilmeye çalışılacaktır.
In recent years, many studies state an interdisciplinary approach to understand the neighborhood as a unique space in the city. One of the common propositions of these studies is that the neighborhood would be improved by community-based methods and tools. Furthermore, in the case of Turkey’s urbanization, the neighborhood should have a privileged place in planning practice, including legislative tools and spatial decisions, because the neighborhood has such a potential to affect the community, thus the central governing practices. The neighborhood unit as an identical part of the city’s history and structure defines a multi-level and multi-actor governance. Despite the fact that Turkey’s urbanization practice shares some similarities with Western cities, differences occur in governance, and the neighborhood has been a subject of the approaches under local (participatory) democracy, such as civic society, participation, and decentralization. Thus, the idea and the practice of neighborhood governance are linked to public policy. Furthermore, empowerment of community-based participation in neighborhood organization is an essential necessity for both local and central democratization processes of Turkey with respect to governance. From this perspective, the aim of the present study was to expand the ongoing debates about local government by examining the neighborhood governance and most importantly by emphasizing the unique position of the neighborhood council, muhtarlık, which defines a significant characteristic of neighborhood governance in Turkey. The period that the present study is opened for discussion is important, because Turkey’s new local election will be held on March 31, 2019. Thus, the present study also aimed to expand the debates by representing the requests and expectations of local actors and communities and new propositions. In this context, the institutional development of muhtarlık will be examined in two periods (The Ottoman and The Republic) and one approach (“New Turkey”) with emphasizing the continuities and the paradigm shifts in the political, discursive, and legislative areas. The present study focuses directly on demands of Sarıyer neighborhoods, which have a significant position in Turkey’s neighborhood governance because of their struggle, empowerment, and solidarity practices against urban transformation treatment. In conclusion, influential principles will be reminded for local democracy, and suggestions will be developed within the base of neighborhood governance and muhtarlık.

ARAŞTIRMA MAKALESI
4.
Kent Hakkı ve Katılımcılık Bağlamında Kendin Yap Kentleşme: Roma Bostanı Örneği
Do-It-Yourself Urbanism within the Context of Right to the City and Participatory Urbanism: The Roma Garden
Gökçe Öcal, Gülden Erkut
doi: 10.14744/planlama.2019.29046  Sayfalar 115 - 128
Bu makale, “Kendin Yap Kentleşme” bağlamı içerisinden İstanbul’da halen sürdürülmekte olan bostanlardan olan Cihangir Roma Bostanı’na odaklanmaktadır. İstanbul’da kent içi tarım alanları olan bostanların geçmişi yüzyıllar öncesine dayanmakla birlikte son bir kaç yıl Türkiye’nin İstanbul başta olmak üzere birçok kentinde “kendin yap” bostanların kurulmasına sahne olmuştur. Bu bostanlar, öz-örgütlenme yoluyla bir araya gelmiş olan katılımcıların kendilerine ait olmayan araziler üzerinde, “izinsiz” olarak hayata geçirdikleri ve kendi imkanlarıyla kolektif olarak sürdürdükleri, kullanım değerinin öne çıktığı ve gıda üretiminin sembolik kaldığı mekânlardır. Bu makale dayanışma, ortaklaşma ve karşılıklı öğrenme mekânı olan Cihangir Roma Bostanı’nı bir doğrudan katılımcı bir kamusal mekân talebi olarak Türkiye’nin ve özelde İstanbul’un kamusal ve yeşil mekânlarının artarak yok edildiği neoliberal kent politikalarına karşı “kent hakkı” çerçevesinden tartışmayı amaçlamaktadır.
The present study focuses on one of the last remaining urban gardens, the Roma Garden in Istanbul, Turkey, in the context of “DIY urbanism.” Urban agriculture has a very long history in Istanbul where traditional urban market gardens called “bostans” provided the city with food for centuries. While the last remaining historical gardens are now under threat due to municipal policies favoring urban development, Istanbul has witnessed the formation of “DIY” urban gardens in 2013. These gardens, initiated on public land and maintained by a small group of gardeners, are open to the public without any legal relation to the local state. In contrast to the last remaining historical “bostans,” these gardens, organized around the use value, are managed solely by gardeners, and the harvest is not meant to be nourishment, rather it has a symbolic value. The empirical research that the present study is based on shows that the destruction of urban public space in general and public green space in particular over the last decade in Istanbul paved the way to DIY public gardens as spaces of solidarity, collectivity, and shared knowledge, as well as spaces where ecological concerns can be raised and made visible. The present study also explores the ways in which these urban gardens contribute to envisage a new kind of urban opposition centered around the demand for public space against the neoliberal urban policies.

5.
Mekanın Biçimlenişi ve Kentsel Karakterin Oluşumu; İzmir (Kemeraltı) Örneği
Formation of Space and Urban Character; Izmir (Kemeralti) Case Study
Seda Sakar, Tolga Ünlü
doi: 10.14744/planlama.2019.91886  Sayfalar 129 - 146
Kentler; coğrafyalarına, ülkelerine, toplumların gelenek ve ihtiyaçlarına, farklı mimari ve planlama akımlarına göre şekillenmiştir. Tarihsel süreçte kentlerin yapısı farklı şehirlerde farklı biçimlerde ortaya çıkmaktadır. Fiziksel öğelerin farklı biçimlerde bir araya gelişi bu farklılıkları oluşturmakta ve kentleri birbirinden farklılaştırmaktadır. Yirminci yüzyılın başından itibaren, yapılı çevrenin üretim biçiminde değişen yaklaşımlar, gelişen teknoloji, kentsel mekânda standartlaşma ve yapılı çevrenin tek-tipleşmesi; kentsel mekâna özgü karakterin kaybolmasına ve benzer kentsel çevreler oluşmasına neden olmuştur. José Luis Sert’e (1956) göre, güzel olarak değerlendirilen kentlerin hepsinde, bütünü meydana getiren yapıların uyumluluğu, ölçekler arası uyum, kentsel karakterin devamlılığı ve insan ölçeği temel alınmıştır. Lynch (1960) ise, uyumlu ve homojen mekanların belli bir devamlılık içinde anlam kazanacağını savunmakta, ayrıca kentsel karakterin öneminden de bahsetmektedir. Cullen’a (1961) göre ise; renk, doku, eşsiz olma ve kullanıcıyı bir araya getirme gibi özellikler, kentsel mekâna karakter kazandırmakta ve mekânı eşsizleştirmektedir. Bu yaklaşımlardan ve kentlerin dinamik yapısından yola çıkarak, mevcut kentsel karakterin farklı süreçlerde nasıl oluştuğu sorusu ortaya çıkmaktadır. Kentsel alanda değişimin tanımı, oluşumu ve analizi üzerine teorik ve metodolojik bir çerçeve sunmayı amaçlayan bu çalışmada, kentsel karakterin oluşumu tartışılacaktır. Bir yeri benzersiz kılan, onu başka yerlerden farklı kılan ve kentsel karakterin değişmesine neden olan sorular cevaplanmaya çalışılacaktır. Araştırmanın yöntem bölümünde, kentsel mekânın farklı dönemlere ait değişimini analiz etmeyi sağlayan kentsel morfoloji bilimi ve Conzen tarafından geliştirilen “kent plan çözümlemesi” ele alınacaktır. Bu bağlamda, tarihi kent merkezleri, tarihi katmanlaşmanın kentsel alanda açıkça gözlenebilmesi nedeniyle önem taşımaktadır. İzmir Tarihi Kent Merkezi–Kemeraltı örnek çalışma alanında gerçekleştirilen bu çalışmanın, benzer alanlarda yürütülecek araştırmalar için yol gösterici olması amaçlanmaktadır.
Cities have been shaped by the nations they are part of, geography, traditions, needs of societies, and architectural and planning trends. Different forms and structure of cities have emerged through the historical process. Physical elements that compose the different forms of cities differentiate each city from the other. From the beginning of the 20th century, the change in approach to the production mode of the built environment, development of technology, and standardization of the urban space have caused the production of similar urban environments and have resulted in the loss of urban character. According to José Luis Sert (1956), in all the cities considered to be beautiful, the unity of harmonious structures, the inter-scale harmony, the continuity of the urban character, and the human scale were taken as the basis. Lynch (1960) claims that the homogeneous spaces with harmony and texture will gain meaning within a certain continuity. He also mentions the importance of urban character. According to Cullen (1961), features such as color, texture, uniqueness, and bringing the user together characterize the urban space and make the place unique. Considering these approaches and the dynamic structures of cities, the question of how the existing urban character is formed through different processes emerges. In this study, which aims to present a theoretical and methodological framework on the definition, formation, and analysis of change in urban space, the formation of urban character will be discussed. Questions such as what makes a place unique, what makes it different from other places, and what causes changes in urban character will be explored. Urban morphology and town-plan analysis developed by Conzen, which aid the analysis of changes in urban space through different periods will be discussed in the methods section of the research. In this context, historic city centers are important because of the fact that historical stratification can be clearly observed in the urban space. This study, which is carried out in the Kemeraltı (Izmir Historic City Center) case study, is intended to be a guide for researchers in similar case studies.

6.
Arazi Kullanım Kararlarının Dere Sistemleri Üzerinde Fiziki Etkisinin Analizi ve Kentsel Yaşama Yansıması: İstanbul’da Su Baskını, Sel ve Taşkın Risk Değerlendirmesi
The Analyses of the Physical Effect of Land Use Decisions on Stream Systems and its Reflection on Urban Life: The Risk Evaluation of Flood and Overflow in İstanbul
Hülya Dinç
doi: 10.14744/planlama.2019.05706  Sayfalar 147 - 170
Dünya sel ve kuraklıkla ilgili küresel alarmdadır. Dünya Araştırma Enstitüsü, 2030 yılında dünya nüfusunun yarısının su sıkıntısı yaşayacağını; sellerin etkisinin 3 kat artacağını, 54 milyon insanın etkileneceğini vurgulamaktadır. Fiziki çevreyi kontrolde tutan en önemli faktör dere sistemleri ve havzalarıdır. Bu sürece dere havza sistemleri hazır mı? Dere (drenaj) havzasının dere sistemi, kollarıyla yüzey üstü/altı kaynaklarını, yağış sularını toplar ve kara sistemine suyu dağıtarak boşaltırlar. Doğal havzasında dengede olan hidrolik sistemler, hatalı arazi kararlarıyla doğal morfolojisini, havza akış yönlerini kaybetmesi, artan yapısal yüzeyler vb. etkenlerle drenaj yoğunluğunu değiştirmesi, taşkınları sıklaştırmaktadır; değişen iklim faktörü ile de şiddetini artırmaktadır. Son yıllarda sıklaşan taşkınlar, nehir/dere ekosistemlerinin fiziki yapısını ve üzerinde bulunduğu arazi kullanım kararları ile ilişkisinin araştırılmasını, bulguların çevresel risk açısından değerlendirilmesini şehir, ulusal ve uluslararası ölçeklerde gündeme taşımaktadır. Ülkede bütüncül su hukukunun bulunmaması, idari problemler, su ekosistemini içme suyu havza alanı olan ve olmayan şeklinde parçalayan yaklaşımlar, koruma aleyhinde yasalar, vb. ile dere sistemleri (su kaynakları) korunmamakta, sürdürülebilirliği devam ettirilmemektir. Bu araştırmada, İstanbul’da içme suyu havza alanı dışında bırakılan yaklaşık 2740 km² yüzölçümlü alanda, açık havza konumunda olan (Karadeniz, Marmara Denizi, Boğaziçi, Haliç ve Göllerine dökülen) 168 akar dere havzasına ve havzada bulunan yaklaşık 3344 km uzunluğunda dere sistemlerine odaklanılmıştır. Bulgular, boy kesitine göre değerlendirildiğinde, derelerin ~%73’ü doğal yapısını koruduğu, ~%27’’si doğasına aykırı fiziki değişime uğrayarak yeni formlara dönüştüğünü göstermektedir. Dere sistemlerinin ~%79’u kırsal alandan geçtiği ve doğal yapısını koruduğu; ~%21’i ise kentsel alanda bulunduğu, çeşitli müdahaleler ile fiziksel yapısının değiştiği fakat kaybolmadığı, üzerindeki arazi kararlarından etkilendiği ve dere koruma bantlarının işgal edildiği anlaşılmıştır. Dere sistemleri havza ölçeğinde değerlendirildiğinde, araştırma sahasının ~%64’ü (108 dere havzası) fiziksel değişimden az/çok etkilenerek havzasında sel, taşkın, kuraklık ve diğer çevresel riskleri oluşturmaktadır. Araştırma, problemlerin kentin geneline (%51’ine) yayıldığını göstermektedir. Bulgular, derelerin birbirlerinden bağımsız birimler olmadığını ve önerilecek yasal düzenlemelerin dereleri havza sistemleri ölçeğinde değerlendirilmesi gerektiğini; araştırılan derelerin açık havza sistemi olması nedeniyle uluslararası öneme sahip olduğunu göstermektedir. Doğal dere sistemlerini korumak, sürdürülebilirliğini sağlamak, riskleri yönetmek, faydaya çevirmek için, yasal, kurumsal, teknik problemleri ortadan kaldıracak devlet kontrolünde ivedilikle bütüncül su hukuku, havza ölçeğinde bütünleşik havza planlaması ve havza yönetimi, sürdürülebilir dere restorasyon programına ihtiyaç vardır.
The World Resources Institute reported that nearly half of the world population will experience water shortage in 2030; the effects of floods will be tripled globally. Drought and floods threaten several cities all around the country, including Istanbul. The most important factors that control the physical environment are stream systems and their basins. Are the stream basin systems ready for this process? Hydraulic system balanced in its natural basin has lost its natural morphology and direction of overland flowing because of land decisions given wrongly by the authorities. This situation shows that it is essential to analyze the physical structure of stream/river ecosystems and land use decisions on the urban, national, and international scales. The lack of integrated water law, management problems, and the laws against the protection of stream systems have caused the problem. The present study focuses on the 3344 km long stream systems that are in the basins of 168 running streams and in nearly 2740 km2 outside drinking water basin in Istanbul. The findings show that 73% of the stream systems have protected their natural structure, 27% have transformed its natural structure, and 79% have protected their natural structure in rural areas according to longitude. Of the stream systems, 21% have transformed its natural structure in urban areas because of various interventions, but they have not disappeared, they have been affected by land use decisions, and stream protective zones have been deforced. Based on the stream basin scale, 64% of the region have been affected because of the transformation, and some environmental risk, such as floods and drought, have been spread to the whole city. The findings show that streams are not independent from each other; laws must evaluate streams on the basin system scale, and streams are important internationally as they are open basin systems. Integrated basin planning and management, sustainable stream restoration program, and holistic water law controlled by the government are essential to find solutions to legal, technical, and corporate problems; protect natural stream systems; maintain their sustainability; and overcome the risks.

7.
Kompakt Kent Ölçütlerinden Biri Olan Yoğunluk Tespiti ve Değerlendirmesi: Türkiye Kentleri (İl Merkezleri) Örneği
Determining and Assessing the Urban Density which is One of the Compact City Parameters: Case of Turkey Cities
Mediha Burcu Sılaydın Aydın, Emine Duygu Kahraman
doi: 10.14744/planlama.2019.86547  Sayfalar 171 - 193
Kompakt kent modeli, sürdürülebilir kentsel gelişim arayışlarında sıkça gündeme getirilen yaklaşımlardan biridir. Yaklaşımın temel amacı, yaygın gelişim nedeniyle yaşanan ekonomik, sosyal ve çevresel sorunların önüne geçmektir. Kompakt kent modelinin fonksiyonlar arası mesafelerin kısaldığı yüksek yoğunluklu yapılaşma yaklaşımı, özellikle iklim değişikliğini hafifletme hedefinde ilerleyen sera gazı azaltım politikaları bağlamında önemli bir yer tutmaktadır. Bu makalenin amacı, Türkiye kentlerinin (81 il merkezi) yerleşik alan sınırları temel alınarak, en önemli kompakt kent ölçütlerinden biri olan kentsel brüt nüfus yoğunluklarını hesaplamaktır. Bu doğrultuda öncelikle ulusal literatüre kentsel brüt nüfus yoğunlukları ve yerleşik alan büyüklüklerine ilişkin veri kazandırılması hedeflenmiştir. Makalede ayrıca kentlerin büyükşehir statüsünde olup olmamalarına göre kategorize edildikten sonra nüfus yoğunlukları, yerleşik alan büyüklükleri ve nüfusları arasındaki ilişki yönü ve şiddetine dair analizler yapılmış ve böylelikle kentlerin kompaktlık açısından değerlendirilebilmesine yönelik kullanılması gereken ölçütlerden biri olan yoğunluğa ilişkin analizler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar dünya kentleri ile karşılaştırmalı değerlendirildiğinde, ülkemizdeki kentlerin yüksek brüt nüfus yoğunluklarına sahip olduğunu ve sadece nüfus yoğunluğu kriteri gözetildiğinde, genel olarak, kompaktlık kriterlerinden birini sağlayan bir profil çizdiğini göstermektedir.
Compact urban settlement is one of the approaches that has been often discussed in the search for sustainable urban development. The main aim of the approach is to prevent economic, social, and environmental problems caused by urban sprawl. The compact urban model’s high-density build-up approach plays an important role in the context of greenhouse gas reduction policy that is particularly targeted at mitigating climate change by shortening the distances between functions. The purpose of the present study, on the basis of built-up area boundaries of the cities in Turkey (81 cities), was to calculate the urban gross population density which is one of the most important compact city parameters. In this context, first, the present study aimed to provide data to the national literature on urban gross population densities and built-up area sizes. Cities were also categorized according to whether they are in metropolitan municipality status or not, and the strength and direction were calculated with the correlation analysis between population, population density, and built-up area size, and thus population density, which should be used for the evaluation of cities with respect to compactness, analysis was conducted. The cities in our country have high gross population densities compared with world cities, and generally, considering only the population density parameter, they show a profile that provides one of the criteria for compactness.



 
Copyright © 2019 TMMOB
Bu sitenin tüm hakları Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesine aittir.