Planning: 28 (3)
Cilt: 28  Sayı: 3 - 2018
Özetleri Gizle | << Geri
GÖRÜŞ YAZISI
1.
40 Yıl Sonra Foça Koruma Planı Üzerine Bir Söyleşi
Foça Conservation Plan, an Interview After 40 Years
Ömer Hamdi Kıral, Selçuk Yener
doi: 10.14744/planlama.2018.63497  Sayfalar 253 - 260
Makale Özeti | Tam Metin PDF

DERLEME
2.
Bir ‘‘Planlama Örneği” Olarak Köy Enstitüleri Deneyimi
The Village Institutes’ Experience of Turkey as a “Planning Case” Itself
Gul Simsek, CANSIN MERCANOĞLU
doi: 10.14744/planlama.2018.32548  Sayfalar 261 - 281
Köy Enstitüleri, Cumhuriyet’in ilanının ardından modernleşme sürecine giren Türkiye’nin tarihinde, kırdan başlayan bir kalkınma vizyonuna sahip planlı bir eğitim hamlesinin en etkin özneleridirler. Uzun yıllar süren bir ulusal savaşın ardından, ülkenin yüksek oranda bir kırsal nüfusa ve düşük bir eğitim düzeyine sahip olduğu göz önünde bulundurularak, kıra öncelik veren eğitim odaklı bir kalkınma planlanmıştır. O dönemin aydınlanma ruhu ile köy enstitüleri vizyonu bir araya gelerek ülke sathında 1940-1948 yılları arasında 21 bölgede köy enstitüleri kurulmuştur. Köy enstitüleri kuruluş kararının arkasında, bu yorgun fakat kararlı ülkenin içinde bulunduğu koşulların geniş bir analizinin izleri bulunmaktadır. Tüm köy enstitüleri; çağdaş kültürel, bilimsel ve uygulamalı bilgilerin sağlandığı ortamlar olmalarının yanısıra yere özgü içsel kaynaklardan beslenmeleri ile kalkınmanın lokomotiflerinden olmuşlardır. Köy enstitüleri; işbirliği ile gerçekleşen yapım süreçleri, teorinin yanısıra uygulamaya ve üretime verdikleri yer, kampüs organizasyonları, özgün eğitim modelleri, planlı gelişim süreçleri, bulundukları yöreye ve ülkeye olan katkıları gibi nitelikler ile, alışılmış eğitim kurumlarından farklılaşan bir yere sahiptirler. Ülkesel ve bölgesel planlamadan sorumlu bir kuruluşun olmadığı bir dönemde, dönemin eğitimden sorumlu bakanlığı; dünya için çok yeni bir eğitim anlayışını ülkeye tanıtmış olmanın yanısıra, eğitim kurumlarının yer seçimlerinde bölgesel bazlı bir öngörüyü geliştirmiştir. Bu noktada çalışmanın temel amacı; köy enstitülerini, enstitülerin kuruluşunda gözetilmiş olan planlı yaklaşım üzerinden değerlendirmektir. Araştırma; o döneme ait belgeler ile köy enstitüleri üzerine yapılmış çalışmalardan derlenen yazılı ve görsel kaynaklar ışığında sürdürülmektedir. Ortaya çıkan sonuçlar; yere özgü dinamiklerinin ortaya çıkarılmasını bekleyen bölgeler öncelikli olmak üzere, ulusal ve bölgesel ölçekte bir planlama vizyonuna sahip eğitim yaklaşımları için bugün de yol gösterici niteliktedir.
Village institutes are the active subjects of planned education movement having development vision that rose from villages in the history of Turkey, which entered in the process of modernism with the proclamation of the Republic. After a national war extended for many years, a development giving precedence to the villages and focusing on education was planned by taking into consideration of high level of rural population and low level of education in the country. The spirit of enlightenment and the vision of rural institutes came together, and 21 village institutes were founded throughout the country between 1940 and 1948. On the background of founding village institutes, there are the marks of a comprehensive analysis of the conditions of this exhausted but determined country. All the village institutes were the locomotives of development by virtue of the fact that feed by endogenous resources alongside the contemporary cultural, scientific, and applied knowledge they provided. Village institutes have unique features in comparison with the usual educational institutions such as their collaborative construction processes, emphasis on practicing and producing they placed besides theoretical information, spatial organization of campuses, precious education models, planned development processes, their contributions to the locality and the country as well. When there was no public institution responsible for national and regional planning, the ministry responsible for education developed a regional-based vision while deciding the locations of these institutions, besides it introduced an education approach to the country that was very new for the world. At this point, the main purpose of this research is to evaluate the village institutes regarding the planned approach that had been taken into consideration in their establishment process. The research is conducted through the records concerning that period, and the written and visual documents compiled from the studies carried on about the village institutes. The results reached have a guiding role even for today for the regions primarily waiting for their local-specific dynamics to be revealed, and also for educational approaches those have a planning vision at national and regional levels.

ARAŞTIRMA MAKALESI
3.
Tarihi, Kültürel ve Doğal Değerlerin Korunması ve Yönetiminde Yeni Bir Yaklaşım: Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alanı
A New Approach for Conservation of Historical, Cultural and Natural Assets and Management: Çanakkale Battles Gallipoli Historical Site
Dilek Erden Erbey
doi: 10.14744/planlama.2018.40469  Sayfalar 282 - 301
Kentsel, ekonomik ve politik dinamiklerin baskısı karşısında tarihi ve doğal alanların hassasiyeti ve korunmalarının önemi gün geçtikçe artmaktadır. Buna bağlı olarak koruma yaklaşımları da gelişim göstermekte ve etkin koruma için yeni yaklaşımlar geliştirilmektedir. Ülkemizde koruma alanındaki uygulamalar, uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından da tavsiye edilen ilkelere paralellik gösterse de halen, doğal ve kültürel mirasın korunması ve yönetiminde bütüncül ve etkin olmayan parçacıl yaklaşımların yarattığı sorunlar devam etmektedir.
Doğal ve kültürel mirasın korunması ve yönetiminde önemli bir planlama aracı haline gelen alan yönetimi, giderek artan sayıda ve çeşitlilikte oluşturulan alan yönetim planları ile koruma mevzuatımızda ve uygulamalarında yerini almıştır. Alan yönetimi mevzuatına ek olarak, 19.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6546 sayılı “Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun” kapsamında; Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı’nın kurulması ile “tarihi alan yönetimi” ile ülkemizde koruma alanında mevzuat ve yaklaşım açısından yeni bir dönem başlamıştır.
Alan yönetimi ve tarihi alan yönetiminin genel yaklaşımı ile çerçevesi UNESCO tarafından belirlenmiştir. Ancak, “tarihi alan yönetimi” yaklaşımı, alanın özgün nitelikleri nedeni ile 2863 sayılı yasaya bağlı oluşturulmuş olan 26006 sayılı Yönetmelik’in sağladığı yönetimsel araçlardan farklı bir yasa ve yaklaşım niteliğindedir. Örgütsel yapılanma ve yetkiler bağlamında karşılaştırıldığında, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan yönetimi mevzuatının getirdiği en önemli farklılık; alan başkanlığının tüzel bir kişilik olması, alanın yerinden yönetilmesi, kendisine özgü bir mevzuatı, örgütlenme modeli ve bütçesinin bulunmasıdır. Alan Yönetimi ile Anıt Eser Kurulunun Kuruluş ve Görevleri ile Yönetim Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’e bağlı alan yönetimi yaklaşımında ise; alan başkanı, danışma kurulu ve eşgüdüm denetleme kurulunun atanması yetkisi Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndadır. Bakanlık tarafından belirlenen yönetim alanlarının mevzuatı ortaktır ve alana özgü bir bütçe yoktur.
Alan yönetim planlarının hazırlanması ve uygulanması süreçleri açısından karşılaştırıldığında ise; tarihi alan yönetim planı, Tarihi Alan Başkanlığı tarafından hazırlanır veya hizmet alımı yolu ile hazırlattırılır, Bakanlık tarafından onaylanır, alan başkanlığı bünyesindeki birimler tarafından uygulaması yapılır ve denetlenir. Alan yönetim planları ise; Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından veya hizmet alınarak yaptırılır.
Korumanın etkinliği bağlamında değerlendirildiğinde; tarihi alan yönetimi bütüncül koruma yaklaşımı temellidir; doğal, arkeolojik, tarihi ve kentsel kültür varlıklarının korunması ve yönetilmesine yönelik olarak tarihi alanı bir bütün olarak ele almaktadır. Bu açıdan, ülkemizde bugüne dek geliştirilmiş olan koruma yaklaşımlarından farklı olarak; kendine özgü örgütlenme, bütçe ve mevzuatı ile yerinden, etkin, ve bütüncüllük bağlamında değerlendirilmesi gereken önemli bir yeni yaklaşım olarak ortaya çıkmaktadır.
Tarihi alanın korunması, iyileştirilmesi ve geliştirilmesine yönelik olarak geliştirdiği spesifik ilkeler, mevcut koruma mevzuatı içindeki yasal düzenlemelerin dışına çıkan yeni bir koruma yaklaşımını tanımlamaktadır. Bu yeni yaklaşım, tarihi alanların korunması ve sürekliliğinin sağlanması açılarından mevcut koruma mevzuatını tamamlayıcı niteliktedir.
Ülkemizde oluşturulan tüm yönetim planı örneklerinin sağladığı deneyim ile tarihi alan yönetimi yaklaşımı, koruma ve yönetilmeyi bekleyen diğer tarihi alanlara yönelik özgün ve bütüncül yaklaşımların geliştirilmesinde önemli bir model oluşturacaktır.
Facing the pressure of urban, economic and political dynamics, the importance of conserving the historical and natural areas is increasing. Consequently, conservation approaches are also developing and new approaches for effective conservation are being developed. Although the practices in the conservation field in our country are parallel to the principles recommended by international institutions and organizations, there are still problems arising from integrated and ineffective particle approaches in the protection and management of natural and cultural heritage.
Site management, which has become an important planning tool in the conservation and management of natural and cultural heritage, has taken place in our conservation legislation and practices with an increasing number and diversity of field management plans.
In addition to the field management legislation, “Law on the Establishment of Gallipoli Historical Area Presidency of the Gallipoli Wars” No. 6546, which entered into force on 19.06.2014, “The Establishment of the Gallipoli Historical Area Presidency of the Gallipoli Wars” has begun for management of heritage.
Although the general approach and framework of the site management is defined by UNESCO, the “historical area management” approach, is a different law and approach than the administrative tools provided by the Regulation No. 26006, which was established in accordance with the law No. 2863 based on the specific characteristics of the area. When compared to organizational structure and administration, the most important difference brought by the Gallipoli Historical Site Management Legislation of the Gallipoli Wars; the Historical Area Presidency is a legal entity, in-place manage, has its own legislation, organizational model and own budget.
According to the site management approach, which is related to the law No. 2863; the president of the field, the advisory board and the authority to appoint the coordinating board are commissioned by Ministry of Culture and Tourism. The legislation of the management areas defined by the Ministry, not differentiated and there is no specific budget determined for the area.
When the preparation and implementation of field management plans are compared in terms of their processes; the historical site management plan shall be prepared by the Historical Area Presidency of the historic area or by means of service procurement, be approved by the Ministry and shall be implemented and supervised by the units within the field presidency. Site management plans are made by the Ministry of Culture and Tourism.
When assessed in terms of the effectiveness of conservation; historical area management is based on holistic conservation approach; deals with the historical area as a whole for the conservation and management of natural, archeological, historical and urban cultural assets. In this respect, unlike the conservation approaches that have been developed so far in our country, it emerges as an important new approach that should be evaluated with its own organization, budget and legislation, and in-place governance, effectiveness and integrity.
The specific principles developed for the conservation, improvement and development of the historic site define a new conservation approach that goes beyond the legal regulations in the existing protection legislation. This new approach is complementary to the existing conservation legislation in terms of the conservation and continuity of historic sites.
With the experience provided by all the management plan cases established in our country up until now, the new approach of the historic area administration will become an important model in the development of holistic approaches towards conservation and other historic areas waiting to be managed.

4.
Mekânın Üretimi ve Lefebvre’in Mekânsal Üçlü Kavramsallaştırmasının Görünürlüğü: Taksim Gezi Parkı Örneği
The Production of Space and the Visibility of Lefebvre’s Spatial Triad: The Case of Taksim Gezi Park
Pınar Yurdadön Aslan, NURİ YAVAN
doi: 10.14744/planlama.2018.25338  Sayfalar 302 - 314
Bu çalışmada sosyal gerçekliğin bir parçası ve (yeniden) üretim dayanaklarından olan mekân unsurunun, gerçekliği açıklama ve değişim dinamiklerini besleme olanaklarının gösterilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın yaslandığı temel perspektif Lefebvre’nin üçlü mekân kavramsallaştırması ve bu çerçeve etrafında örülen mekân felsefesi bağlamıdır. Bu çerçevede Gezi Parkı Olayı; park ve yakın çevresini gösterir imar planları, uydu görüntüleri ve fotoğraflar yoluyla tarihsel süreçteki değişim ortaya konularak, mekân praksisi teması ile ele alınmaktadır. Parkta yaşanan sürecin farklı faillerin mekân üretim etkinliği üzerine kurulu, müdahale ve karşıtını üretme biçiminde gelişen tarihsel ve mekânsal bir sürekliliği barındırdığı görülmüştür. Bu durum çalışma bakımından, içkin bir gerilime sahip olduğu kabul edilen mekân temsilleri ve temsil mekânlarına odaklanmayı anlamlı kılmaktadır. 2013 yılında yaşanan protestolardan bu yana konuya yönelik çok yönlü ve çok boyutlu çalışmalar yapılmış olup, bu çalışma ile konunun sosyo-mekânsal içeriminin derinleştirileceği düşünülmektedir.
In this paper, it is aimed at demonstrating how space, as a part of the social reality and as a tool for reproduction, may contribute to the forces of social change and to the explanation of social reality. The theoretical background of the study is basically composed out of Lefebvre’s spatial triad conceptualization together with general philosophy of space. Within this frame, Gezi Park Event are handled with reference to the theme of spatial praxis and with reference to its historical development depicted via various master plans exhibiting its vicinity, satellite imaging and pictures. It has been seen that recent incidents experienced in Gezi Park can be better understood taking into consideration its past reproduction processes which mostly depend on the struggle between the actors’ interventions and counter-interventions. Such a view point necessitates focusing on the alleged immanent tension between the space representations and representations of space. Paying due interest to the rich oeuvre of Gezi Park protests, this paper will hopefully provide a socio-spatial perspective for a more comprehensive understanding of the issue.

5.
Suç Korkusu Konusunda Bir İnceleme: Kadıköy Örneği
An Examination of Fear of Crime: Kadıköy Example
Nilgün Çolpan Erkan, Beril SEVİN
doi: 10.14744/planlama.2018.82787  Sayfalar 315 - 327
Suç korkusu, kişinin bir suçun mağduru olacağına ilişkin yaşadığı korku veya endişe olarak tarif edilmektedir. Bireyin yaşam biçimini etkilediği gibi toplumsal düzeni de bozan bir durum olan suç korkusu bu nedenle geniş kapsamlı, karmaşık ve bir o kadar da önemli bir sorundur. Özellikle kalabalık kentlerde suç korkusu mekânsal kaynaklı olmasının yanı sıra sosyal, psikolojik pek çok faktöre bağlıdır. Birey tehlike ve tehdit altında olmasa bile suç korkusu hissedebilmektedir. Bu da suç korkusu kavramını kentsel bir fenomen haline getirmektedir.
Suç korkusu kentlerdeki güvenli yaşamı tehdit eden suç ile ilişkili ama kısmen de suçtan bağımsız bir olgudur. Yapılan araştırmalara göre suç oranlarının artışı ile suç korkusunda artış saptanırken, suç oranlarındaki azalma, suç korkusunda aynı paralelde bir azalmaya neden olmamaktadır. Bu süreç de suç korusu konusunda etkili başka faktörlerin olduğunu göstermektedir.
Bu çalışmada İstanbul’un en güvenli ilk üç ilçesinden bir olan Kadıköy’ün merkezinde Kadıköy’de yaşayanlar, çalışanlar ile ziyaretçilerin suç korkusu araştırılmıştır. Özellikle hangi zaman dilimi, ne tür mekânsal özellikler ve durumların suç korkusuna neden olduğu saptanmaya çalışılmıştır. Bunları saptayabilmek adına çalışma alanında farklı zamanlarda gözlem yapılmış ve mekânın kullanıcıları ile 387 anketten oluşan bir çalışma yürütülmüştür. Bu çalışmada katılımcılara Kadıköy’de hangi amaçla ve hangi zaman aralığında bulundukları sorulmuş, devamında kendilerinde korku oluşturan durumlar ve mekânları değerlendirmeleri istenmiştir.
Elde edilen sonuçların büyük bölümü uluslararası yazında sözü edilen yaklaşımlarla örtüşmektedir. Kullanıcıların içinde bulundukları mekânsal koşulları yorumlayarak algıya dayalı bir risk değerlendirmesi yaptıkları ve buna bağlı karanlık ve ıssızlığın suç korkusunu arttırdığı görülmektedir. Ayrıca güvensizlik duygusunun ziyaretçiler tarafından daha çok hissedildiği gibi konular doğrulanırken, duvar yazıları gibi bazı mekânsal özelliklerin Kadıköy’de suç korkusuna çok da fazla etki etmediği saptanmıştır. Bu sonuçlara ek olarak anket çalışmasından elde edilen verilere göre Kadıköy’de suç korkusu konusunda tedbir alınması gereken yerler belirlenmiş, bu konudaki Kadıköylüler ile ziyaretçilerin farklı hissedip hissetmedikleri ve nedenleri anlaşılmaya çalışılmıştır.
Fear of crime is described as a fear or anxiety of becoming a victim of a crime. The fear of crime affects the way of life of the individual, is therefore a comprehensive, complicated and an important problem. It is not only a spatial matter but is also connected to social and psychological factors. This makes the concept of fear of crime an urban phenomenon. Fear of crime is associated with crime that threatens the safe life in cities, but is also partly independent of the crime itself. According to researches, the decrease in crime rates do not lead to a decrease in fear of crime in the same parallel. This process shows that there are other factors influencing the fear of crime.
In this study, fear of crime has been researched on people who live, work or are visiting Kadıköy, one of the top three safest districts in Istanbul. The study focuses on the time zone, spatial features and situations to determine causes of fear of crime. In order to be able to identify that, observations were made in the field of study and a study of 387 survey was conducted with the users of the site. In this study participants were asked what purpose and what time interval they were in Kadıköy, and they were desired to evaluate the situations and places that create fear in them.
Most of the results are confirmed the issues mentioned in the international literature. By the interpreting the spatial conditions in which the users exist, it’s seen that they make a risk assessment based on perception and that darkness and despair related to it increase the fear of crime. While issues such as feeling of insecurity are confirmed more by visitors, a few spatial measures were found not to have much effect on the fear of crime in Kadıköy. In addition to these, according to the results obtained from the questionnaire survey, places where measures should be taken about the fear of crime in Kadıköy have been determined and it has been tried to understand if the residents and visitors feel differently.

6.
Komşuluk Birimi Ölçeğinde Yapılı Çevreyi Biçimlendiren Planlama Kararlarına İlişkin Sonuçların Ölçülmesine Yönelik Çok Değişkenli Bir Yöntem Önerisi
Proposal of a Multivariate Method to Measure the Results of Planning Decisions Which Shape the Built Environment on the Neighborhood Unit Scale
Kadriye Burcu Yavuz Kumlu, Şule Tüdeş, Ruşen Keleş
doi: 10.14744/planlama.2018.07379  Sayfalar 328 - 347
Kentler, günlük yaşantının temellerini oluşturan sosyoekonomik etkinliklerin süregeldiği yapı, çevre ve insandan oluşan sistemler bütünüdür. Kenti oluşturan sistemlerin bütünlüğünün sağlanması, günlük yaşamın devamlılığının da sağlanabilmesi için gerçekleştirilmesi gereken sosyoekonomik etkinliklerin sürekliliğinin sağlanması için önemlidir. Bu çerçevede, sözü geçen sosyoekonomik etkinlikler, kentlerin yapılı çevresi kapsamında gerçekleştirilir. Kent planlaması da kentin yapılı çevresini biçimlendiren en önemli araçlardandır. Planlama yoluyla mekâna ilişkin olarak alınan arazi kullanım, yoğunluk ve komşuluk birimi tasarımına ilişkin kararlar, içinde yaşadığımız yapılı çevreyi biçimlendiren kararlardır. Yaşadığımız yapılı çevre de insanların günlük yaşantısını doğrudan etkileyebilme kabiliyetine sahiptir. Bu etkinin derecesini tespit edebilmek amacıyla gerçekleştirilecek çalışmalarda yapılı çevrenin biçimlenmesinde rolü olan planlama kararlarına ilişkin sonuçların ölçülmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu çalışmayla; arazi kullanımı, yoğunluk ve komşuluk birimi tasarımına ilişkin planlama kararlarıyla biçimlenen yapılı çevrenin mevcut durumunun; sırasıyla kullanım çeşitliliği, yoğunluk durumu ve belirlenen komşuluk birimi tasarım ölçütlerinin sağlanıp-sağlanmadığına yönelik sonuçlarının ele alınarak ölçülmesine ilişkin bir yöntem önerisi geliştirilmiştir. Geliştirilen yöntem, komşuluk birimi ölçeğindeki yapılı çevrenin arazi kullanımı, yoğunluk ve komşuluk birimi tasarımı çerçevesinde niceliksel bağlamda analizinin nasıl yapılabileceğine ilişkin varsayımsal (hypothetical) bir örnek üzerinde açıklanmıştır. Bu yöntem, esnek bir yapıya sahip olduğundan farklı komşuluk birimlerinde, farklı alt-ölçütler ele alınarak uygulanabilir. Böylelikle yapılı çevrenin arazi kullanımı, yoğunluk ve komşuluk birimi tasarımı doğrultusundaki mevcut durumu tespit edilerek, yapılı çevreyle kentlilerin ulaşım tercihleri, sağlık durumları (obezite, ruh sağlığı vb.), konut yer seçimi, toplumsallık bilinci ve aidiyeti gibi oldukça geniş bir yelpazede yer alan çeşitli olgular arasındaki ilişki belirlenebileceği gibi arazi kullanımı, yoğunluk ve komşuluk birimi tasarımı çerçevesinde yapılı çevrenin sosyal, çevresel ve ekonomik sürdürülebilirliğe etkisi de tespit edilebilir.
Urban areas are considered as the integrated systems which are consisted of structures, environment and people, as well as they are holding the socio-economic activities that constitute the fundamentals of the everyday life. Providing the integration of the systems, which constitute the urban areas is significant in the sense that providing the maintenance of the daily life. In this context, the places, where aforesaid socioeconomic activities going on are the components of the built environment in the urban areas. Urban planning within this sense is conceived as the most important tool, which shape the components of the urban built environment. Land use, density and neighbourhood design decisions related with the urban space have a crucial role in structuring the built environment where we are living in and the built environment has the ability of directly affecting the daily life of its inhabitants. In order to determine these effects, it is required to measure the components, which shape the built environment. In this context, a method on the neighbourhood unit scale has been proposed to enable researchers to analyse numerically the built environment within the scope of land use diversity, density situation and whether the certain neighbourhood design criteria are provided, which are the results of the planning decisions related with land use, density and neighbourhood design, respectively. This proposed method could be applied to different neighbourhoods, by considering various sub-criteria. Hereby, existing situation of the built environment, in the context of land use diversity, density and neighbourhood design could be analysed numerically. Therefore, it would be possible to determine whether there is a correlation among the obtained results with the travel behaviour, medical condition (as obesity, mental health etc.), household residential choice, sense of community and place attachment etc. of the inhabitants. As well, it would be possible to confirm if there is a relation between the results of the planning decisions in the sense of land use, density and neighbourhood design characteristics of the built environment with social, environmental and economical sustainability.

7.
Site ve Mahalle Yerleşimlerinde Açık Alan Oyunlarının Karşılaştırılması: Tekirdağ Örneği
A Comparision of Children’s Outdoor Games in Gated Communities and Non-Gated Residential Neighbourhoods: The Case of Tekirdağ
Okşan Tandoğan
doi: 10.14744/planlama.2018.24008  Sayfalar 348 - 365
Günümüzde bahçe, boş alanlar ve özellikle sokak gibi açık alanlarda oyun oynayan çocuk sayısı, çocuk oyunları ve oyun süresi azalmış, çocuk oyunları değişmiştir. Çocuklar önceki kuşaklara göre başta sokak olmak üzere açık alanlarda daha az oyun oynamaktadır. Bunun nedenleri çocukların televizyon ve dijital medyaya bağımlılığı, ebeveynlerin kentsel mekanda suç ve güvenlik konusundaki endişeleri olarak sıralanabilir. Ancak kentlerde konut-sokak bütünlüğünün bozulması bahsedilen bu olumsuz değişimin en önemli nedenlerinden birisidir. Kentlerde otomobil odaklı kentsel tasarımlar yanında yoğun olarak güvenlikli sitelerin inşası ile mahalle dokusundan giderek uzaklaşılmakta, sokaklar ortadan kaldırılmaktadır.
Bu çalışmanın amacı sokak dokusunun olmadığı güvenlikli siteler ve geleneksel sokak dokusunu koruyan mahalle yerleşimlerinde yaşayan çocukların açık alanda oyun oynamak için geçirdikleri sürenin, oyun oynamak için seçilen mekanların ve oynanan oyunlarının farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesidir.
Çalışma alanı olarak Tekirdağ’a odaklanılmıştır. Çalışma kapsamında, Tekirdağ’da güvenlikli sitelerin yoğun olduğu bir mahalle olan Hürriyet Mahallesi ve mahalle ve geleneksel sokak dokusunu yaşatan bölge olan Çınarlı Mahallesi seçilmiş bu mahallelerde yer alan birer ilkokulda çocuklarla anket çalışması yapılmıştır.
Çalışmanın sonucunda yaşanılan yerleşme alanına göre açık alanda oyun oynamak için geçirilen sürenin, oyun oynamak için tercih edilen alanın farklılaştığı görülmüştür. Mahalle yerleşiminde yaşayan çocuklar sitede yaşayan çocuklardan daha fazla dışarda oyun oynamak için zaman geçirmektedir. Mahalle yerleşimlerinde yaşayan çocuklar oyun oynamak için en çok sokağı tercih etmektedirler. Güvenlikli sitelerde yaşayan çocukların ulaşamadıkları mekanların başında ise sokak gelmektedir. Güvenlikli sitelerde yaşayan çocuklar oyun oynamak için evin bahçesi, sitenin içinde yer alan çocuk oyun alanı ve sitenin içinde yer alan yeşil alanları tercih etmektedir. Yerleşme türüne göre çocukların oyun türleri yalnızca atlama, sıçrama, sekme ve denge oyunlarında farklılaşmakta, bu tür oyunlar mahalle yerleşimlerinde yaşayan çocuklarca tercih edilmektedir.
In today’s world, the number of children playing in open outdoor spaces like gardens, open spaces and especially streets, and children’s games and playing time have shrunk drastically and children’s games have changed. Compared to previous generations, children spend less time playing in open areas, particularly, in streets. Reasons like television and digital media addictions, parents’ fear of crime and security in urban spaces repress children from open outdoor spaces. However, the most significant reason is loss of integrity between residences and streets. Due to the growth in the construction of gated communities along with automobile-oriented urban planning, the culture of traditional neighborhood and street texture have almost disappeared.
The objective of the present study is to identify whether the time children spent in open spaces, children’s play areas and children’s games differentiate according to the types of settlements children live in, namely, gated communities where the traditional street texture no longer exists and non-gated residential neighborhoods where the traditional street texture still lives.
Tekirdağ province was selected as study area. In the context of the study, Hürriyet Neighborhood, where large number of gated communities take place, and Çınarlı Neighborhood, where neighborhood and traditional street textures still live, were chosen. In the study, a survey was conducted and correspondingly one primary school from each neighborhood was included to the study and students studying in these schools participated the survey.
As a result of the study, it was observed that the time spent in open spaces and children’s play areas differentiated according to the types of settlements. Children living in neighborhoods spend more time playing outdoors when compared to children living in gated communities. Children living in neighborhoods mostly prefer playing in the street. On the other hand, street is one of the leading spaces that children cannot access. Children living in gated communities prefer playing in their own gardens or playgrounds and green spaces in gated communities.

DIĞER (YARIŞMA, ARAŞTIRMA ÖZETLERI, ODA GÖRÜŞ VE DEĞERLENDIRMELERI)
8.
Planlama Dergisi 2018 Yılı Konu Dizini - Planlama Dergisi 2018 Yılı Yazar Dizini
Planlama Dergisi 2018 Yılı Konu Dizini - Planlama Dergisi 2018 Yılı Yazar Dizini

Sayfalar 366 - 369
Makale Özeti | Tam Metin PDF



 
Copyright © 2019 TMMOB
Bu sitenin tüm hakları Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesine aittir.