Planning: 29 (3)
Volume: 29  Issue: 3 - 2019
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Applications of Local Democracy Development in Local Politics: Consensus Based Cooperation Development Example
Ümmühan Kaygısız
doi: 10.14744/planlama.2019.07078  Pages 185 - 194
Günümüzde ülkeler, yerel yönetimlerin yerel siyaset alanındaki liderliğini daha ön planda tutmaktadır. Uluslararası alanda yaşanan dönüşümler ile birlikte kamu yönetimi alanındaki geleneksel yaklaşımlar dönüştürülmekte, uzun süredir uygulanan uygulamalar ve prosedürler sorgulanmakta ve demokratik ve yönetsel pratikteki yenilikler artmaktadır. Bunların yanı sıra seçilmiş yerel makamların rolü ve amacı yeniden gözden geçirilmekte ve yeniden şekillendirilmektedir. Uluslararası alanda ortak ekonomik, sektörel ve bölgesel çıkarlara dayalı olarak, yerel otoriteler bölgesel çaplı ağlarının sayısında büyük bir artış göstermiştir. Bu aynı zamanda ulusal bağlamda da ülkelerin yerel siyaset ve yerel demokrasiyi gerçekleştirmelerinde farklı paydaş gruplarına bilhassa vatandaş odaklı yaklaşımlara yoğunlaşmasına da yol açmıştır. Diğer taraftan siyasi kurumlardaki yüksek güvensizlik, çoğu vatandaş arasında giderek artan güçsüzlük duygusu, hâkim demokratik yönetişim sistemlerinin kolektif diyalog ve öğrenim için yeterli olmadığına işaret etmektedir. Bu noktada, kamu yönetişim sistemleri içerisinde farklı uygulamalar ve kurumlar önem kazanmıştır. Bazı Avrupa ülkelerinde uygulanan dairesel kurumsal düzenlemeler ve Kent Konseyleri de bunlardandır. Çok çeşitli katılımcı kitle ile vatandaş odaklı bir şekilde gerçekleştirilen dairesel tasarım farklı katılımcıların fikirlerinin dile getirildiği önemli konsensüs noktalarıdır. Buradaki temel amaç, yönetişim kapasitesini arttırmak ve aynı zamanda, görevdeki organizasyonun öğrenilmesidir. Çalışmanın amacı kamu yönetimindeki gelişmelerle birlikte değerlendirilen bu uygulamalar hakkında bilgi vererek değişen vatandaş rollerini ortaya koymaktır.
Today, countries are leading the leadership of local governments in the field of local politics. Along with transformations in the international arena, traditional approaches to public administration are being transformed, long-standing applied practices and procedures are questioned, and innovations in democratic and managerial practice are increasing. Besides these, the role and purpose of the elected local authorities is re-glanced and reshaped. The international arena has shown a significant increase in the number of regional networks of local authorities, based on common economic, sectoral and regional interests. This also led to a concentration of national-specific approaches to different stakeholder groups, particularly in the context of countries’ local politics and local democracy. On the other hand, the high level of insecurity in political institutions, a growing sense of weakness among many citizens, indicates that judge democratic governance systems are not sufficient for collective dialogue and learning. At this point, different applications and institutions have gained importance in public governance systems. Circular institutional arrangements in some European countries and the City Councils are these. A citizen-centered circular design with a large number of participants and significant consensus points on which the ideas of different participants are expressed. The main purpose here is to increase the capacity of governance and at the same time to learn the current organization. The aim of the study is to demonstrate the changing citizens’ roles by informing about the practices that are evaluated together with the developments in public administration.

2.Thinking on the Transformation of the Public Sphere and the Communicative Nature of Urban Space
Meriç Demir Kahraman
doi: 10.14744/planlama.2019.87609  Pages 195 - 201
Kamusallığın ne olduğuna ve nasıl oluştuğuna dair tartışmalar ve yazınlar esasen sosyal bilimler kapsamında üretilen çalışmalarda geliştirilmiştir. Genel olarak, bahsi geçen tüm çalışmalarda kamusal alan kavramı, kamusallığın fiziksel sınırları ötesine geçen çeşitli boyutlarını tariflemek üzere kullanılmaktadır. Bu yaklaşım içerisinde, iletişimsel bir fenomen ifadesiyle, kamusallığın ve kamusal alan(lar)ın üretimi ve yeniden üretimi fiziksel mekandan bağımsızdır. Ancak, kamusallığın fiziksel sınırları ötesine geçen boyutları herhangi bir kent içerisinde geleneksel kamusal mekanların varlığını inkar veya göz ardı da etmemektedir. Diğer taraftan, kentler farklı toplulukları ve etkinliklerini bir araya getirerek toplumsal süreçlere mekânsal bir ara yüz sağlarken, eş zamanlı olarak da toplumsal süreçler kentleri mekânsal olarak tanımlamakta ve dönüştürmektedir. Kısaca, insanlar arası bir iletişim sürecinden bahsetmek gerektiğinde mekandan bağımsız bir kavrayış da mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla, bu çalışmanın temel motivasyonu sosyal bilimler çerçevesinde ele alındığı üzere geniş bir perspektifte, kentsel mekanın kamusallığı ve iletişimsel niteliği üzerine teorik bir tartışma açmaktır. Söz konusu motivasyon, kentsel mekanların organizasyonuna dair mesleki pratiklere kamusal/toplumsal bakış açısını genişleten bir yaklaşım geliştirmek amacındadır.
The debates and literature on what is publicness and how it is formed have been developed substantially in the studies from the domain of social sciences. In all these studies, the concept of the public sphere is used to describe the various aspects that reach beyond the physical limits of publicness. Within this approach, the production and (re)production of publicness and public spheres are independent of the physical space by the expression of a communicative phenomenon. However, the aspects of publicness that reach beyond the physical limits do not deny or disregard the existence of conventional public spaces in a given urban pattern. On the other hand, while cities provide a spatial interface for social processes bringing diverse communities and activities together, simultaneously social processes define and transform cities spatially. In other words, it is not possible to picture a communication process between people independently of space. In accordance, the main motivation of this study is to open a theoretical discussion on the publicness and the communicative nature of urban space in a broad perspective. The motivation aims to develop an approach that broadens the social perspective on spatial practices in the organization of urban spaces.

RESEARCH ARTICLE
3.Analysis of the Regulation of “Zoning Reconciliation” in Local Governments
Zeynel Abidin Polat
doi: 10.14744/planlama.2019.04796  Pages 202 - 209
Urbanisation has emerged with the increase of migration from rural areas to cities. As a result of increasing urbanisation, the demand for housing has grown, and consequently, housing production has accelerated. In beginning of 2000s rapid population growth and the lack of housing inventory have forced those migrating from the city to meet their own needs for housing to a large extent by constructing illegal houses on Treasury or private land within the city limits. However, there are also housing projects that cannot be completed or inspected due to various reasons. Despite some precautionary measures, the number of illegal settlements and slums in our city grew rapidly. Local government responsibility for the management of urban areas has not been able to prevent illegal settlements for various reasons. Nowadays, as a result of the measures taken, the rate of squattering has gradually decreased. There are serious problems in meeting the urban infrastructure needs such as electricity, natural gas, water, sewage, transportation, and collecting taxes in these structures, which are considered illegal. Illegal construction and slum production (historical and territorial limitations), or measures (eg demolition decisions) not implemented sufficiently accelerated the illegal construction and squatters. The main reason for this situation is that local governments ignore some illegal structures in order to maintain their political future. From the past to the present, to solve these problems, various zoning amnesty laws have been issued. The most recent of these reconstruction forgiveness laws, also known as the “Reconstruction Peace,” is Law Number 7143 on the Restructuring of Certain Taxes and Other Receivables and Amendments to Certain Laws. According to Article 16 of this law, it aims to record unlicensed buildings constructed before December 31, 2017. The purpose of this study is to analyse the legal, social, and economic effects of the “Reconstruction Peace” regulation at the local government level, in consideration of the legal and administrative zoning amnesty process and related activities in Turkey. This study used a comparative analysis of the historical process of legislative and administrative structure of zoning amnesty laws in Turkey. In this context, the study aims to contribute to the search for alternative models of development to solve reconstruction problems in Turkey.
Kırsal alandan kentsel alanlara göçlerin artmasıyla birlikte kentleşme olgusu ortaya çıkmıştır. Artan kentleşmenin neticesinde konut ihtiyacı da artmış ve sonuçta konut üretimi de hızlanmıştır. 2000’li yılların başına kadar hızlı nüfus artışına rağmen aynı oranda artmayan konut stoku, kırdan kente göçen nüfusun kendi barınma ihtiyacını büyük ölçüde kent çeperinde hazine veya özel araziler üzerine yasadışı konutlar inşa ederek karşılamaya itmiştir. Bununla birlikte yasal olarak yapılmasına engel bulunmayan fakat çeşitli sebeplerden dolayı tamamlanamayan veya kontrolden geçemeyen konut projeleri de bulunmaktadır. Alınan tedbirlere rağmen kentlerimizdeki kaçak yapılaşma ve gecekondu üretimi olanca hızıyla devam etmiştir. Kentsel alanların yönetiminden sorumlu olan yerel yönetimler çeşitli sebeplerle kaçak yapılaşmayı engelleyememiştir. Günümüzde ise alınan tedbirler neticesinde gecekondulaşma oranı gittikçe azalmıştır. Hukuki olarak kaçak sayılan bu yapılarda oturanların imar, elektrik doğalgaz, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı ihtiyaçlarının giderilmesinde ve vergilerin toplanmasında ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Kaçak yapılaşma ve gecekondu üretimine yönelik tedbirlerin (Tarihsel ve alansal sınırlamalar) alınmaması ya da tedbirlerin (Ör. Yıkım kararları) yeterince uygulanmaması kaçak yapılaşma ve gecekondulaşmayı hızlandırmıştır. Bu durumun oluşmasının temel sebebi yerel yönetimlerin siyasi geleceklerini devam ettirebilmek için bazı kaçak yapıları görmezden gelmesidir. Bu sorunları çözebilmek için geçmişten günümüze kadar çeşitli imar afları çıkartılmıştır. Bu aflardan en yenisi olan ve kamuoyunda ‘İmar Barışı’ olarak da bilenen düzenleme “7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılanması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” dur. Bu kanunun 16. Maddesi gereğince 31/12/2017 öncesinde yapılan ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması amaçlanmıştır. Bu çalışmanın amacı; Türkiye’de imar affı sürecini ve eylemlerini yönlendiren yasal ve yönetimsel faaliyetleri ele alarak “İmar Barışı” düzenlemesinin yerel yönetimler düzeyinde hukuki, sosyal, ekonomik etkilerini analiz etmektir. Çalışmada, Türkiye’de imar affı konusuna ilişkin yasal ve yönetimsel yapının tarihsel süreç içerisinde karşılaştırmalı analizini içeren bir yöntem izlenmiştir. Bu bağlamada çalışmanın Türkiye’de imar sorunlarının çözümüne yönelik alternatif model arayışlarına katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

4.Instrumentalization of Planning Within the Scope of Decentralization, Simplification, Deregulation and Re-regulation Policies; the Impact of Parcel-scale Plan Amendments for Risky Buildings Upon Urban Space in Bursa
Zeynep Ece Güler, Levent Ünverdi
doi: 10.14744/planlama.2019.42650  Pages 210 - 228
1980’li yıllardan itibaren, Türkiye’de uygulanan neoliberal süreçlerin, kentlere ilişkin biçtiği yeni rol tanımı içerisinde özellikle metropoliten kentler, küresel sermaye açısından önemli düğüm noktaları olarak yeniden örgütlenmiştir. Bu örgütlenmeyle birlikte mekansal yapı da değişim ve dönüşüme uğramıştır. Metropoliten kentlerin süregelen değişim ve dönüşümünü yönlendiren temel politikaların belirlenmesinde ise 2000’li yıllardan itibaren kentler üzerinden şekillenen küresel sermayeye eklemlenme çabasının bütünleyicisi olarak yerelleşme eğilimleri etkili olmuştur. Pek çok ülke gibi Türkiye’de de inşaat sektörünün desteklenmesi, makroekonominin gelişmesi için politik bir araç olarak kullanılmıştır. Bu bağlamda birikim hızının arttırılmasındaki engellerin aşılması için devlet tarafından yapılan doğrudan ve dolaylı kamu altyapı yatırımları, yasal ve yönetsel düzenlemeler, planlama ve imar düzeninin basitleştirilmesi ile bunların desantralizasyonu, deregülasyonu ve yeniden-regülasyonu gözlenmiştir. Mekanın metalaşmasını hedef alan birikim stratejisini kolaylaştıracak mekansal sabitler olarak kentsel dönüşüm uygulamaları, planlama pratiğine bir araç olarak girmiş ve imar ve planlama yetkilerinin çok büyük oranda yerel yönetimlere devredilmesi mekanın metalaşmasını hedef alan birikim stratejisini kolaylaştırmıştır. Devlet gücünün bir kısmının, imar ve planlama yetkilerinin devri sayesinde, kilit hale gelen ve en etkin yerel devlet kurumları olan belediyelere aktarılması, kamu-özel işbirliklerinin de önünü açan bir merkezi strateji olmuştur. Sermayenin yerelde devletle temasını arttırarak ona yeni birikim alanları açan bu stratejinin bir örneği olarak 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapılara ilişkin onay yetkisi Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na devredilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı söz konusu yetki devrinin Bursa’da kentsel mekana etkilerinin ortaya konmasıdır. Bu kapsamda çalışmada izlenecek yöntem riskli yapı tespiti yapılan parseller ve yetki devri kapsamında riskli yapı tespiti halinde emsal artışı verilmesine ilişkin onaylanan plan değişiklikleri verilerinin; dönemsel, mekansal dağılımı ve yoğunlaşma eğilimleri ile kentsel mekana etkilerinin incelenmesidir. Çalışmada elde edilen bulgu neoliberal politikalar kapsamında sermayenin önündeki engellerin gevşetilmesi için yerelin yetkilendirilmesi yoluyla planlama ve imar düzeninin serbestleştirilmesi ve kuralsızlaştırılması sürecinin, dönüşümün kamusal yarar temelinden uzak, yaşam standartlarını düşüren parsel bazında uygulamalara evrilmesine neden olduğu ve kentsel dönüşümün mekandaki yöneliminin risk faktöründen çok ekonomik beklentiler temelinde acil müdahaleye ihtiyaç duymayan bölgelerde kendini gösterdiğidir.
Metropolitan cities in Turkey have been re-organized to play a significant role for global capital as result of the neoliberal process after the 1980s. Consequently, the spatial structure has also undergone a change and transformation. Localization, which is an indispensable part of Turkey integration process into the global capital through cities since the 2000s, has been determinant in setting up the basic policies to govern the ongoing change and transformation of metropolitan cities. Like many countries, the construction sector has been purposely supported used as a political tool for the development of macroeconomics in Turkey as well. In this regard, direct and indirect public infrastructure investments, legal and administrative arrangements, simplification of planning and zoning, and decentralization, deregulation and re-regulation of the state have all been used as steps taken to overcome the obstacles against acceleration of the accumulation rate. Urban regeneration practices, as spatial constants facilitating the accumulation strategy aimed at the commodification of space, became the key tool in planning practices while the authority of zoning and planning was transferred to local administrations to a great extent. Decentralization became the central strategy that paved the way for public-private cooperation. As an example of this strategy in Bursa, the authority for approval of the buildings at risk was transferred to Bursa Metropolitan Municipality. The main purpose of this study is to reveal the effects of this shift in authority upon urban space in Bursa. In this context, the method to be followed in the study is to determine the parcels with risky buildings and to analyze the data on the approved plan amendments within the scope of periodic, spatial distribution and concentration trends and their impact upon urban space. The findings obtained in this study reveal that the process of liberalization and deregulation of planning and zoning processes through the empowerment of local authority to loosen the barriers to capital within the scope of neoliberal policies has led to loss of public benefit in urban regeneration practices, while focusing on economic expectations and decreasing urban living standards as it mostly takes place in areas not requiring emergent intervention.

5.Squares in Urban Belonging, the Example of Trabzon Municipality Square
Havva Özdoğan
doi: 10.14744/planlama.2019.60251  Pages 229 - 246
Toplumsal yaşam sokak ve meydan gibi kamusal mekanlarda gerçekleşir. Kamusal mekanlar kamusal yaşama ait izleri biriktirerek “kamusal belleği” oluştururlar. Geçmişe ait kökleri barındıran kentsel mekanlar, kente aidiyet duymada etkili olurlar. Meydanlar kentsel mekanların ve toplumsal yaşam alanlarının önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edildiğinde; kentsel aidiyeti sağlamada meydanların rolünün, meydanlarda yaşanan biçimsel değişimlerin köklülük ve aidiyet hislerine olan etkilerinin irdelenmesi önemli olmaktadır. Çalışmada kent meydanlarının kamusal bellekteki yeri ve buna bağlı olarak kentsel aidiyet duymadaki etkilerinin irdelenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda çalışma Trabzon-Belediye Meydanı ölçeğinde yürütülmüştür. Belediye Meydanı Trabzon kent ölçeğinde mekânsal ve tarihsel süreklilik bağlamında devamlılığı olan, toplumsal yaşamdaki rolü ve kent içindeki konumu ile öne çıkan bir meydandır. Araştırma verileri; Trabzon Belediye Meydan’ında Ağustos-2016 döneminde 50 kişi üzerinde gerçekleştirilen anket ve 37 kişi üzerinde gerçekleştirilen bilişsel haritalama yöntemleriyle elde edilmiştir. Anketteki sayısal veriler istatistiksel olarak değerlendirilirken, bilişsel haritalamalardan elde edilen veriler toplumsal biliş haritası bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışmada; kentsel mekanlarda/meydanlarda kendini güvende hissetmenin, kentsel mekanı/meydanı tanımanın, mekana aşina olmanın, mekânsal deneyime sahip olunmasının mekâna ve kente aidiyet duymayı desteklediği, mekânsal deneyime bağlı olarak meydanla kurulan bağlılık derecelerini farklılaştırdığı, meydanla özdeşleştirilen binaların bulunmasının kente/meydana aidiyet duymayı güçlendirdiği görülmektedir.
Social life takes place in public spaces such as streets and squares. Public spaces; accumulates traces of public life and creates “public memory”. Urban spaces, which are the symbols of the past or the root of the public memory, are effective in building urban belonging. When the squares are accepted as one of the important representatives of social life; It is important to examine the role of squares in providing urban belonging and the effects of formal changes in squares on the feelings of root and belonging. The aim of this study is to examine the role of urban squares in public memory and their effects on urban belonging. In this context, the study was conducted on Trabzon-Municipality Square scale. In Trabzon city scale; Municipality Square, which has continuity in the context of spatial and historical continuity, its role in social life, its position in the city, has been considered as a study area. Research data; The survey was conducted in Trabzon Municipality Square during August-2016 with 50 people and cognitive mapping methods were performed on 37 people. The numerical data were evaluated statistically. Data obtained from cognitive mapping were evaluated in the context of social cognition mapping. It is seen that concepts such as trust in urban areas, space recognition and spatial experience support spatial and urban belonging. Depending on the spatial experience, the degree of attachment to the square varies.

6.Digital Representation of Seka Paper Mill’s Industrial Heritage
Üftade Muşkara, Oylum Tunçelli
doi: 10.14744/planlama.2019.36002  Pages 247 - 258
Günümüzde endüstriyel arkeoloji ve endüstriyel miras kavramları konusunda yapılan akademik çalışmaların sayısı artmaktadır. Bunun bir nedeni kültürel mirasa konu olan araştırmaların akademik çatısının genişlemesi ve farklı uzmanlık alanlarının konuya dahil olmasıdır. Nizhny Tagil Tüzüğü (2003) ile endüstriyel miras “Tarihsel, teknolojik, sosyolojik, mimari ya da bilimsel değeri olan endüstriyel kültürün maddi kalıntıları” olarak tanımlanmaktadır. Fakat, endüstriyel miras aynı zamanda somut olmayan kültürel miras formunu da taşımaktadır. Bu durumun ülkemizdeki yansımalarını özellikle ilk sanayileşme dönemi ile ilişkilendirebiliriz. Türkiye Cumhuriyeti’nin endüstriyel gelişiminin ürünleri olan fabrikalar, aynı zamanda ülkedeki büyük sosyal ve kültürel değişimin göstergeleri olarak da önem kazanmaktadır. Fabrika ve yerleşkelerindeki sosyal hayat, değişiminin yerel ölçekte temsilidir. Bu nedenle terk edilmiş endüstriyel alanların korunması ve yeniden işlevlendirilmesi, endüstriyel alanın tüm katmanlarını yansıtacak şekilde bütüncül yaklaşımları gerektirmektedir. Araştırma dijital yöntemlerin, endüstriyel miras alanında kullanıcı/ziyaretçi ve kentteki paydaşlara aktarılmasındaki kullanılabilirliğini Seka Kağıt Müzesi kapsamında değerlendirmektedir.
Industrial heritage today is being taken even more seriously by academes. It is due to the instituting of heritage studies across humanities, social sciences and natural sciences and developments in contemporary archaeology. Industrial heritage is broadly defined by many specialists after Nizhny Tagil Charter (2003) as consisting of “the remains of industrial culture which are of historical, technological, social, architectural or scientific value”. Meantime, industrial heritage comprises more then just material culture, but also valuable intangible forms of heritage. In the case of factories as the products of early industrial developments in Turkish Republic during 20’s and 50’s, they provide us important insights about the structural alteration in culture and social life in the region. Lives in factories and their campus areas were the representation of transforming identities of young republic. Therefore, preserving and conserving of such sites should consider not just the building itself but tangible and intangible heritages values together. Temporal layers including the time when the factory was still active, when it was abandoned and spatial layers including living and working quarters of industrial sites should be equally transmitted to various targets groups. This project considers how digital visualization contributes to perception of visitors with maintaining cultural mediation in SEKA Paper Museum situated former pulp and paper mill in Kocaeli district.

7.The Organization of Urban Space and Socio-Economic Characteristics: A Graph Theory-Based Empirical Study Using Hierarchical Cluster Analysis
Edward Boampong, K. Mert Cubukcu
doi: 10.14744/planlama.2019.61687  Pages 259 - 270
Kentsel mekânsal yapı ve kent formuna ilişkin yapılmış olan geçmiş tarihli çalışmalarda, sosyo-ekonomik faktörler büyük ölçüde göz ardı edilmiş, mekânsal yapı ile sosyo-ekonomik yapı arasındaki ilişki araştırma konusu edilmemiştir. Bu çalışma: “Kentsel mekân organizasyonu sosyal ve ekonomik özelliklerle ilişkili midir?” sorusuna cevap vermeyi hedeflemektedir. Çalışma alanı olarak İzmir şehri seçilmiş ve 300’den fazla mahalle sosyal ve ekonomik göstergelere ilişkin benzerliklerine göre kademeli kümeleme analizi kullanılarak 6 kümeye ayrılmıştır. Küme merkezlerine en yakın mahalleler, küme temsilcisi olarak seçilerek temsilci mahallelerde mekânın fiziksel organizasyonu, grafik teorisi endeksleri kullanılarak ölçülmüştür. Mahalle düzeyinde gerçekleştirilen tek-yönlü varyans analizi ile düğüm ve bağ ölçeğinde gerçekleştirilen çoklu karşılaştırma testleri (seri t-testleri) ile elde edilen sonuçlar, farklı sosyal ve ekonomik özelliklere sahip mahallelerde kentsel mekânsal organizasyonunun da farklı olduğunu, bu mahallelerde ölçülen ağ erişilebilirlik seviyelerinin farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bulgular, daha gelişmiş ağ topolojilerinin daha gelişmiş sosyal ve ekonomik koşullar ile birlikte varolduklarını ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın ampirik sonuçları, planlama sürecinin sosyal ve ekonomik özellikleri farklı olan insanlara benzer kentsel mekânsal organizasyonlar sunmaktan uzak olduğunu ve bunun önemli bir problem olduğunu ortaya koymaktadır. Tüm mahallelerde benzer bir mekânsal organizyon olamayacağı ve olmaması gerektiği açıktır. Ancak kentsel politikalar ve imar planları aracılığıyla her mahallede heterojen bir sosyal ve ekonomik yapı elde etmek için çalışabiliriz. Bu çalışmada açıklanan yöntem de bu amaca ulaşmada ne kadar başarılı olunduğunu ölçmek için kullanılabilir.
The relationship between the socio-economic factors and the organization of urban space has not received adequate attention in the literature. This study aims to answer the question: Is the organization of urban space associated with social and economic characteristics? The city of Izmir, Turkey, has been selected as the study area and the neighborhoods over 300 in number are grouped into 6 clusters based on their similarities pertaining to the social and economic indicators using hierarchical cluster analysis. The neighborhoods which are closest to the cluster centers selected as the cluster representatives. The organization of space in the representative neighborhoods is quantified using graph theory indices. The results from the ANOVA performed at the global level (or at the neighborhood level) and the post hoc Fisher’s least significant difference tests performed at the local level (or at the node or edge level) both reveal that neighborhoods with different social and economic characteristics have different spatial organizations, and they are different in terms of the network accessibility levels measured through graph theory indices. The findings clearly indicate more developed social and economic conditions co-exist with more developed network topologies. The empirical findings of the present study put forward that the planning process is far from providing similar urban spatial organizations for people that differ in social and economic characteristics, and that is a major real-life problem. It is clear that we cannot and should not enforce similar spatial layouts in all neighborhoods, but we can work for achieving a heterogeneous social and economic structure within each neighborhood through urban policies and development plans. The method described in this study can then be used to assess the degree of success in achieving this aim.

8.From ‘Green Space’ to Tradition: Tangible/Intangible Cultural Heritage Dichotomy, Cultural Landscape and Protecting Yedikule Vegetable Gardening as World Heritage
Bahar Aykan, İpek Başyurt
doi: 10.14744/planlama.2019.03164  Pages 271 - 287
Yedikule bostanları İstanbul’un Bizans döneminden günümüze uzanan köklü bostancılık geleneğinin yaşayan nadir örneklerinden biridir ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Tarihi Yarımada’nın sınırları içinde yer alır. Tarihi kara surlarını çevreleyen bu bostanlar, 2013 yılından bu yana park ve rekreasyon alanına dönüştürülmesine yönelik projelerle gündeme gelmektedir. Bu durum ilk bakışta bostanların Dünya Mirası statüsü ile çelişiyormuş gibi görülse de bostan alanları kara surlarının çevresindeki ‘yeşil alan’lar olarak kabul edilir ve olduğu gibi koruma statüsünde değildir. Bu makale, Yedikule bostancılarıyla gerçekleştirilen derinlemesine mülakatlara dayanarak, bu geleneğin sürdürülebilmesi için kara surlarıyla bir bütün olarak, kültürel peyzaj yaklaşımıyla ele alınıp korunmasına yönelik sözleşme nezdinde atılabilecek adımları tartışmayı amaçlamaktadır. 1992 yılında oluşturulan kültürel peyzaj kategorisi bir alanı Dünya Mirası yapan somut ve somut olmayan özelliklerin birlikte tanımlanıp korunabilmesini mümkün kılmaktadır. Bu kategori, kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel yöntem ve tekniklerle sürdürülen Yedikule bostancılığının, yüzyıllardır bir arada varolduğu kara surlarıyla birlikte gelişimini sürdüren organik peyzaj olarak yeniden listelenip koruma altına alınmasına olanak sağlamaktadır. Böyle bir değişiklik bostancılığın sürdürülmesi konusunda ulusal ve uluslararası kamuoyu oluşmasına ve bostancıların bu mirasın taşıyıcıları olarak desteklenerek karar alma süreçlerine dahil edilmesi yönünde politikalar ve projeler geliştirilmesine imkân sağlayacaktır.
As rare living examples of Istanbul’s long-standing vegetable gardening tradition dating from the Byzantine period, Yedikule vegetable gardens are located within the borders of the Historic Areas of İstanbul in the UNESCO World Heritage List. Surrounding the historic land walls, these vegetable gardens are on the agenda since 2013 with plans to transform them into parks and recreation areas. Although this may appear contradictory to the World Heritage status of the vegetable gardens at first glance, these gardens are considered to be ‘green spaces’ surrounding the land walls and do not have a protection status. Based on in-depth interviews with Yedikule vegetable gardeners, this article aims to discuss the steps that can be taken in the presence of the convention to address and protect the vegetable gardening tradition together with the land walls through a cultural landscape approach. The category of cultural landscapes that was created in 1992 has enabled the identification and protection of both tangible and intangible characteristics of an area as a World Heritage site. Yedikule vegetable gardening has been carried on with traditional methods and techniques for generations, and cultural landscape category offers an opportunity for its protection as an organically evolved continuing landscape, together with the land walls with which it has co-existed for centuries. Such a change will provide the possibility to generate national and international public opinion to sustain vegetable gardening tradition and to develop policies and projects to support gardeners as heritage bearers and involve them in the decision-making processes.

9.Evaluation of the Retaining Wall as Urban Identity Element -Case of Artvin
Zehra Eminagaoglu, Hilal Surat
doi: 10.14744/planlama.2019.48568  Pages 288 - 298
Özgün kentsel tasarım, kimlik duygusu veren, unutulmaz ve göz alıcı alanlarla, farklı yerler yaratabilir. Bir yerin kimliğini insanlar için hatırlanabilir kılan şey, yeri diğer mekanlardan ayıran özellikleri yani kendine özgü karakteri olmasıdır. Bir binanın tasarımı ne kadar iyi olursa olsun, tek başına kötü çevresini değiştiremez. Fakat iyi düzenlenmiş, yapısal ve doğal peyzaj alanlarına sahip kentsel mekanlar bir binanın tasarımındaki eksiklik veya çirkinlikleri azaltmaya katkı sağlayabilir. Kent bir bütün olarak ele alınarak çözümler üretilmelidir. Bu bağlamda kent içindeki duvarların görsel ve yapısal kalitesi bütün kent yapıları kadar önemlidir. Bu çalışmada, Artvin kent merkezine ulaşan yol boyunca yer alan duvarlar görsel kalite açısından incelenmiştir. İstinat duvarları, Artvin Kenti gibi dünyanın her yerindeki eğimli ve dağlık bölgelerin altyapısında önemli rol oynamaktadır. Çalışmada, kentte yaşayanların duvarlara ilişkin görüşleri Anlamsal Farklılaşım Metodu ile görsel olarak sorgulanmaktadır. Seçilen sıfat çiftleri ile yaşayanların her gün gördükleri duvarlara ilişkin algıları sorgulanmakta; elde edilen sonuçlar doğrultusunda duvarlar iyileştirilir ve geliştirilir ise kent için önemli bir değer olabileceği anlatılmaktadır.
Unique urban design can create different places with unforgettable and eye-catching spaces that give a sense of identity. What makes a place’s identity memorable for people is its distinctive character, which distinguishes it from other places. No matter how good a building’s design is, it can’t change its bad surroundings by itself. However, wellorganized urban spaces with structural and natural landscape areas can contribute to reducing the deficiencies or ugliness in the design of a building. Solutions should be produced by considering the city as a whole. In this context, the visual and structural quality of the walls in the city is as important as all the city structures. In this study, the walls along the road to the city center of Artvin were examined in terms of visual quality. Retaining walls have played an essential part in the infrastructure of hilly and mountainous regions around the world as Artvin City. In this study, the views of the inhabitants of the city on the walls are questioned visually by the Semantic Differentiation Method. With the selected adjective pairs, the perceptions of the inhabitants about the walls they see every day are questioned. According to the results, if the walls are improved in direction with the results obtained, it is stated that it may be an important value for the city.



 
Copyright © 2017 TMMOB
Bu sitenin tüm hakları Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesine aittir.